Vengma, hiç bir partinin borazanı değildir. Hiç bir partinin düşmanı da değidir. Kürt partilerinin doğru politikalarını destekler, yanlış politikalarını eleştirerek yol göstermeye çalışır.

42 YIL DAHA MI?

CEM CANPINAR / PKK 1978’de kuruldu biliyorsunuz; 1984’te de silahlı eylemleri başlattı.

Bu iki tarih arasında da pek çok insan öldü.

Örgütler birbirine silah çekti, PKK’den, KUK’tan, Kawa’dan adamlar hayatlarının baharında aramızdan ayrıldılar.  Derken sahne PKK’ye kaldı; diğerleri silahlı eylemlerin şiddetinde geriye düştüler, zamanla da küçüldüler, hatta yok oldular.

12 Eylül’de asker darbe yaptı. PKK’nin önemli kadrolarını, sempatizanlarını diğer Kürt örgütleriyle beraber içeri tıktı, onları korkunç işkencelere tabi tuttu. Özellikle Diyarbakır Cezaevi’nde devletin uygulamaları Kürtleri adeta silaha sarılmaya teşvik etti.

Süratle günümüze gelelim. Yıl 2020.

(Bir parantez: Mithat Sancar “PKK ile alakamız yok” diyerek siyaset(!) yapıyor.  Bari Selahattin Demirtaş’a sorsaydı, “Alakamız var mı yok mu?” diye.  “Sayın Öcalan’ın heykelini dikeceğiz” diyen Selahattin’i bari ters köşeye yatırmasaydı bu profesör. Her neyse, parantezi kapatıyorum)

Sahnede PKK ve onun yasal kolu HDP var. Bir de boy vermeye çalışan diğer birkaç Kürdi parti.

Ortalama bir Türkiye Kürdüne sorarsanız parti denince akla HDP gelmez, onların partiden anladıkları PKK’dir. Diğer Kürt partileri zaten partiden sayılmazlar bunlara göre. Parti dedin mi sadece Pkk anlaşılmalı!

Merceği biraz daha yakın tutalım ve PKK’ye biraz daha yaklaşarak bakalım. Elimiz vicdanımızda olsun ama.

Tam 36 yıldır PKK silahlı eylemler yapıyor. Sağlam rakamlara dayalı bir arşiv yok elimizin altında, ama şöyle bir şey söylersek abartı olmayacaktır: Bugün Türkiye Kürdistan’ı dediğimiz her vilayetten, her kasabadan ve hatta her köyden toprağın altında yatan bir PKK’li (“PKK şehidi”) var. Kimisinin mezar yeri bellidir, ama çoğunun belli değil.

Dağda
Abisini,
Ablasını,
Kardeşini
Sevgilisini,
Amcasını, 
Arkadaşını,
Dayıoğlunu,
Teyzekızını 

Okul arkadaşını yitiren  öfkeli milyonlar PKK’nin doğal hinterlandı oldular.

PKK kayıp verdikçe köyündeki, kasabasındaki Kürt, öfke oldu, isyan oldu, gitti PKK’ye sarıldı. Ağabeyini kaybeden Kürt genci, gözünü dağlara çevirdi. Ablasının ölüm haberini alan gencecik kızlar dağın yolunu tuttu. Üniversitelerde okuyan gençler okullarını bıraktılar. Mesleğe atılan nice avukat, doktor, öğretmen işlerini güçlerini bıraktı, bir gün ansızın dağa çıktı.

90’lı yılların başında PKK en zirve noktasına ulaştı.

Tabii bu arada silahların gölgesinde sivil siyaset boy veremezdi. Hiç bir Kürt siyasetçisi umut olamazdı, imkanı yoktu. PKK dışında kalan hiçbir Kürt partisi ve lideri bu çatışmaların orta yerinde ne kendine yer bulabiliyordu ne de söyledikleri bir etki yaratıyordu.

Silahlar patlıyordu, ölümler vardı ve çoluğu çocuğu dağda olan milyonların gözü kulağı bu çatışmalardaydı.

Artık her kes ama her kes yüzünü bu vurdu kırdıya çevirdi. Gözü yaşlı analar, babalar çoğaldıkça, abisini, ablasını, bacısını, kardeşini yitirenler katlandıkça “ver elini dağlara” diyenler katmerli arttı.

İyi güzel de, dağlara giden bu binlerce insan nasıl bir silahlı eğitim alıyordu? Nasıl bir bilinçle savaşa gönderiliyordu? Ne tür dersler görüyorlardı? “Partide” ilişkiler nasıldı? Lider denince bir militan ne anlamalıydı, ne anlıyordu? Abdullah arkadaş/ Ali arkadaştan//PKK Genel Sekreteri/PKK Genel Başkanı/ Önderlik / Reber Apo / Bıji Serok Apo’ya taltif eden Abdullah Öcalan nasıl bir seyir izliyordu?

Kendisiyle yola çıkanlar birer ikişer yok olurken, onun yanında kalanlar nasıl olur da zamanla onun karşısında birer emirerine dönüşüyorlardı? Onunla Ankara’da yola çıkanlar nasıl oluyordu da zamanla tek tek uygulamaya alınıyor, hepsi ama hepsi istisnasız olarak kendini özeleştiri adı altında aşağılıyor, kendini aşağılarken Öcalan’ı da yüceltiyor ve bu yolla hayata tutunuyorlardı?

Öcalan büyürken, onunla yola çıkanların Öcalan karşısında bir sinek kadar değersizleşmeleri nasıl izah edilebilirdi?

