Vengma, hiç bir partinin borazanı değildir. Hiç bir partinin düşmanı da değidir. Kürt partilerinin doğru politikalarını destekler, yanlış politikalarını eleştirerek yol göstermeye çalışır.

“Yurtseverliği Güçlendiren Demokrasidir”

30.06.2017

Sayın Mustafa Shafik, sizi tanımayan okuyucularımıza kısaca kendinizi tanıtır mısınız?

Bizi tanıyan ya da tanımayan saygı değer bütün okuycularınıza selam ve saygılarımı sunuyorum.

 Adım Mustafa Shafik (politik çevrelerde Ari olarak tanınıyorum) 1968’de Güney Kürdıstan’ın Barzan bölgesinde dünyaya geldim. İlkokulu köyde, ortaokulu Soran’da, liseyi Erbil’de okudum. Musul Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne kaydımı yaptım ancak siyasi durum ve güvenlik riski nedeniyle okula devam edemedim. Daha sonra bir yıl hukuk okudum. Koşullar izin vermeyince okula devam edemedim. Sonrasında Siyasal Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler ve Diplomasi bölümünden mezun oldum.

Sizi PKK ile buluşturan süreç nasıl işledi? PKK`de hangi görevleri üstlendiniz?

1980`de İran – Irak savaşı başladı, bu savaş Kürdistanı da etkiledı. Savaştan önce köylerin büyük bölümü boşaltılmıştı. Savaş başlar başlamaz boşaltılan bir çok alan peşmergenin denetimine geçti. “Kurtarılmış bölgeler” olarak adlandırılan büyük bir toprak parçası İran- Irak ve Türkiye sınırlarının genelini kapsıyordu. Saddam rejiminden ve savaştan kaçan Kürt halkı, bu alanlara geri döndü. O zaman ailemizin de içinde yer aldığı halkın bir bölümü “’Barzanilerin Enfalı” olarak bilinen büyük katliama maruz kaldı. Amcamın da içinde yer aldığı akraba ve köylülerimizden 13 kişi tutuklandı. O dönemde Barzani aşireti ve bölgesinden 8 bin kişi canlı olarak Irak çöllerinde gömüldü. O yıllarda ben ailem ve çevremizle birlikte katliamdan kurtulanlar, kurtarılmış alanlara sığındık. Ancak İran-Irak savaşı sona doğru giderken Saddam Hüseyin rejimi, askeri gücünün büyük bölümünü bu alanlara yönlendirdı.

 Özelikle 1988 Mart ayından başlayıp Eylül ayına kadar ‘’Enfal Hamlesi ‘’ olarak tanınan o vahşi Irak saldrıları başladı. Halepça Katliamı dahil büyük katliamlar gerçekleşti. 6 ay zarfında 182.000 insanımız katledildi, milyonlarcası tutklandı ve toplama kamplarında kendilerine hayvan muamelesi yapılarak zor kuşularda yaşam sürdürmek zorunda kaldılar. Bu saldırılardan kurtulanlar ise Türkiye ve İrana sığındılar. Ben ailemle birlikte İrana sığındım. Büyük bir soykırıma uğrayan Güney Kürdistan halkı, Türkiye ve İran’da çok ağır psikolojik, ekonomik ve siyasi şartlar altında yaşamayı sürdürmek zorundaydı. Güney Kürdistan’da Kürt partilerinin çoğu çaresizlik içinde İran’a sığındılar. Ümitler bitmemişti ancak çaresizlik hakimdi. Ben o esnada doğu Kürdistandaydım (İran’da). Bir grup genç öğrenci ile birlikte “Ne yapılmalı? Güney Kürdistan’da nasıl mücadele sürdürülmeli? Bunun imkânı var mı?” sorularını sorduk. Kısacası kendi aramızda bir çözüm arayışına girdik, yine çevre insanlarla temas kurmaya çalıştık. Baktık bize benzer başka gruplar da var. 1988’in son aylarından 1989 ilk baharına kadar önemli sonuçlara ulaştık. Bu sonuçların en önemlisi:

  • Bağımsızlık Kürt sorunun yegane çözüm yoludur, diğer bütün çözümler geçici ve dönemsel olarak kabul edilebilir, ancak nihai çözüm olmaz.

