Vengma, hiç bir partinin borazanı değildir. Hiç bir partinin düşmanı da değidir. Kürt partilerinin doğru politikalarını destekler, yanlış politikalarını eleştirerek yol göstermeye çalışır.

Anadil

Said Aydoğmuş, Kuzey Kürdistan’da, Yeniden Yoğunlaşan Anadil- Siyaset İlişkisine Dair Tartışmanın Verimliliği İçin Birkaç Husus DahaBütün milletlerin, milli hak ve özgürlükleri için verdikleri politik mücadelelerinde olduğu gibi, bizde de anadil, devletleşme amaçlı toplum ve millet olma mücadelesi sürecinde çok önemli bir role sahiptir.

Bu rol, biri birimizle anlaşmak, düşünce üretmek, ulusal kültürümüzü yaşatıp geliştirmek, tarihimizi öğrenerek onun bilincini oluşturmak/edinmek ve böylece ortak bir milli duygu ve ruh dünyası yaratmak ve tüm bunlarla birlikte diğer milletlerden farklılığımızı ortaya koyan ayrı bir kimlik edinmek gibi başlıca hususlarından oluşur.

Ancak anadilin bu genel rolü, her milli inşa ve mücadelenin kendine özgü koşullarına göre değişikler arz eder. Bırakalım başka ezilen milletleri, günümüz koşullarında Kürdistan’ın değişik parçalarında bile anadilin milli inşa ve mücadeledeki rolünün önemi farklılaşmış durumdadır. Bu yazının kapsamı içinde ayrıntısına giremeyeceğim nedenlerle anılan rolün görece hayli etkisizleştiği parça, Kuzey Kürdistan’dır.Açıktır ki, bunun en önemli nedeni, Türk egemenlik sisteminin ve dolayısıyla yapay ve tekçi uluslaşmasının özelliklerinden kaynaklanmaktadır.

Bu sistem, birçok halkın, milletin vatanını çıplak işgal ve jenosidal uygulamalarla “vatan” edinmiş ve bunun üzerinde adeta yapay bir ulus yaratmıştır. Kürt mili inşası ve mücadelesi, bu jenosidal projenin son, ama önemli engelidir. Bundan dolayıdır ki, Kürd ve Kürdistanın varlığı, “beka sorunu” olarak görülmektedir. Daha da kötüsü, bu anlayış, sadece Türk devlet aklında, kurumlarında değil, Türk halkının zihniyetinde adeta toplumsallaştırılmıştır.Bu jenosidal anlayış ve uygulamalardan en çok nasibini alan ana dilimiz, neredeyse yok olmakla karşı karşıyadır.

Daha da kötüsü, Kuzey’de Kürd ulusal dinamizminin büyük çoğunluğunu, sözde Kürdler adına yöneten ve aynı misyona, aynı “sözleşme” ile diğer üç parçada da soyunan KCK’nın (PKK ve çevre örgütlerinin 4 parçadaki şemsiye örgütü) anadil ilgili politikası, aynı politik misyonu, yani asimilasyonu , üstelik kandırmaca bir yöntemle gönüllü olarak üstlenmiş durumdadır.

Yaklaşık 50 sahifeyi bulan “KCK Sözleşmesi”nin dil ve eğitim (kavramlaştırmada, özellikle “anadil” demekten kaçınılmıştır) politikasını yönetecek olan komitenin önüne konan talihsiz sahte görev, “3. Bölüm”ün “Alan Merkezleri” başlığı altındaki (c) şıkkı ile aynen şöyledir:“ Dil ve Eğitim Komitesi: Kürtçenin geliştirilmesi, okuma ve yazma dili olarak (resmi dil değil-SA) halk tarafından öğrenilmesi ve kullanılması faaliyetini yürütür. Çocukların, gençlerin ve halkın eğitimi için projeler geliştirir, kurumlaşmalar yaratır ve bunları hayata geçirir”

https://tr.wikisource.org/wiki/KCK_S%C3%B6zle%C5%9Fmesi

Bu politika, “KCK Sözleşmesi” ile Kürdistan’ın 4 parçasında da kurulan ve kurulacak olan sistemin, “Ulusların kendi kaderini tayin hakkı” ile ilgili aşağıdaki belirlemesi ile tam anlamıyla bir uygunluk içindedir. Anılan “Sözleşme”ye göre “Bu hak, kendi demokrasisini ve devlet olmayan kendi yönetimini kurma hakkıdır.”Konuyla ilgili uluslar arası anlayış, literatür ve pratik uygulamanın tam tersi nitelikte olan bu sözde kaderini tayin hakkı sisteminde, yine sözde serbest olarak kurulabilen, kurulacak olan siyasal partiler için de özellikle “ Devlet odaklı olmamak” koşulu getirilmiştir.Biraz uzatma pahasına da olsa yukarıdaki alıntılarla sadece ağır/yoğun bir dil ve kültür asimilasyonunu değil, aynı zamanda etkili bir siyasal asimilasyon felaketini de yaşamakta olduğumuzu belirtmek istedim.

Kuzey Kürdistan’da Kürd partisi olmadığını ısrarla iddia eden bir partiye Kürd ulusal dinamizminin büyük bir ağırlıkla angaje olması/edilmesi bu felaketin çok açık ve etkili ve aynı zamanda acıklı da olan bir realitesidir.Kuzey’de yaşamakta olduğumuz asimilasyon tsunamisinin bir de uluslar arası boyutu bulunuyor.

