Vengma, hiç bir partinin borazanı değildir. Hiç bir partinin düşmanı da değidir. Kürt partilerinin doğru politikalarını destekler, yanlış politikalarını eleştirerek yol göstermeye çalışır.

ESAT, KÜRDLER’E NE SÖYLÜYOR?

Faysal Dağlı

1948 yılında Fransa mandalığından ‘devlet’ olmaya terfi edilen Suriye’nin diktatörü Beşar Esat, Rojava Kürdlerini; ‘Mülteci, hakları olmayan ABD işbirlikçileri’ olarak hedef gösterdi ve Suriye’de Kürd sorunu olmadığını’ ifade etti! Esat, bu şekilde Kürdistan meselesi ile ilgili ilk kez bu denli sarih ve niyetini de ifade eden düşüncelerini açığa vurdu.

Erdoğan’ın ordusu ve lejyonlarına karşı iktidarını koruyabilmek için ülkesini Rusya ve İran’ın mandalığına veren Esat, Kürdleri soykırımla tehdit ederek, onlara karşı Türk devletine de birlikte davranma çağrısı yapıyor! Ve bu mesajı Erdoğan’ın Moskova’da Putin ile Suriye’nin kaderini konuştuğu gün veriyor!

Elbette Esat’ın sözlerinin en yakın anlamı; ilk fırsatta Kürdlere yöneleceği, onların hak ve hukuklarını tanımayacağı ve onları ‘vatana ihanetten’ dolayı cezalandıracağı, yani soykırıma uğratacağıdır.

Esat’ın; atalarının 637 yılında işgal ettikleri Şam ve çevresinin Araplaşmasından binlerce yıl önce Rojava Kürdistanı ve Suriye’nin önemli bir kısmı pro-Kürdlerin vatanı olduğunu bilmediğini sanmıyoruz.

Herhalde Esat, atalarının işbirlikçilik yaptığı 1918’de Fransız ve İngiliz işgali sürecinde, Rojava Kürdistanı ve Suriye’de silah kaldıran yegane milletin Kürdler olduğunu, Afrin ve Amude’nin bu direnişler sırasında büyük kayıplar verdiğini de biliyordur!

Esat, herhalde 1948 yılında İsrail’e karşı Suriye ordusunu yöneten Genelkurmay Başkanı Hüsnü Zaim’in Kürd olduğunu, Zaim’in Suriye’nin ikinci Cumhurbaşkanı, yine bir Kürd olan Muhsin Berazi’nin Suriye’nin ilk başbakanı olduğunu, kuruluş döneminde Halep başta olmak üzere birçok önemli kentin valisinin Kürd olduğunu da duymuştur.

Keza, Suriye’yi Sovyetler Birliği ve Sosyalist dünya ile tanıştıran insanın Suriye Komünist Partisi kurucu lideri Halit Bektaş olduğunu biliyordur.

Ve adı geçenlerin mülteci veya kendi ataları gibi işgalci olmadığını, köklerinin o topraklarda yeşerdiğini de biliyordur.

Babası Hafız’ın ve kendisinin Nusayri olmalarına rağmen halkı kandırmak için yıllarca Emevi Camiinde ardında namaz kıldıkları Şeyh Ahmed Keftaro’nun da Şam Kürdü olduğunu elbette duymuştur!

Ve yine iyi bilmektedir ki Suriye’nin dünya ve insan tarihine hatıra bırakabildiği tek şahsiyet, bu ülkeye gelen her devlet adamının ve turistin kabrini ziyaret ettiği Kürd Salahadin Eyubi’dir.

Beşar Esat, Şam’daki sarayının sadece birkaç kilometre uzağında olan Salihiye mahallesinin zirvelerindeki Rikneddin tepelerine yerleşmiş Kürdlerin Salahadin’in torunları olduğunu da duymuştur, 1987 Newrozu’nda babasının askerlerinin burdaki Kürdlere ateş açtığını ve birçoğunu öldürüp yaraladığını izlediğinde de 20’li yaşlardadır.

El hülasa, Beşar Esat, Suriye’de medeniyetin ilk taşlarını döşeyen Kürdlerin atalarının Subaru, Hurri, Mittani, Mado-Pars ve Eyubiler döneminden beri Rojava Kürdistanı ve Suriye’nin yerli halkı olduklarını iyi bilmektedir. Ve kendi atalarının çok sonraları Suriye’yi işgal ettiklerini de…

Tarihsel arka planında; 1994 Newrozu’nda 34 Kürd tutukluyu Haseke Cezaevinde yakarak öldürmek, 2004’de Qamişlo’da 52 kişinin ölümü, yüzlercesinin yaralanması ile sonuçlanan şöven saldırılar, 13 Kasım 1960’da ilkokul çağındaki 283 Kürd çocuğunu Amude’de bir sinema salonuna doldurup topluca yakmak gibi iğrenç suçlar olan Baas zihniyetinin Kürdlerin hak taleplerine ‘adalet’ çerçevesinde yaklaşmasını beklemek tabi ki safdillik olur.

Suriye Baas’ının fikir babası ve kurucusu Mişel Eflak’ın Güney Kürdistan’daki Enfal cinayetleri sırasında Saddam’ın en yakın akıl hocası olması da tarihsel bir tesadüf olmamalıdır.

Baas’ın Kürdlere karşı harekete geçmesinin sadece zaman ve fırsat meselesi olduğu kendisi ve adamları tarafından da defalarca ifade edilmiştir. Bu bağlamda Suriye Dışişleri Bakanı Valid Mualim ve Heseke Valisi’nin geçtiğimiz yıl ‘Kürdler’den intikam alınacağı’ yolundaki tehditleri sadece ‘korkutma’ amacı ile söylenmiş sözler olarak değil, Baas rejiminin zihniyet kodları olarak okunmalıdır.