  • Ne pahasına olursa olsun ve koşullar ne olursa olsun Kürdistan toprakları boş brakılmamalı, mutlaka mücadele sürdürulmeli.

  • Kürdistan mücadelesi artık hiçbir şekilde sömürgeci devletlere dayanmamalı, her parça diğer parçaya dayanmalıdır.

Bu inançla biz grup olarak karar verdik: Güney Kürdistan’a silahlı mücadeleyi sürdürmek için döneceğiz, ne İran’a ne Türkiye’ye ne de Irak’a asla dayanmayacağız. O zaman hâlâ dağlarda gerilla mücadelesi sürdüren PKK’den destek alacağız, temel ve stratejik dayanma gücümüz o olacaktır. 1989 son baharında gruptan 14 kişi karar verdik ve Güney Kürdistan’da tekrar silahlı mücadelenin başlaması ön hazırlıkları için dağa çıktık, PKK saflarına katıldık.

1989 -2000 yılları arasında PKK saflarında mücadeleyi sürdürdüm, Merkez Komite olmak üzre değişik düzeylerde sorumluluk aldım, siyasi, askeri ve diplomatik alanlarda mücadeleye katıldım. Güney, Kuzey ve Kürdistan’ın diğer parçalarında da farklı çalışmalarda yer aldım. 1991 Güney Kürdistan’ın halk ayaklanmasından sonra koşullar değişmesine rağmen Kuzey Kürdistan’da bağımsızlık için mücadeleyi sürdürmeyi esas aldım.

PKK’den neden ayrıldınız?

1999 Abdullah Öcalan’ın yakalanmasından sonra PKK temel strateji değiştirmeye girince artık benim örgütle yola davam etmemin bir nedeni ve anlamı kalmadığı kanaatine vardım ve ayrılmaya karar verdim.

 Sonrasında peki?

2000 yılının sonunda örgütten ayrılarak Almanya’ya yerleştim. Uzun zaman sivil yaşamdan kopmamıza rağmen tekrar her insan gibi yaşama dönmekle birlikte, aslında bu yaşam benim için geçici sayılırdı. PKK’den ayrılmamız mücadeleden ayrılma anlamına gelmez, bir süre Almanya’da kaldıktan sonra, tekrar karar verdim ve Güney Kürdistan’a dönüp halkımızın mücadelesine katkı sunmaya çalıştım. 2005’ten bu yana Güney Kürdistan’da askeri, siyasi ve medya alanında belli çalışmalara katıldım.

 Şu anki göreviniz nedir? Kürtçe ve Türkçe dışında başka diller de biliyorsunuz sanırım?

2012’den bu yana Suriye ve Batı Kürdıstan ile ilgili Neçirvan Barzani’nin özel danışmanlık görevini yürütmekteyim.

Kürtçe (Soranice, Kurmançca), Arabça, Farsça, Türkçe, Almanca ve İnglizce dillerini biliyorum.

“Kürdistan’da iki çizgi hakim”

 Sayın Ari, Suriye içsavaşı çıkmadan önce Kürtler’in yaşadığı Surıye Kürdistan’ında hangi Kürt partileri vardı ve bu partiler şu anda da varlıklarını sürdürüyorlar mı?

Bu soruyu hemen “evet“ cevabını  verebilirim, ancak gerçek durumu anlamak için bence bu parçanın geçmişine dönüp bakmak gerekır. Batı Kürdistan’da diğer Kürdistan parçaları gibi silahlı mücadele gelişmedi, Batı Kürdistan’ın coğrafi ve demografik koşulları buna elverişli değil, ancak bu parçada hiçbir zaman Kürtlük mücadelesi bitmemiştir.

