Vengma, hiç bir partinin borazanı değildir. Hiç bir partinin düşmanı da değidir. Kürt partilerinin doğru politikalarını destekler, yanlış politikalarını eleştirerek yol göstermeye çalışır.

Dünya da değişiklik ve Kürtler

Sait Aydoğmuş / Bölgemiz, Yüzyıl Sonra Yeniden Dizayn Olurken/Edilirken, Kürdler Olarak Öncelikli Görevlerimiz.Geçenlerde, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey, Kürdistan Bölgesi’nin renkliliği, canlılığı ile ABD ve Batı ülkeleriyle var olan dostluğundan ötürü, Ortadoğu’da önemli ve stratejik bir konuma sahip olduğunu söyledi.ABD’nin, James Jeffrey üzerinden genel olarak Kürd ve Kürdistan’a, özel olarak da Güney Kürdistan ile Güney-Batı Kürdistan’a (Rojava) ilişkin verdiği mesajlar, özellikle Güney-Batı Kürdistan’ın da bir statüye kavuşması yolundaki somut girişim ve çabaları, biz tüm diğer parçalardaki Kürdler için hayati bir olanaktır.

Geçen Yüzyıl’daki iki sistemli dünya düzeninin, Kürdistan’ın çıplak işgallerle parçalanmışlığı ve dolayısıyla Kürdlerin yok sayılmaları, edilmeleri üzerine kurduğu katı bölgesel statüko, anılan dünya düzeninin son bulmasıyla kalkar kalmaz; yıllardır milli inşa ve kurtuluşu için silahlı mücadele vermekte olan Güney Kürdistan’ın federal bir devlet sistemine kavuşmasıyla sonuçlandı.

Şimdilerde Güney Batı Kürdistan (Rojava) da, özellikle ABD’nin somut siyasi ve askeri desteğiyle aynı yolda yürüyor.Anılan olumlu süreç, önümüzdeki ay içinde ABD’de yapılacak olan Başkanlık Seçimleri sürecini önde götürmekte olan Joe Biden’in kazanmasıyla daha bir hızlanacaktır.Belirtildiği gibi günümüzde, bir yandan yeni bir dünya düzeninin oluşumu için belli başlı uluslar arası güçler arasında rekabet sürerken; diğer taraftan her bölge gibi bizim bölgemiz de yeniden dizayn oluyor/ediliyor.

Bölgemizde süren sıcak savaşları (Suriye, Libya, Azerbeycan-Ermenistan) ve günden güne yeni savaşlar yolunda art(tırı)an kimi gerginlikleri (Doğu Akdeniz, Kıbrıs), yanı sıra kimi yeni antlaşmaları (önemli bazı Arap devletleri ile İsrail arasında) ve tüm bunlar içinde İran ve Türkiye gibi bölgesel güçlerin yeni konumlarıyla ilgili rekabet ve çabaları, kurulmakta olan bu yeni dünya düzeni ve dolayısıyla bölgemizin dizaynı çerçevesinde oluşan gelişmeler olarak görmek gerekir.Günümüz koşullarında, yeni dünya düzenini kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirip kurmaya çalışan ABD gibi bir süper güçle Kürdlerin çıkarlarının, bölgemizde aynı doğrultuyu izlemesi, çakışıp aynı kanala akıyor olması, biz Kürdler için büyük bir Olanaktır/şanstır.

Kaldık ki bu durum, ABD ile de sınırlı değildir. Başta Fransa olmak üzere, Bat Dünyası’nın belli başlı diğer bazı güçleri de benzer anlayış tutum ve dolayısıyla konum içindedirler.Kürdler, ancak on yılları hatta bazen yüzyılları kapsayan ve yine ancak belli tarihsel dönemlerde ortaya çıkabilen bu şansı/olanağı kaçırmamalıdırlar. Yüzyıllardır oluk oluk kanımızı akıtarak sürdürdüğümüz milli mücadele tarihimizden biliyoruz ki, böylesi koşullarda, devletleşme amaçlı ulusal inşanızı, birliğinizi ve dolayısıyla mücadelenizi ne kadar başarılı yaparsanız yapın; eğer bunlarla birlikte uluslar arası ve dolayısıyla bölgesel koşulları ölçüp/biçip müttefiklerinizi buna uygun olarak belirlememiş ve yanı sıra atacağınız adımların/yapacaklarınızın zamanlamasını da isabetle seçmemişseniz, akıbetiniz hep aynı trajedi ile sonuçlanır.Bu yazıda anlatageldiklerim nedeniyle bir müddettir; milli inşa ve kurtuluş mücadelesi sürecinde, “dış müttefikler/ittifaklar politikası” ile ilgili bir araştırma/çalışma yapıyorum.