2000 yılında babasının yerine Suriye başkanlık koltuğunda oturan Esad da, gerek Suriye iç savaşından önce, gerekse şimdi izlediği siyasetle Kürdlere karşı ‘Baas zihniyeti’ taşıyıcısı olduğunu kanıtlamıştır.

Esat’ın kişisel tarihinde illaki ‘iyi niyetle’ ifade edilecekse Kürdlerle ilgili tek ‘olumlu’ icraatı 2011 yılında Arap Baharı’nın Suriye’ye taşmasıyla birlikte vatandaşlık haklarından yoksun yaklaşık 300 bin Kürde bu ‘hakkın’ yasal iadesi oldu. Elbette, bu ‘iyiliğin’ karşılığı Kürdlerin rejime karşı başlayan ayaklanmadan uzak durmaları idi. Ve küçük bir detay daha vardı: Vatandaşlık hakkı verilen Kürdlerin 3 ay içinde askere yazılmalarını istiyordu!

Ancak aynı Esat, 1962 yılında Rojava’da kurulan ‘Arap kemeri’ ile mağdur edilen Kürdlerin topraklarını, el konulan mal ve mülklerini iade etmeyi, Kürd topraklarına yerleştirilen Arap aşiretlerini geldikleri yerlere göndermeyi gündemine almadı elbette. Gasb edilen diğer milli hakların iadesinden söz etmek zaten lafı güzaftı onun için!

BM tarafından ‘savaş suçlusu’ olarak tanımlanan Esat rejiminin, Suriye’de Kürdlerin iç savaş sırasında ülkenin ve vatandaşlarının korunması çabalarına rağmen onların milli haklarına, teritoryal egemenliklerine saygı gösteren bir zihniyete sahip olmadığı, bu konuda Erdoğan ve Ruhani ile aynı zihniyette olduğu, icraatları, belgeleri ve niyet ifade eden açıklamaları ile zaten sabit.

Yıllardır ‘müzakere’ ile oyaladığı Kürdlere, teslim olup orduya katılmalarını ve ‘belediyeler yasası’ kapsamında sokakları temizleme dışında bir seçenek sunmamaktadır!

2012 yılı Temmuz ayında Suriye ordusunun Cihadist güçlere karşı Şam, Halep, Lazikiye ve diğer önemli alanlara yığılıp, Rojava’yı YPG’ye ‘savaşsız’ teslim etmek zorunda kalması da rejimin ‘dönemsel öncelikleri’ ile ilgili olarak not edilmelidir. Şimdi ise aynı Esat, güçlendiğini, Kürdlere yönelebileceğini, bunun için Erdoğan ile işbirliği yapabileceğini düşünmektedir!

Ve Esat, henüz hafızası taze iken, sarayının başına yıkılmasını, Saddam ve Kaddafi gibi dehlizlerde yakalanarak infaz edilmesini engelleyenlerin Kürd savaşçılar olduğunu da hatırlıyordur! Afrin, Serêkaniyê ve Cerablus’u Türk işgaline açtığını, Kürdlerin, Rojava Kürdistanı ve Suriye halklarının savunması uğruna 12 bin can feda ettiklerini, on binlercesinin yaralandığını, Kürd şehirlerinin yakılıp yıkıldığını da…

Herhalde Kürd siyaseti de Esad’ın bu sözlerinin olası sonuçlarına göre davranmanın hesaplarını yapmaktadır. Esat örneğinde bir kez daha kanıtlanmıştır ki, hakim sömürgeci rejimlerin Kürdlere biçtiği tek gömlek kefendir.

Ve Kürd siyasetinin dört parçada da denemediği tek şey kalmıştır: Bağımsızlık hakkı için mücadele etmek!

Bu insan düşmanı rejimleri alttan almanın, demokratikleştirmeye çalışmanın hayatta karşılığı yoktur. O halde herkes başının çaresine bakmalıdır! Kürdlerin tek çaresi kendi toprakları üzerinde onurlu bir yaşam alanı kurmaktır.

Unutulmamalı ki, 21 yıldır İmralı Cezaevinde tutulan Abdullah Öcalan, Suriye devleti tarafından Türkiye’ye doğru sınır dışı edilmiş, Hamili Yıldırım ise yine Suriye rejimi tarafından tutuklanarak Türkiye’ye iade edilmiştir!

Ve daha yüzlercesi. Halen belirsiz sayıda Kürd, Baas zindanlarında işkence altında tutulmakta veya orduda azap askeri olarak öne sürülmektedir.

Özetle Esat, Kürdlere bağımsızlık yolunu göstermektedir.

Sözleri arasında ‘Suriye’de Kürd sorunu yoktur’ cümleciği dışındaki her şey yalan ve aldatmacadır. Elhak, ‘Suriye’de Kürd sorunu yoktur’, Rojava Kürdistanı’nda Arap işgali sorunu vardır!

Görmek istediğimizde belki de Esat’ın Kürdlere tek ‘iyiliği’ bu olacaktı

Kaynak: Facebook

... Bu yazımız ile ilgili görüşünüz? ...

Loading spinner

Yorum Yazın

E-posta hesabınızı yayınlanmıyoruz

15 + fourteen =

Kullanıcı deneyiminizi artırmak için çerezler kullanıyoruz. Sorun yok, rahat olun. Size özel herhangi bir bilgiyi yayınlamıyor ya da paylaşmıyoruz. Anladım, sorun yok Daha Fazla