“Partiye” katıldıklarını, Kürdistan’ın bağımsızlığı için savaştığını düşünenler zamanla nasıl bir sistemin dişlisine dönüşüyorlardı? Devletin değil, bizzatihi örgütün infaz ettiği gerilla sayısı nasıl oluyordu da binlerle ifade ediliyordu?

Nasıl bu kadar hain çıkıyordu? Bu “parti” denilen ortam, hain üretme çiftliği miydi? Ve bu ortamın yaratılmasında suçlu kimdi? Sevgiyi kim öldürmüştü? Yoldaşlık, güven ilişkisi neden tükenmişti? Aile kurumunu ajan kurum sayan anlayışın temelinde ne vardı? Bunun sonuçları topluma nasıl yansıdı, “partiye” nasıl yansıdı?

Ve en önemlisi, 1978’den bu yana PKK nasıl bir kültür bıraktı?

Nasıl bir vatanseverlik bıraktı? Nasıl bir hukuk anlayışı bıraktı? Nasıl bir siyasal anlayış bıraktı? 

1984’ten beri sayısını bilmediğimiz kadar Kürt gencinin yitirilmesine sebep olan, kendisi dışında her Kürt hareketini hainlikle damgalayan, kendisini kutsal, diğer tüm Kürt hareketlerini en iğrenç etiketlerle damgalayan, Öcalan’ın sıradan bir itirafçı olduğunu bile bile ondan, yani bir itirafçı kadavrasında bir “serok” inşa etmeye çalışan, bir dikdatör bozuntusundan, bir ödlekten devlet eliyle kahraman yaratmaya kalkan bu Kandildeki zevata sormak lazım: 42 yıldır Kürt gençlerini ölüme gönderiyorsunuz… Barı kurtardığınız bir köy var mı? Kurtardığınız bir kasaba var mı? Kurtardığınız bir gölet var mı? 

Yok.

Ve üstelik İmralıdaki itirafçıya ayak uydurmak için ulus devlete karşıyız safsatasını dillendiriyorsunuz. Ee o zaman ne diye bu insanları ölüme gönderiyorsunuz? Başınızdaki itirafçı Ulus devleti geri, ilkellik olarak hikaye ediyor. Siz de korkunuzdan onun dediklerini tekrarlıyorsunuz. Kürdistan diye bir devlet talebiniz yok.

İyi güzel de hâlâ ve hâlâ bu insanları ne diye ölüme gönderiyorsunuz o zaman? Bir tane aklı başında olanınız bunu bir açıklasa da anlasak?

Başınızdaki Suriye’deyken onlara göre konuşuyordu, şimdi Türkiye’de, Türkiye’ye göre konuşuyor.

Bir sıvı gibi, girdiği kabın şeklini alıyor.

Acaba diyorum, 42 yıldır durmadan Kürt gençlerini şehit edebiyatıyla bu kadar ölüme yatırdığınız halde, bir yorgan büyüklüğünde yeri özgürleştiremediyseniz, bunun sebebi nedir?

Kürtler, PKK’den bu yana on binlercesi cezaevine düştü. Oğulları, kızları öldü. Hem de on binlercesi. Abartısız olarak böyle. Milyonlar mülteci oldular. Nan ekmeğe muhtaç oldular. Durumu iyi olanlar ise elde avuçta ne varsa “parti”ye aktardılar. Yurtdışından insanlar milyonlarca mark, dolar, euro gönderdiler. Oğullarını kızlarını verdiler, bazen de vermek zorunda bırakıldılar.

Pekii ne uğruna?

Elde edilen ne?

Tüm bu mücadele, tüm bu enerji, tüm bu canlarla bir değil iki devlet kurulurdu. Ama bir diktatörün hizmetine sınırsız bir yetkiyle teslim edilen bu can ve mal bir korku imparatorluğunun, kartondan bir “serok”un inşasından başka bir şey yaramadığı artık ortadadır.

Çetin Güngör muhalefet ettiğinde internet yoktu. Farklı televizyon, farklı gazete ve radyolar yoktu. “Semir unsuru” denilerek düşünen bir beyni, silahla, Avrupa’nın orta yerinde susturabiliyor, zavallı köylüleri buna inandırabiliyordunuz.

Ama o günler çoook geride kaldı. Artık her şey ayan beyan ortada. Bilgi çok hızlı yayılıyor. Tüm pislikleri görmek, okumak izlemek mümkün. Abdullah Öcalan’ın itirafları internet ortamında var ve üstelik görüntülü. Bir tıkla izleniyor. Mızrak çuvala sığmıyor. O itiraflar izlendiğinde neden bir yorgan kadar yeri özgürleştiremediğiniz de ortaya çıkıyor.

Sahi, bu PKK niçin var?

Kürde korku salmak dışında artık ne işe yarıyor?

42 yıldır ölüyoruz, öldürüyoruz. İyi de ne uğruna?

Çocuklarımız ne için ölüyor?

Abdullah’ın emir kulları Kandildekilerle M. Hayrı Durmuş ve arkadaşlarının içerdeki duruşları arasında bir benzerlik kaldı mı?

Direnişçi ile itirafçı artık ayırt edilmeyecek mi sanıyorsunuz?

Kimdir itirafçı?

Kimdir direnişçi

Kime, neyi, ne kadar yutturabilirsiniz?

... Bu yazımız ile ilgili görüşünüz? ...

Loading spinner

Yorum Yazın

E-posta hesabınızı yayınlanmıyoruz

16 − sixteen =

Kullanıcı deneyiminizi artırmak için çerezler kullanıyoruz. Sorun yok, rahat olun. Size özel herhangi bir bilgiyi yayınlamıyor ya da paylaşmıyoruz. Anladım, sorun yok Daha Fazla