Vengma, hiç bir partinin borazanı değildir. Hiç bir partinin düşmanı da değidir. Kürt partilerinin doğru politikalarını destekler, yanlış politikalarını eleştirerek yol göstermeye çalışır.

Labratuar

Sait Aydoğmuş / Aşağıdaki yazı, Ekim-2018 Yılı’nda yazılmış, ancak belli düzeylerde yöneticisi olduğum PAK’ın ilgili yöneticilerince uygun görülmediğinden yayınlanamamıştır. Yazının geçmişi 2 yıllık da olsa, tarihin “laboratuar”lığı ile ilgili değerinin takdirini siz okuyucuya bırakıyorum.

*****

Ermeni Karşıtı Kampanyanın Özü Spekülatif bazı iddialar, hatta iftiralarla Kuzey Kürdistan’daki Kürd örgütlerini ve bazı yöneticilerini karalamak ve bu yolla onların şahsında, genel olarak Kürd ulusal hareketini yıpratmak ve böylece Kürd örgütlerinin aralarındaki diyalog ve işbirliğini bozmaya çalışmak hep yapılagelir.

Bu görevi, doğası gereği Devlet, genellikle açık veya gizli olarak kendi görevlileriyle yapar. Ama konuya ve ortama göre, bazen de Devlet, anılan işi, Kürd parti, örgüt ve siyasetçilerinin kendi aralarındaki çelişkileri, tartışmayı ve dolayısıyla rekabeti, şöyle veya böyle kışkırtıp, saptırıp, ortalığı daha bir alevlendirerek de yerine getirir. Bir müddettir, böylesi bir kampanya, Ermeni karşıtlığı üzerinden başlatıldı ve bu kampanya giderek Kürdistan’daki tüm etnik, dinsel ve hatta dilsel farklılıkları olan azınlıklara yöneltilme istidadı gösterdi, gösteriyor. Bu talihsiz kampanyayı başlatan ve giderek kapsamını daha bir genişletip sürdüren kişi, 7 Ekim 2018 tarihli paylaşımında, şöyle diyor: “Devlet kendi alevisini oluşturmuşDevlet kendi ezidisini oluşturmuşDevlet kendi zazasını oluşturmuşDevlet kendi ermenisini oluşturmuşVe Devlet kendi PKK sini kurmuşYukardakilerin tamamını onun emrine koymuş Türk misaki milli sınırlarını korumak ve Kürtleri parçalamak için mücadele veriyorlarBiz bu oyunu gündeme getirirken haliyle bu çevrelerin uykusu kaçtı Sağa sola havlayıp duruyorlar.” (*)

Bu zatın. Ermeni karşıtlığıyla başlatıp, Ermenistan Devleti karşıtlığıyla pekiştirmeye çalıştığı kampanyada, “Ermeni Kripto”lar tarafından yönetildiklerini iddia ettiği parti ve örgütler (PAK, PSK, PDK-Bakur, PDKT, AZADİ Hareketi, ÖSP) ile bir paylaşımda önce adları verilen ve sonra da silinen bu “kripto”lardan bazılarını (Bayram Bozyel, Kasım Ergun, Mehmet Konuk) da hatırlatırsak, yukarıdaki paylaşımda söz konusu edilen farklı sosyolojik özelliklere sahip topluluklar için kullanılan toptancı suçlama dilinin anlam ve hedefinin nelere/nerelere varabileceğini daha iyi anlarız.

****

Parantez içinde adı belirtilen parti, örgüt ve şahısları şöyle veya böyle eleştirip değerlendirebilirsiniz ama, onları, “Devletin kendi …” kavramına eklemek, siyasal gerçeklerle bağdaşmadığı gibi, kimsenin haddine de değildir. Konuyu, söz konusu edilen sözde kripto şahıslarla somutlaştırıp basitleştirirsek, kullanılan yöntemin hem ırkçı hem de iftiracı yanlarını daha iyi görürüz.