1927’de (Xoybun) ya da (Hoyibun) hareketi genelde Suriye ve Lübnan’daki aydın ve Kürt şahsiyetleri tarafında kuruldu. Daha sonra (1925-1938) arası Kuzey Kürdistan serhıldanlarına Batı Kürdistan’ın önemli destekleri oldu. 1957’de ilk Kürt partisi (Partiya Demokrata Kürd -Suriya – kısa adı – ALPARTİ -) kuruldu. Şu an adını Kürdistan Demokrat Partisi–Suriya , PDKS olarak tanımlamaktadır.

Dr. Nureddin Zaza ilk partinin başkanı seçildi. 1961 Güney Kürdistan’da Molla Mustafa Barzani önderliğinde Irak sömürgecilere karşı Eylül devrimi gelişince, Alparti bir anlamda Devrimin Suriye kolu temsilcisi rolü oynadı. Suriye rejimi bu yakınlaşmayi fark edince hemen karşı harekete geçti. Bir taraftan Nureddin Zaza dahil parti liderlerini tutuklamaya girişti. Diğer yandan örgütü bölmeye çalıştı. 1964 te Alparti sağ- sol şekilinde ikiye bölündü. Barzani’ye yakın olan Alparti (Dr. Nureddin Zaza ve arkadaşları) kendi çizgilerinde davam ederken, şu an Kürdistan Sol Demokratik Parti sekreteri olan Hamid Haci Derveş ile birlikte Alparti’den ayrılan ikinci parti kuruldu. Dört Kürdistan parçasında olduğu gibi Batı Kürdistan’da 1975’e kadar Barzani çizgisinde yürüyen Kürdistan Demokrat Partisi dışında   ortaya çıkan diğer partilerin hiçbirisi ciddi bir varlık gösteremedi.

1975 Güney Kürdistan yenilgisinden sonra Batı Kürdistan’da yeni örgüt ve siyasi akımlar gelişti. Talabani’ye yakın olan Hamid Hacı Derveş ve Partisi 1975’ten sonra Alparti’yle rekabete geçti. Yine sol ve sosyalist olarak tanınan birçok örgüt kuruldu. 1980’den sonra Lübnan’a yerleşen PKK Batı Kürdistan’da örgütlenmeye başladı.

Sayı olarak örgütler çoğaldı, ancak 1990’a kadar Barzani çizgisine rakip olabilecek Bati Kürdistan’da ciddi bir örgüt çıkmadı. 1990’lı yıllara doğru gelince PKK ve KDP çizgileri arasında artık ciddi bir yarışma sözkonusu oldu. Bu arada Suriye rejiminin rolünü unutmamak lazım. Suriye istihbaratı her yönüyle bu parçaya yöneldi. PKK’ye her türlü zemin ve imkan sunarken, diğer partilere özellikle Barzani’ye bağlı Alparti’ye yoğun baskılar kurdu. Sürekli tutuklamalar oldu, lider kadroları etkisizleştirmeye çalıştı. Etkili olanları da farklı yöntemlerle tasfiye etti. En kötüsü bütün partiler içinde müthiş bir ajanlaştırma ve örgütleri bölme politikası uyguladı. Suriye rejimi bu politikasında başarılı oldu.  Kürt partileri içerisinde sürekli bir bölünme ve parçalanma yaşandı. Neticesinde onlarca parti ve örgüt şu anda mevcut. Ancak genel anlamda Batı Kürdistan’da iki çizgi hakim:

1-   Barzani çizgisi: Kürt ulusalcı çizgiyi temsil eden bir çizgi (1957’de kurulan ve bugüne kadar varlığını davam ettiren “ALPARTİ” ve buna yakın partiler. Şu an bütün bu partiler Kürt Ulusal Meclisi – Surıya (Encumena Niştımanî Kurdî –Suriya) kısa adı (ENKS) bünyesinde birleşmişler.

2-   Solcu- Apocu çizgi: PYD’nin temsil ettiği Tevdem bünyesinde organize olan çizgidir.