Önümüzdeki günlerde, 6-7 sayfa tutarındaki bu çalışmamı yayınlayacağım. Ancak konunun, özellikle dört bir yanıyla parçalanıp çıplak işgallerin zulmüyle çevrelenip yok edilmeye çalışılan biz Kürdlerin milli mücadelesinin “iç ve dış dinamik denklemi”nde, sonuncusunun belirleyici öneminin çok ama çok iyi anlaşılmasını istiyorum. Bunun için yine geçenlerde aynı amaçla ek olarak sunduğum (YEKİTİ’nin kuruluş Deklarasyonu) gibi, bu yazımın ekinde de 2005 Yılında, Kürdinfo’da yayınlanan bir yazımı ek olarak sunuyorum.Anılan yazı, Güney Kürdistan’da, 1960’lı ve 70’li yılların ilk yarısında verilen çok ama çok başarılı silahlı mücadelenin, dış müttefiklerin kemdi çıkarları için adım adım ortaklaşa oynadıkları oyunlar neticesinde, 1975 Yılı’ında, nasıl Trajik bir yenilgi ile sonuçlandığının tipik bir örneğidir.26 Ekim 2020EK:Hak-hukuk, ”iç dinamik ve dış dinamik”, politik mücadele ve politik güç ilişkileri Üzerine (2)Kürd halkı, son yıllarda Güney’de oluşup ve ”resmileşme” sürecinde bulunan kesimi bir tarafa bırakırsak, bölgede hiç bir hakkı ve hukuku olmayan, garantilenmeyen kırk milyonluk bir halk. Yüzyılı aşkındır hak ve hukuku için oluk oluk kanını akıtan mücadelelerine rağmen, bu böyle sürüyor.

Genel olarak ulusal ve toplumsal mücadeleler tarihi, özel olarak kendi tarihimiz gösteriyor ki, kaale alınmak ve dolayısıyla başarmak için haklı olmak yetmiyor; örgütlü gücü olmak, güçlü olmak da gerekiyor. Politikada güç toplamak ve kaale alınmak için de illa ki haklı olmak, doğruyu yapmak ve savunmak da şart değil. Bazen bilinçli veya bilinçsiz, kimi doğruları barındırsa da yanlış şeyler savunarak ve yaparak da politik arenada güçlenebilirsiniz.

Apo’nun PKK’sinin macerasını hep birlikte görüyor ve yaşıyoruz. Bu yazımın konusu, politik gücün en önemli nesnesi olan kitlelerin, içinde bulundukları koşularda olguları algılama biçiminden kaynaklanan tüm bu karmaşıklıkların nedenlerini açıklamak değil; yukarıda da belirttiğim gibi, Güneyliler’in mücadelesinin şahsında yakın tarihimizin bir kesitini bir Mossadlı’nın söylem ve gözlemleriyle ”zenginleştirerek”, Kürd ulusal hareketinin günümüzdeki bazı sorunlarına ışık tutmaya çalışmak, anlaşılmalarına yardımcı olmaktır.

****Kamuran Bedirxan, geçen asrın özellikle ilk yarısında Kürdistan ve Kürd davasının bir elçisi gibi, Kürdler’e, mücadelelerinde yardım edilmesi için, uluslararası ve bölgesel tüm güçlerin kapısını aşındırır. Anılan güçlerin kimileri, Kürdler’e yardım etmek yerine, onun kendisine yardım etmeyi önerirler, yeğlerler. Hatta bu nedenle merhum Kamuran Bedirxan’ın adı ”casus” a çıkar; çıkarılır.Merhum Kamuran Bedirxan’ın bu çabaları, Kürdler, bölgedeki dengeleri şu veya bu kadar etkileyebilen, görece kalıcı bir güç düzeyine erişmedikçe ciddi bir karşılık bulmaz. Taaki M Mıstefa Barzani Sovyet Rusya’dan döner ve Irak’a karşı silahlı mücadeleyi örgütler ve başlattığı hareket, savaş yeteneği ve gücüyle belli bir kalıcılık gösterir. Ve işte o zaman, o kabarık ”Kürt dosyası” yavaş yavaş tozlu raflardan indirilir.