Ermeniler gibi soykırıma uğramış mazlum bir milletin mensubu olan, olduğunu açık açık söyleyen Kasım Ergun’un, halen de soykırımla karşı karşıya olan Kürt ulusal davası için bir Kürd ve Kürdistan partisinin saflarında mücadele etmesi kadar doğal bir şey yoktur. Keşke bütün Ermeniler ve benzeri farklılıkları olan etnik ve dinsel topluluklara mensuplar da böyle yapsalardı. Bu bakımdan, Kuzey Kürdistan’daki Ermenileri toptancı bir biçimde “kripto” saymak/görmek, siyasal gerçeklikle bağdaşmadığı gibi aynı zamanda ırkçı bir yaklaşımdır da. Mehmet Konuk’un Ermeni olup olmadığını bilmiyorum, merak ta etmiyorum doğrusu; ama onun yıllardır Kürd ulusal davasının sağlam bir neferi olduğunun şahidiyim. Kuzey Kürdistan’da Kürd siyasi hareketinin her yönüyle en gelişkin ve kararlı kadrolarından biri olan Bayram Bozyel’in ise, Ermenilikle bir ilişkisi olmadığını biliyorum. Belirttiğim gibi, hoş olsaydı ne olurdu ki!…

Tüm bunlar, anılan iddianın, ırkçılığın yanı sıra, istismarcı ve iftiracı da olduğunu ortaya koyuyor. Söz konusu iddia, tüm yönleriyle Türk Devletinin kuruluşundan beri özellikle Ermeni ve Rum düşmanlığıyla sürdürülüp uygulanan, Türkçü-Sunni İslamcı olan katliamcı ve ırkçı paradigmanın Kürd versiyonunu andırmaktadır ve üstelik Türk Devletine hizmet etmektedir.

Bu yanıyla günümüzde Recep Tayyip Erdoğan’ın önderliğinde, AK PARTİ yönetimince daha bir pekiştirilip sürdürülen bu siyasi paradigmaya ait uygulamanın/kampanyanın kanalına da su taşıdığı açıktır. Zira, yukarıdaki alıntıda/paylaşımda, adı geçen ve belli etnik, dini ve kültürel farklılıklara sahip toplumların ortak özellikleri, Kırd/Zaza nüfusunun önemli oranda Kürd Alevi nüfusla örtüştüğü göz önünde bulundurulursa. büyük bir ağırlıkla İslam veya Sunni İslam olmamalarıdır. Bu talihsiz kampanyanın sahibi, 8 Ekim tarihli bir paylaşımında da, bu kampanyanın Türklerin anılan paradigmasına daha fazla su taşıması için ırkçı ve iftiracı tutumunu “Hrant Dink’in, Türkiye ve Kürdistan’da Ermeni Milliyetçiliğinin geliştirmesi için Ermenistan Devleti tarafından öldürüldüğünü”, Nobel ödüllü Nadia Murat adlı Êzdi Kürd Kızının da “Ermeni kriptosu” olduğunu iddia etmeye kadar vardırıyor.

****

Aslında, söz konusu kampanya, mevcut haliyle Kürd siyasi çevrelerinde çok destek görmüş değil. Ne yazık ki, bu ırkçı kampanyaya desteğin en büyüğü, legal bir Kürd Partisinin bazı yönetici ve üyeleri tarafından sunuluyor. Söz konusu Parti, bu kampanyanın hedefi haline getirilen siyasi parti, örgüt ve kişilerle zaten gereksiz de olan politik rekabetinde, bu durumu bir araç olarak kullanıyor; ama aslında, uzun vadede, kendi bindiği dalı da kesiyor; bu ve benzer tutumları nedeniyle giderek daha bir tecrit oluyor; daralıp etkisizleşiyor. (**)

****

Öte yandan, bu kampanyanın, içeriği itibariyle Kürd ulusal davası açısından çok önemli siyasal anlamı ve toplumsal karşılığı göz önünde bulundurulduğunda, Kürd siyasetçileri, aydınları ve ve entelektüelleri tarafından yeterince ciddiye alınarak geniş ve etkili bir tepki gördüğünü söylemek de zordur. Selim Çürükkaya, bu kampanyanın yukarıda belirtiğim özelliğine “Kürt milliyetçiliği maskesi altında Ermeni düşmanlığı, Yemezler!” paylaşımıyla dikkat çekti ve fakat dar da olsa belli bir kesim tarafından neredeyse “linç” edilmek istendi ve ediliyor.

*****

Bu durum, Kürt ulusal hareketinin “Nasıl bir ulus, nasıl bir devlet” inşası ile ilgili siyasetinde, dayandığı entelektüel zeminin oldukça sığ olduğunu, dolayısıyla da bazı temel konularda gerekli politikaları üretemediği ve bunlara ilişkin uyanıklık ve duyarlılıklardan yoksun olduğunu ortaya koyuyor. Zira konu, yani Kürdistan’da yaşayan etnik, dinsel ve kültürel olarak farklı olan toplulukların sorunlarının nasıl ele alınacağı ve bunlara nasıl bir çözüm getirileceği meselesidir.