Her iki grup örgütlü tabana, kitleye ve askeri güce sahiptir. PYD askeri alanda etkili olmasına rağmen hâlâ PDKS- ENKS kitlesel bakımdan Batı Kürdistan’da en geniş tabana sahiptir. PYD ve arkasında olan Suriye ve İran bu gerçeği bildikleri için Alparti ve ENKS’yi  sürekli engellemeye çalıştılar. ENKS’nin Peşmerge “ROJ‘’ olarak bilinen bir askeri gücü vardır. Bu güç şu an Güney Kürdistan ve sınır bölgeye yerleşmiş durumda. PYD ile olan sorunlardan dolayı Batı Kürdistan’a giriş yapamıyorlar. Bu şartlarda kardeş kavgası çıkmasın diye hep hasasiyet gösterildi. Özelikle DAİŞ savaşı sürerken iç çatışmaların çıkması, kabul edilecek bir durum değildir. Peşmerge ‘’ROJ’’ çok nitelikli bir savaş gücü ve DAİŞ’e karşı Güney Kürdistan’da önemli rol oynadı. 300’den fazla şehit ve yaralıları oldu.

Kısacası Batı Kürdistan’da değişik parti ve gruplar mevcuttur. Bu partiler hepsi mücadelenin gereği olarak ortaya çıkmamış olabilirler. Özel savaş sonucu Suriye rejiminin özel bölme – parçalama politikaları sonucu olarak da ortaya çıkmış örgütler olabilir. Ancak bütün bunlar bir örgütün veya bir grubun diktatörlüğünü, mutlak otoritesini meşru kılmaz. Ne olursa olsun bu parçadaki bütün tarafların özgürce mücadeleye katılma zemini aranmalı. Özelikle iki temel güç olan Barzani ve PKK mutlaka bir uzlaşma yolunu aramalılar. Yoksa birbirini bitirmeye çalışmaları Kürt halkına zarar vermekten başka bir sonucu olmayacaktır.

PYD’nin bölgede etkinliğinin artması ve bölgede kendi gücünü tesis etmesinden sonra muhalif diğer Kürt örgütlerini tasfiye ettiği yazıldı basında. Doğru mudur bu haberler?

Doğru yanı var, günlük politikalara bakmadan, PYD’nin temel stratejisine baksak aslında bir sorunu çözmek ya da bir dava partisinden çok PYD’nin temel aldığı felsefe PKK felsefesi. Bu felsefe de sadece ‘’Güç sahibi olma isteği var, İktidar olma isteği var, bunun için her şey meşru, her şey mübah’’. Yani makyavelist bir felsefe hakim. Güce sahip olmak için her türlü ilişki meşrudur, iktidar olmak için halkı feda etmek de vardır. Bu felsefede “sadece ben varım başkası yok.” Dünyanın neresinde bu felsefe hakim olmuşsa felaket getirmiş. PYD pratiğinde bu anlayış hakim. Eğer sorarsak PYD Batı Kürdistan’da hangi sorunu çözmek istiyor? PYD için hangi sorun öncelik kazanıyor? Eğer gerçekten Kürt sorununu çözmek istiyorsa o zaman kiminle bu sorunu çözecek? Kürtlerle mi yoksa başkalarıyla mı? PYD herkesle (Türkmen, Arap, Ermeni, Asuri, Süryani vs.)  bir araya geliyor ancak Kürd’e gelince, Kürd hain, Kürd ölümü hak etmiş gibi, bir araya gelmemek için ve birlik olmamak için binbir bahane bulur ve Kürdlerle çatışır. Eğer çatışacak bir Kürt bulmazsa, gider başka ülkelerde bir Kürd ithal eder mutlaka onunla çatışır. PKK tarihine bak, Kuzey Kürdistan’da bunu görürsün. Batı Kürdistan’a bak, PYD’nin yaptığı aynı. Kürtlerle çatışmak için her türlü bahane hazır. Ancak birleşmek için bir adım atmaz. Batı Kürdistan’da PYD’nin Kürd partilere karşı uyguladığı politika bu. Partı liderleri faili meçhul cinayetlerle tasfiye etmek, onlarca siyasi insanları hapse atmak, dernek ve parti ofislerini kapatmak, basın – yayın çalışmalarını durdurmak, gösteri ve yürüyüşlere saldırmak. Bunlar hepsi fazlasıyla yapılmıştır, yapılmaya devam ediliyor. Peki neden? PYD, DAİŞ’e karşı savaşıyor, O zaman ne yapsa meşrudur, PYD’nin gücü var istediğini yapar, kimseyi takmaz, zayıfı ezer, güçlüye boyun eğer. Yok eğer gerçekten mesele Kürd sorunun çözümü olsaydı, bunlar olmamalı idi. Peki PKK bundan ne kâr elde etti, ya da dünyada benzer örneklere bakıldığında olumlu bir örnek var mı? Elbette yok!