Kabarık ve tozlu ”dosya”yı raflardan indirenlerin amacı, yine Kürtlerin hak ve hukuku değil; Barzani Hareketi’yle ortaya çıkan o gücün, kendi çıkarları lehine nasıl kullanılacağıdır.Bunu ilk olarak ABD’nin bilgi ve desteğiyle İsrail kararlaştırır. Ama yardımlarını pratikte gerçekleştirebilmek için Kürdistan’a ”kapısı/geçişi” olan İran ile, Şah’ın bazı kaygılarına rağmen, anlaşır. Şalom Nakdimon’un kaleme aldığı ”Irak ve Ortadoğu’da Mossad” adlı kitaba göre ”Şahı düşündüren çelişkili duygular vardı. (Kürtlere yardımı-SA) Iraklıları tedirgin ettiği için onaylıyordu. Diğer taraftan Kürtlerin Irak’ta özerk yönetime kavuşmada başarılı olmalarının ülkesindeki milyonlarca Kürde etkisinden dolayı korkuyordu.”Bu korkulara rağmen iki devlet, ”Kürt İsyanı kısa vadede iki ülkeye de hizmet” ettiği için Kürdlere yardım etmeyi kararlaştırırlar.

Zira , ”Kürd isyanı”, ”Bir taraftan, Irak’ın, İsrail’e karşı Suriye ve Ürdün’e takviye güçler göndermesine engel oluyordu; diğer taraftan Irak’ı Arap kıyılarından ve İran için çok önemli olan Huzistan’dan güçlerini çekmeye zorluyordu.”O sıralar, merhum Terzi Niyazi Usta’nın deyişiyle Irak’ta ” Sabah General Abdülsettar, akşam General Abdülselam darbe ile iktidarı almakta ”ancak Kürdler’e karşı temel politikaları değişmemekte; gelenlerin tümü Kürdleri oyalayarak kandırmaya çalışmaktadırlar. Iraklılar, bazı devletlerin desteğini almakta olduklarının yanı sıra, bu devletlerin kimler olduklarını da günlük olarak okuyabilmektedirler.

Zira biliyoruz ki, devletlerin askeri aparatları, dün de bugün de, genellikle kimin askeri olarak ne tür taktikleri ve teknikleri kullandıklarını özel olarak takip etmektedirler.M. Mıstefa Barzani, anılan yardımların yükselttiği savaştaki başarılarının grafiğinden memnun ve fakat kaygılıdır da. Amerika’nın gözetiminde ve İran’ın sıkı kontrolünde gerçekleşen İsrail yardımının ”sırını ve sınırını” gerek sağduyusuyla ve gerekse de Kürd tarihininin geçmişteki mücadele ve savaş tecrübeleriyle tahmin etmekte, bilmektedir. Bu nedenle ulusal perspektifli taleplerini, bu perspektifle uyumuna özellikle dikkat gösterip bu talepleri mümkün olan en alt sınırına çekerek, Irak’ta peş peşe değişmekte olan cuntaların barış taleplerini ciddiye almakta, onlarla ”Kürd ve Arap olmak üzere iki milliyetli bir devlet temeli” üzerine bina edilecek bir anlaşmayı barışın temel koşulu yapmaktadır.Barış çabaları, kendilerine yardım edenleri, özellikle İran’ı rahatsız etmektedir.

İran İstihbarat başkanı General Kemal Aban, İsrail’e yaptığı bir ziyarette bu rahatsızlığı çok açık/çıplak ve çarpıcı olan şu acı gerçekle ifade edecektir: ”Kürtleri, barış yapmaları için değil savaşmaları için destekliyoruz.”Ve biliyoruz ki, bu h(a)ince emelin teşkil ettiği acı gerçek, 1975’te, yakın tarihimizin trajik bir yenilgisiyle sonuçlandı. Kürdlerin mücadelesi, Irak’ta ve dolayısıyla bölgede statükoyu değiştirecek bir aşamaya geldiğinde, sömürgeciler, kendi çıkarları için, bölgede statükonun bozulmasını istemeyen Dünya egemenlerinin de onay ve gözetimlerinde, Kürdlere taviz vermek yerine, ”Cezayir Antlaşması”yla biri birlerine taviz vererek, yine biz Kürdleri kurban ettiler.

Kurban edilmemeye çare arayan Kürt yetkililerden Barzani ve Dr. Mahmut Osman’a İran Şahı’nın söyledikleri, yardımdaki amaçta olduğu gibi, yine insanı çarpan bir kurnazlıkla/sahtecilikle kaplıdır.”Dr. Mahmut Osman bu konuda şunları anlatır: ‘Şah haddinden fazla uzayan savaştan sıkıldığını söylüyordu. Eğer Kürtlere yardım etmeye devam ederse bu savaşın sorumlusu olacağını, Irakla sağladığı anlaşmaya riayet etmek zorunda olduğunu beyan etti.

