Vengma, hiç bir partinin borazanı değildir. Hiç bir partinin düşmanı da değidir. Kürt partilerinin doğru politikalarını destekler, yanlış politikalarını eleştirerek yol göstermeye çalışır.

Görüşme

Evin Güneş / En son  2013 yılıydı O’nu görmeye gittiğim..

Güneş’ten haber gelmişti. “görüşe gelsin” demişti.

“iyi değilim belki son kez göreceğim onu” demişti..

Epey düşündüm, elbette içimdeki gitme isteği acıtacak düzeydeydi ama; izin alabilirmiyim, riskleri olur mu vb. bir çok bunaltan şey kafamda dolaşıyordu.

Sonra bir başkasından daha aldım bir diğer haberi;

“O iyi değil. Kaybedebiliriz!”

Bu bende; beni  ona gitmekten alıkoyan, makul ve

masum görünse de ;kendimde ki bencil kaygıların ve kendime karşı, vicdanımı rahatlatmak için kendi oluşturduğum tüm o gerekçelerin tamamının dağılmasını sağladı.

Kendimde ki bencil, korkuyla karışık zaafların içimde kendilerini konuşturmasına izin vermeden hemen evden çıktım ve adliyenin yolunu tuttum.

Hemen her birinde, bedenimde gezen mekanik dedektör şoklarını yeniden yaşadığım o  yedi kapıdan geçerek adliye binası 3.kattaki Cezaevi Savcısının kapısında buldum kendimi.

O ana kadar kendimi kendime kapatmış, susturmuştum, geri dönmemek için.

 Şimdi kapıdaydım! .

Nasıl bir cümle kurmalıydım.?

Nasıl giriş yapmalıydım?

Zira sivil hayatımda bir savcıyla böyle kişisel bir talep ile konuşmamıştım daha önce..

Koridorda duran hemen tüm hakim ve savcılarla “arası iyi olan” ama aynı zamanda, oldukça sağlam gözlem sahibi “çaycılar” ile  has odabaşılardan bir kaçı   ;eski “mahkum” olduğumu, yıllarca bu koridorlarda ellerim kelepçeli getirilip götürüldüğümü hatırlamış ve beni isim ve  soy ismimle tanımışlar ki biri yaklaştı bana..

Evin!!..

( ismimin yanına hitapta hiç bir şey eklemeden Evin!)

.. diye başladığı cümlesini kurarken oldukça vıcık ve  kırk yıllık ahbabıymışım  gibi bir’ sıcak’ yüz ifadesi takınarak sordu :

“Evin  hayırdır sen burada?! “

Yine de Onun o tiksindiğim yüz ifadesine, kurnaz simsar havasına takılmaktan çıkıp, kendisinden  yardım alabileceğimi an içinde düşünüp meselemi anlattım.

“D. Tipinde arkadaşlarım var onlara görüşe gitmek istiyorum”

-“rutin görüşçü listelerinde ismin var mı?”

-Hayır yok  ( ‘olsa buraya niye geleyim gerzek’  diyorum içimden. Aslında orda olmaktan öylesine gerginleşmiştim  ki ; giderek, içinde  sigara içilen bir uzun yol otobüsünün 17. saatindeymişim gibi bulanmaya başlayan midemi susturmaya çalışıyorum)

‘Birazdan çok zor bir işi başaracağım’ imajını bana vermek istiyor ve :

-“haa!  bak şimdi olmadı!

İsmin yoksa çok zor ama bekle sen burada, hele ben bir konuşayım.”

Ve dışı derî içi süngerle kaplanmış  kapıya iki kez işaret parmak dirseğiyle tıklayarak içeri girerken  özenle açtığı kapıyı özenle kapatmadan  gözlerime girdiğini görüyorum. Daha da geriliyorum.

 Hiç samimiyet yok.!

Ve artık nerde ve kimde görürsem göreyim o Simsar  yüzü tüm ifadesi ile o an tamamen belleğimde oluşturuyoruz, kazıyorum o yüz sayesinde.