 Peki neden kötü örnek esas alınıyor ve ısrar ediliyor? Sanırım bu anlayışta en fazla zarar gören PKK’nin kendisidir.

Sayın Ari, İŞİD vahşetinden sonra pek çok insan yerinden yurdundan edildi. Bize kısaca son durumu anlatır mısınız? Güney Kürdistan’da KDP‘ye sığınan mülteci sayısı kaç?

Hem Batı Kürdistan’da hem Suriye ve Irak’ta evinden yurdundan olan milyonlarca insan var, mevcut durumda Güney Kürdistan’da değişik yerlerden sığınmacı olarak bölgeye gelen (2.000.000) iki milyona yakın mülteci var. Bunlardan (300.000) üç yüz bin mülteci Suriye’den gelmedir.  Bu mültecilerin büyük bölümü Kürdlerdir, az sayıda Suriyeli Arap ve Asuri mülteci de vardır.

Güney Kürdistan nüfusu 5 milyondur. Bu kadar büyük mülteci  5 milyon için büyük bir rakam. Malum güney Kürdistan İŞİD’e karşı büyük bir savaş içindeydi. Buna rağmen bu kadar ağır bir mülteci yükünü kaldırmak elbette kolay değil. Halbuki İŞİD 2014’te Güney Kürdistan’a saldırınca merkezi Irak hükümeti, Kürdistan hükümetinin bütçesini kesmeye başladı. Bu şartlarda Güney Kürdistan hükümeti geçen üç sene çok ağır bir krizle karşı karşıyaydı.  2014 – 2015 Güney Kürdistan için çok ağır geçti. Ancak 2016’da kısmen İŞİD tehlikesi azaldı. 2017’ye doğru gelirken, artık durum normalleşmeye doğru gitmektedir.  Bütün zorluklara rağmen gelen mültecilere imkan dahilinde temel hizmetler sunulmuş, kimi mülteci kamplarına yerleşmiş, kimi oturumunu alıp Güney Kürdistan şehirlerinde yaşamını sürdürüyor.

Batı Kürdistan’dan göç eden halkımızın önemli bir kesimi ise Türkiye’ye göç etmiş, yine Suriye krizinden etkilenen önemli bir kesimi Avrupa’ya iltica etmiş.  Çok sayıda göç, Batı Kürdistan’ın demografik yapısını etkilemiş ve bazı alanlarda tehlike oluşturacak noktaya gelmiş.

Hepimiz şunu merak ediyoruz: PYD’nin etkin olduğu yerlerde Suriye merkezi hükümeti memur maaşlarını hâlâ ödüyor mu? Elektrik ve su hizmetlerini kim yerine getiriyor? PYD mi tüm bunları üstlenmiş durumda yoksa hâlâ merkezi Suriye hükümeti mi?

Evet, resmi devlet memurları maaşlarını Suriye merkezi hükümetinden alıyorlar. Keza elektrik, su ve belediye hizmetlerini Suriye hükümeti karşılıyor. PYD sadece kendi elemanlarının, örgüt çalışanları ve bağlı kurumların (YPG, Asayiş vs.)  masraflarını karşılıyor. Bazı kaynaklara göre buna karşı da devletten yardım alıyor ancak elimde resmi belge olmadığı için bu konuda kesin bir şey diyemem.