Ayrıca Iraklıların anlaşmaya sadık kalıp kalmayacaklarını ölçmek için bu yardımları kesmek zorunda olduğunu vurguladı.’”Sonra Şah şunları eklemiştir: ‘İran sınırı, bize sığınmak isteyenleri geçirebilesiniz diye üç gün açık kalacak. Burada sıcak karşılanacaksınız. Size İran vatandaşlarıymışsınız gibi davranılacaktır. Sonra sınırlar kapatılacak.’”Bunları işiten Dr. Mahmut hiddetlenerek şöyle demiştir: ‘Sizce kanları dökülen, evlatları öldürülen insanların mücadelesi, bu lanet anlaşmayı imzalamamanızı gerektirmiyor mu? Bize yardım etmeyi vadettiğinizde bu işten bir gün vazgeçeceğinizi söylememiştiniz.’

”Bu sefer Şah da hiddetlenir ve şöyle der:’Bu benim bileceğim iş, tartışma kabul etmiyorum.”Barzani, konuşulanları sessizlik içinde dinliyordu. Yüzünden, bütün bu olanlara karşı tiksinti duyduğu ve ümitsizlik içinde olduğu anlaşılıyordu.

Hiçbir şey söylemedi. Şah’tan yalnızca kararını gözden geçirmesini istedi.”Tiksinti içinde sessizce dinlediği, felaketli bir katliam öncesinin bu acı diyaloğunun, M. Mustafa Barzani’yi ümitsizliğe sürüklemesinde, yine, tarafları itibariyle daha kapsamlı bir anlaşmaya kurban edilen Mahabad Halk Cumhuriyeti’nin tarihin up-uzun ömrü içinde, daha henüz tap taze olan acı hatırasının payı olduğu muhakkaktır.

Evet işte böyle…

Kendi çıkarlarına uygun düştüğü için savaşınızı destekleyen , hatta sizi savaşa sürükleyen ”Dış dinamik”, hele de sömürgeciniz ise, çıkarı gerektirdiğinde, ”savaş karşıtlığı” maskesini de kuşanarak katliamınıza karar verecek; temelinde sınıflarla ulusların ekonomik ve politik çıkarlarının yatığı politik mücadelenin gerçek ve soğuk yüzünü gösterecektir.

... Bu yazımız ile ilgili görüşünüz? ...

Loading spinner
1 Yorum
  1. Simko Engizek diyor

    Iran öyle bir alçak, arsız ve Kürd düşman devleti ki-80’lı yıllar Milli Kürd düşmanı ve CİA uşağı Saddam’a karşı silah almak için Almanya’da gizli gizli İsrail’den silah satın alıyordu.İsrail’i yok edeceğiz diyen Yezid Münafığı Khomeini!!!
    İsviçre’de gizli otel odalarında müzakere eden de Yezid Khomeini’nin oğluydu.Ahmed Khomeini!!!
    Alman İstihbaratı arabuluculuğu yapıyordu!!!Dört Cumhuriyet binbir dümen, hile ve puştluk üzeri kuruldu.
    Kim kurdu???
    Batı dünyası kurdu!!!

    Kürd var, Kürdler yok.Kürdler olsa, Kürdistan olurdu.
    Osmanlı uşağı-ezici çoğu.
    Niştimanperwer azınlık!!!
    40 milyon Kürd-4 milyon Niştimanperwer varsa, Bayram ve şenlik olsun.

    Geçen yürüyüş’de düşündüm:

    Gurur duyulucak bir olgu var mı Kürd açısından???
    Hayde-hodri meydan.Yazın bakalım.
    Bana bir gerçek bir olgu ve hakikat yazın.
    Herşey var da, ne yok?Hiçbir şey yok, ki var olsun.
    Nasname?Ere
    Ziman?Ere
    Çand?Ere

    Azad Welat?Nine

    Basayım böyle nasname, ziman ve çanda!!!

    Kosova Arnavut dönmeleri bile devlet sahipi!!!

    ... Bu yazımız ile ilgili görüşünüz? ...

    Loading spinner

Yorum Yazın

E-posta hesabınızı yayınlanmıyoruz

three × 2 =

Kullanıcı deneyiminizi artırmak için çerezler kullanıyoruz. Sorun yok, rahat olun. Size özel herhangi bir bilgiyi yayınlamıyor ya da paylaşmıyoruz. Anladım, sorun yok Daha Fazla