Bir kaç dakika sonra ciddiyetle ve “evet bizler bu koridorlardayız amaa, biz de bir şeyiz icabında” bakışı ve yükselmiş göğsüyle dışarı çıkıyor.

Daha bir ‘babacanlaştığını’  fark ediyorum!!

Çünkü karşımda ona göre artık o, benim ne altım ne eşitim. O benim üst’üm!

Kafamda dağıtıyorum bunları ‘Her neyse ne bırak oda bununla yaşamda bir yere takabül ettiğini ve mühim biri olduğunu  hissediyor, etsin ama ben görüşe gidebileyim yeterki ” diye düşünerek ve yine gürültülü içimi susturup, onun konuştuğuna odaklanıyorum.

Koridordaki bir odadan A-4 kağıdı ile kalem getiriyor ve koridorun başında duran sandalyesiz masasına alıyor beni.

Kağıdı masaya, kalemi elime tutuşturarak,

-” söyleyeceklerimi aynen yaz “diyor ve başlıyor.

” D. Bakır *  Cezaevi Savcılığına

D. Bakır

D. Tipi cezaevinde kalan Halil Güneş ‘le savcılık izni ile görüşmek istiyorum

Gereğini falan filan “

Yarım saatlik beklemeden sonra Savcı çağırıyor beni :

-” neden görmek istiyorsun? “

-O benim arkadaşım!

-“her arkadaşım diyene görüş izni verilmez” sert soğuk  ve alabildiğine uzak ve yabancı.

Çok iyi bildiğim, her karşılaşmada damarlarımdaki kanın kezzaba dönüştüğünü bana  hissettiren  bu ifade..

Sömürge savcısı!

-“Doğru, kurallarınız bu ama görüşmek istediğim arkadaşım, sizinde  bildiğiniz gibi kanser hastası ve son evresinde olduğunun, beni son kez de olsa görmek istediğinin  haberini aldım ailesinden.

(Ve Tüm vücudumu soğuk  tere kesen  O cümle düştü dilimden; inler gibiydim o an )

-Lütfen İZİN verin!

Ve sustum. O ana kadar kafasını kaldırıp yüzüme bakmayan savcı  bir anda  yüzüme bakınca göz göze geliyoruz.

İçimizdeki insanlar mı bakıştı orda, yoksa insan gerçekliğimîz üzerinden, yaşam boyu edindiğimiz edindirildiğimiz öfke, nefret ve asla barıştırılamayacak duygu gerçekliklerimiz mi?

 ikimizde buz gibiydik.!.

Ve ancak bir anda – “tamam” dedi ve imzayı attı dilekçeme. İçimdeki ruhsal coşku o dakika etime kemiğime ulaşmıştı bile!

O gün, yani aynı gün; saat 3 de gidecektim.

O odadan çıkınca adliyeden kaçar gibi dışarı attım kendimi.

Elazığ caddesi üzerinde, kaldırımda öylece durup  Eylül rüzgarını iliklerime dek içer gibi çektim içime…

——

Devamı görüşe gidiş..

(+++)

  • : Koridordaki çaycı ben, dilekçeye ben D. Bakır yazdıkça o bana yeni yeni kağıt verip  verip, “hayır bak bilmiyorsun  dilekçelerde kısaltma olmaz “uyarısını yaptıda yaptı, ve üçüncü kağıtta doğrusunu yazabildim.

Diyarbakır!

Evin Güneş????

... Bu yazımız ile ilgili görüşünüz? ...

Loading spinner

Yorum Yazın

E-posta hesabınızı yayınlanmıyoruz

14 − 13 =

Kullanıcı deneyiminizi artırmak için çerezler kullanıyoruz. Sorun yok, rahat olun. Size özel herhangi bir bilgiyi yayınlamıyor ya da paylaşmıyoruz. Anladım, sorun yok Daha Fazla