Genel olarak Küreselleşmenin, bilişimin ve başta internet olmak üzere iletişim teknolojisinin olağan üstü bir hızla gelişmesi, bizim dil ve kültürümüz gibi, gibi ağır baskılar altında olan tüm dil ve kültürleri çok olumsuz etkilemekte, asimilasyon ve entegrasyon dalgasını daha bir etkili kılmaktadır.Derken…Kuzey Kürdistan’da, içinde bulunduğumuz koşullarda, Kürdlerin önemli bir kesimi zaten asimile olmuş durumdadır. Yine önemli bir kesim, anadilini konuşmak bir yana, anlayamamaktadır da. Diğer önemli bir kesimi ise, anadilini anlasa da artık konuşamamaktadır. Bir de buna, henüz asimile olmayan bölümleriyle büyük çapta biri birini anlamayan Kurmancları ve Kırmancları/Zazaları ve bunun yarattığı sorunu ekleyelim. Ki bu sorun, sadece dil ve kültürün acıklı durumu ile sınırlı olmayan siyasi boyutlu bir sorundur da.İçinde bulunduğumuz koşullar nedeniyle Kuzey Kürdistan da, Kurmancîsi, Kırdkîsi/Zazacasısıyla Kürdçeyi bilip, konuşup, yazanların, toplam nüfus içindeki oranını bir tarafa bırakalım, Kürd siyasileri, aydın, enetllektüel ve akademisyenleri içinde bile hayli azdır.

Tüm bu gerçeklere rağmen, son zamanlarda, Kürd aydınlarının ve hatta siyasetçilerinin önemli bir kesimi, “anadil politikası” adı altında Kürdçe konuşup yazamayanları adeta aşağılamakta, böylelerinin Kürdlüklerini tartışma konusu yaparak hele de siyaset yapmalarını neredeyse yasaklamayı savunmaktadır.Türk egemenlik sisteminin politikası, Kuzey Küsrdistan’daki siyasetin acıklı durumu ve uluslararası trendlerin realiteleri göz önünde bulundurulduğunda, Kürd dilini konuşma ve yazma ayrıcalığına dayandırılan bu anlayış ve tutum, hem anadilin savunulup geliştirilmesine ve böylece asimilasyon dalgasının kısmen etkisizleştirilmesine hem de anadilin meşru savunmasının ve geliştirilmesinin milli siyaset ile pozitif anlamda ilişkilenmesine hizmet etmeyen irrasyonel bir savunu ve ilişki biçimidir.“Anadil ve Siyaset İlişkisi” ile ilgili dünkü sorumu, yakın zamanda benzer bir konuyla ilgili olarak yayınlaşmış yazımın bir bölümüyle sonuçlandıracağım:

“Açıktır ki, ulusal inşada dil ve kültürün, çok ama çok, önemli rolleri var. Ancak devletleşmeyi ve dolayısıyla her yönüyle kendi kendini yöneterek, kendi kamusal alanlarını yaratmayı amaçlamayan, yaratamayan bir ulusal mücadelenin/inşanın, hele de inkar ve imha nitelikli Türk egemenlik sistemi ve yanı sıra mevcut küreselleşme koşullarında, dil ve kültürünü geliştirmesi bir yana, onları koruması dahi mümkün değildir. Özcesi, özünde biri birini destekleyip tamamlayan bu öğelerin siyasal ve toplumsal denklemi, uzun vadeli sürecin belirleyeni olan ulusal inşaya/devletleşmeye hizmet edip onu amaçlamıyorsa, kendi başına dil kültür “Kürtçülüğü” yapmak, eskiden yaptığımız yanlışın bir başka versiyonu olarak ciddi yanılgılara ve dolayısıyla algı yanılsamalarına neden olup ulusal inşa sürecinin kendisine ciddi zararlar verebilir.“Eskiden yaptığımız yanlış”tan kastım şu:

19. Yüzyıl’ın ilk yarısındaki yenilgiler sonrasında, 1960’lı özellikle 70’li yıllarda, Kürd ulusal hareketi olarak yeniden ortaya çıktığımızda, örgütten örgüte kısmi farklılıklar içermekle beraber, genel olarak anılan denklemin dengesini, dil ve kültür öğelerinin rolünü önemsemeyen ve dolayısıyla bunları ulusal inşa ve devletleşme, o zamanlar kullanılan klasik deyimi ile “devrim” sonrasına erteleyen, yanı sıra dili ve kültürü, siyasetin ve hatta örgütsel çıkarların çok basit araçları gibi gören bir anlayış ve pratik benimsedik. Bu yanlış anlayışın, günümüzde hem siyasal hem de dil ve kültür alanında yaşadığımız asimilasyon ve entegrasyon felaketinde çok önemli bir rolü bulunuyor”Bu önemli konuyu tartışmaya devam etmeliyiz, edeceğim…15 Kasım 202

... Bu yazımız ile ilgili görüşünüz? ...

Loading spinner

Yorum Yazın

E-posta hesabınızı yayınlanmıyoruz

17 + 9 =

Kullanıcı deneyiminizi artırmak için çerezler kullanıyoruz. Sorun yok, rahat olun. Size özel herhangi bir bilgiyi yayınlamıyor ya da paylaşmıyoruz. Anladım, sorun yok Daha Fazla