Sayın Ari, kimi yorumcular ‘’PYD eşittir PKK’’ diye yazıyor, kimisi de ‘’tam olarak öyle değil’’ diyor. Siz bölgeyi ve PKK’yi iyi bilen bir insansınız ve PKK Merkez komitesinde yer almış biri olarak bize neyin ne olduğunu anlatabilir misiniz?

 PYD kurulduğunda ben PKK’den ayrılmıştım, ancak PKK lideri Abdullah Öcalan’ın kardeşi ve eski PKK Konseyi üyesi Osman Öcalan ‘’PYD’yi ben kurdum’’ diyerek defalarca televizyon programlarında açıklamıştı. Benim takip ettiğim kadarıyla ne PYD ne PKK “öyle değil” diyerek Osman’ın açıklamalarını reddetmemişler.

PYD 2003 yılında PKK tarafında kuruldu. O zaman Osman Öcalan PKK’nin konsey üyesi idi ve PYD’nin nasıl kurulduğunu çok iyi biliyor. Yine tanıdığımız PYD kadroları eski PKK kadrolarıdır. PYD kitlesel tabanı ayni tabandır. PYD’nin temel aldığı İdeolojik çizgi Abdullah Öcalan’ın çizgisi, siyasal ve örgütsel olarak PKK’yi takip eden bir örgüt. Organik olarak PYD, PKK tarafından yönetiliyor. Hatta ayrıtılarına kadar PKK tarafından müdahale ediliyor. Kısa bir zamana kadar YPG sözcülüğünü yapan Redur Halil, PKK tarafından görevden alınmış, Gare’ye veya Kandil’e eğitim adı altında Batı Kürdistan’dan (Rojava’dan)  uzaklaştırılmıştır.  Peki bundan farklı bağlılık nasıl olur bilmiyoruz. PYD’yi takip edenler görürler. Arada bir PYD’nin üst düzey kadroları PKK tarafında görevden alınıyor.

PKK-PYD’nin bu ilişki bağı PYD’ye birçok zorluk yaratıyor. Özelikle diplomasi alanında, yine örgütsel olarak Suriye Kürdistanı PYD kadrosu Kuzey’den gelen PKK kadroları tarafından yönetildikleri için ciddi rahatsızlıklar olduğu gelen haberler arasında. Geçmişte bu nedenle PKK’den ayrılmalar olmuştu.

 Amerika’nın bölgede Kürtler lehine tavrı, YPG’yi partner olarak görmesi savaşın gidişatını nasıl etkiledi? Amerika ne gibi desteklerde bulunuyor? Halkın bu destek karşısında moral bulduğu ve bölgelerini savunmada daha bir kararlı davrandıkları söylenebilir mi?

 Ortadoğu ABD çıkarlarının merkezi. ABD’de yönetimler değişse de bu gerçek değişmiyor. Kısa zamanda değişeceğini de sanmıyorum. ABD Ortadoğu’da sorunları çözmek istemiyor, tersine sorunlar ve kriz merkezleri çoğaltmak istiyor. Soğuk savaş döneminde Kürdistan ve Filistin sorunları bölgenin kriz merkezleri idi. Ancak şu an Irak, Suriye, Filistin, Yemen, Kürdistan, Libya, Afganistan hepsi sorunlarla boğuşan bölgeler. Ayrıca 20. yüzyılda ABD’nin stratejik müttefiki konumunda olan Türkiye, İran, Mısır ve Suudi Arabistan farklı yöntemlerle bölgesel etkinliklerini kırmaya çalışıyor. Hepsi değişik iç ve diş problemlerle boğuşuyor. Son 30 yıldır kriz üstüne kriz bölgeyi sarsıyor. Birinci Körfez savaşı bitmeden ikinci savaş başladı,  ardından Irak ve Afganistan sorunları,  zincirleme Arap Baharı olayları, hâlâ IŞİD savaşı bitmemişken yeni bir Katar- Suudi Arabistan krizi başladı.

Genel bu tabloya baktığımızda ABD ve Batı güçleri uzun vadede Ortadoğu’yu yeniden dizayn etme stratejisi izliyorlar. Kısa vadede ise çıkarlarını garantilemek istiyorlar. ABD’nin eski müttefikleri artık konumlarını kaybediyorlar. Bölgenin güvenliği ve güç dengesi açısından yeni aktörler ortaya çıkıyor. IŞİD tecrübesi Batı dünyasının güvenini bölge devletlerine karşı sarstı. Bu durumda Kürt hareketine yeni bir rol düşüyor. Bu rol geçici bir rol değil ve sadece bu sürece mahsus bir rol değil. Tam tersine bölgenin geleceği ve uluslararası çıkarların belirlediği bir gerekliliktir. Bu açıdan Kürdistan’ın bölgedeki etkinliği sadece bir parti veya bir grupla sınırlı değil, genel Kürt hareketine biçilen bir rol görünüyor. Bu anlamda ABD’nin yardımları ister Güney Kürdistan’la olsun ister Batı Kürdistan’la olsun ilişkileri önemlidir.

ABD Güney Kürdistan ilişkileri uzun geçmişe dayanıyor, ancak Batı Kürdistan ilişkileri yenidir. Suriye krizi kısa vadede biteceğe benzemiyor. Bitse de Suriye’de istikrarın sağlanması çok zor görünüyor. Irak’ta 1991’den beri istikrar sağlanamadı, sağlanacağa da benzemiyor. Suriye’nin durumu daha zor ve karmaşık. Bu nedenle Kürtlerin ABD’ye ihtiyacı olduğu kadar, ABD’nin Kürtlere ihtiyacı daha fazla. Gerek Suriye’de, gerek Irak’ta ve artık ABD ve diğer Batılı devletlerinin dayanacakları yegane güç Kürtlerdir. Kürtlerden vazgeçmeleri zordur.

Bu durum Kürtler açısından geçmiş tarihte rastlanmayan bir gelişme. Bu koşulları doğru değerlenmek Kürtlerin tarihte kaybettikleri hakları büyük kazanımlara çevirmek mümkün.

“Yurtseverliği güçlendiren demokrasidir”

Size göre bölgede Kürtler’in başarısı hangi faktörlere bağlı?

Tarihte Kürtlere kaybettiren etkenler vardır. Tarih boyunca Kürdistan’ın stratejik ve Jeo-Politik konumu çok önemli bir avantaj iken; Kürtlere dezavantaja dönüşmüş. Ancak daha öncede belirtiğimiz gibi bu durum, mevcut dünya konjonktürüde değişiyor. Objektif koşullarla birlikte dünya çıkarları Kürtlerin çıkarları mutabakat sağlıyor. Çok önemli objektif koşullara rağmen yine Kürtlerin iç veya sübjektif imkanlar da kayıp ve kazanımda büyük rol oynuyor.

Kürtlerin parçalanması olumsuz rol oynadığı kadar Kürtlerin birliği daha önemli bir role sahip. Kürtler açısından belki yegane başarma şansı Kürtlerin birliğidir. Ancak birlik herkesin aynı düşünceye sahip olması demek değil. Belki Kürtlerin ulusal çıkarları etrafında birleşmeleridir, kişinin inancı ve kişisel düşünceleri ne olursa olsun kişiyi bağlar, ancak Kürtlerin ulusal sorununu çözmek herkesi ilgilendiriyor. Ulusal sorunun çözmesi herkesin amacı olmalıdır ve bunda birleşmek şarttır. Bundan çelişkiye düşmek, bizi düşmanların hizmetine yönlendirir.

Yine Kürtlerin tarihte kanser hastalığı olan ve bir türlü çözülemeyen önderlik sorundur. Ahmedi Hani’nin rüyası olan Kürdleri birleştiren bir prens hala gündemde. Her parti kendi liderini ulusal lider olarak görüp diğer herkesi reddediyor. Bu durum tarihten miras aldığımız olumsuz bir gerçek. 21.yüz yılda hâlâ bu sorunu aşmış değiliz. Kürdlerin siyasi hayatında önemli ve etkili rol oynayan şahsiyetlerimiz az değil, bu şahsiyetlerin güç ve etkileri de dünya liderlerden az değiller. Ancak Kürdleri birleştirecek en az ulusun sembolü olabilecek aktör çevresinde birleşemiyoruz. Bu sorunu çözecek stratejik bir arayış görünmüyor. Bana göre bu çok önemli bir sorun ve bu sorunun çözülmesi durumunda diğer birçok sorun çözülecektir.

Diğer önemli bir sorun ise Sistem meselesi, herkesin yada her örgütün kendi istekleri doğrultusunda bir sistem seçmesi Kürtlerin parçalanmasını derinleştirir. Mevcut dünyamızda toplumları birleştiren, hatta yurtseverliği güçlendiren demokrasidir. Bu ispatlanmış bir gerçektir. Bunun için demokrasi Kürdlerin birçok sorununu çözecek bir alternatiftir. Kürdistan şartlarında gerçek bir demokrasi nasıl gerçekleşir? Kürd siyasi partilere bu alanda düşen rol nedir? Demokrasi doğmaz, demokrasi yaratılır. Kürdlerin geleceği demokrasiye sıkı sıkıya bağlı bir meseledir. Bu sadece bir slogan değil, gerçek hayatta anlamlandırmakla olur. Gerçek demokratik bir sistem olmazsa, Kürdlerin özgürleşmeleri ve birleşmeleri imkansızdır.

 

“Köleler için ne bağımsızlık ne de özgürlük bir anlam ifade eder”

 Güney Kürdistan 25 Eylül’de bağımsızlık referandumu kararı aldı. Bu karar sokaktaki insanları nasıl etkiledi?

Sanırım insanlık tarihinde Kürd halkı kadar zulüm ve baskı gören başka bir halk yoktur. Eski tarihe dönmeden sadece son iki yüzyılda Kürd halkı sürekli bir isyan ve serhildan halinde. Ortadoğu’nun en zalim rejimleriyle hep mücadele halindedir, Kürd halkı hâlâ savaşarak kendi kaderini tayin hakkı arıyor. İşte böyle bir geçmiş tarihe sahip olan halkımız açısından özgürlük ve bağımsızlıktan daha değerli bir şey olmamalı. İnanıyorum ki özgürlük ve bağımsızlık kelimeleri telafuz edilirken Kürd insanı heyecanlanıyor. Uzun yıllar insanlarımız için hayal ve rüya olan bağımsızlık bugün hayal değil. Bir gerçekle karşı karşıya gelirse nasıl etkiler acaba? Referandum kararı köle bir toplumun özgürleşme kararıdır. Bu karar karşısında heyecanlanmayan bir Kürd hala kölelik uykusundan uyanmamış bir köle olmalı. Bağımsızlık kararından etkilenmeyen heyecan duymayan bir Kürd hala sömürgecilerin beslediği bir ruha sahip insandır. Bana göre kendini tanıyan, halkını ve dâvâsını bilen her Kürd dört gözle referandumu ve referandumda salt çoğunlukla çıkan bir karar bekliyor. Yok hâlâ umutları Bağdat, Tahran ve Ankara’ya bağlanmış köleler için ne bağımsızlık ne de özgürlük bir anlam ifade eder.

 

Röportaj: Ulaş Boz

ulasboz@hotmail.com

 

 

... Bu yazımız ile ilgili görüşünüz? ...

Loading spinner
Yorum Yazın

E-posta hesabınızı yayınlanmıyoruz

20 + nineteen =

Kullanıcı deneyiminizi artırmak için çerezler kullanıyoruz. Sorun yok, rahat olun. Size özel herhangi bir bilgiyi yayınlamıyor ya da paylaşmıyoruz. Anladım, sorun yok Daha Fazla