Bu husus, siyasal olarak hem modern bir Kürd kimliği ve ulusunun inşası ve bununla çağdaş demokratik bir Kürdistan devletinin kurulabilmesi yolunda çok önemli, hatta hayatidir. Eğer yukarıda belirtildiği gibi, Ermenisi, Êzidisi, Zazası, Alevisi (Bunlara Süryaniler, Araplar ve Kürdistan’da yaşayan benzeri bazı etnik ve dinsel toplulukları daha katabiliriz) gibi belli etnik, dinsel ve kültürel farklılıklara tekabül eden toplumsal grupları toptancı bir anlayışla “Devletin kendi”sine ait ve dolayısıyla Kürd ulusunun ve Kürdistan Devleti’nin inşasının aleyhine kullanılan farklılıklar/unsurlar olarak görürsek, tam da Türk Devleti’nin oyununa gelmiş oluruz ve ulus ile devlet inşasında tekçiliği esas alarak veya ona mahkum olarak, onlara benzeriz. Buna ihtiyacımız olmadığı gibi, böylesi bir siyaset, mücadelemiz için ölümcüldür de.

Zira biz, Türkler gibi, başka milletlerin ve toplulukların ülkeleri üzerinde, onları yok sayan/eden yapay ve dolayısıyla tekçi bir millet ve devlet inşa etmeye çalışmıyoruz. Dün de bugün de, nüfusunun çoğunluğunu oluşturduğumuz kendi kadim topraklarımızda yaşıyor ve mücadelemizi sürdürüyoruz. Uluslaşma ve devletleşme mücadelemizde, var olan tüm etnik, dinsel, kültürel farklılıklara saygı duyarak; onlara, toplumsal durumlarına uyan temel hakları ve statüleri sağlanarak ve bu yolla onların da desteğini alarak çağdaş bir Kürd ulusu ve Kürdistan (Kürd Devleti değil) inşa etmek istiyoruz.

Bunu yaparken, Ermenilerin, Süryanilerin, Arapların, Türklerin, Êzdilerin, Alevilerin ve Kırdlerin (Zazalar), hasılı Kürdistan toprakları üzerinde yaşayan tüm etnik, dinsel, kültürel, dilsel farklılık dahil, farklılıkları olan toplulukların, bu farklılıklarının karşılıklarına uyan hak ve özgürlüklerini, daha bugünden programlaştırıp savunmamız ve yapabildiğimizce hayata geçirmemiz lazım.

****

Ne kadar başarılıp becerildiği ayrı bir konu ama, Güney Kürdistan’ın da Ermeniler, Süryaniler, Türkmenler, Araplar, Ezdiler ve diğerleri için yapamaya çalıştığı budur. Görüldüğü kadarıyla özellikle belli oranda farklı bir kültür ve coğrafyaya sahip olan ve görece ciddi nüfus oranlarına da tekabül eden “Behdinan” ve “Soran” meselesi de belirte geldiğim bir politik anlayış ve çözümle ele alınmadan, Güney’de çağdaş ortak bir ulusal kimlik ve dolayısıyla devlet inşa edilmesinin zorlukları yaşanıyor.

****

Esasen Türklerin, yukarıda belirtilen her alanı ve yönüyle tekçi bir ulus ve devlet yaratmaya dayanan strateji ve uygulamaları nedeniyle, Kuzey Kürdistan’da maalesef artık Ermenilerin, Süryanilerin ve Êzdilerin anlamlı bütünlüklü bir coğrafik bölgeleri ve nüfus olarak da toplumsal karşılıkları, neredeyse kalmamış durumdadır.

Ancak, bütünlüklü coğrafyaları, dinsel inançları ve dilsel farklılıkları ile önemli oranda örtüşen Kürd aleviler ile Kırdlerin (Zazalar) dinsel ve dilsel farklılıklardan kaynaklanan sorunları, nüfus olarak ciddi toplumsal karşılıkları olan önemli sosyolojik realitelerdir. Fakat nüfus olarak toplumsal karşılıklarının ölçütlerine bakılmaksızın tüm bu meseleler, belli çağdaş demokratik, özgürlükçü, çoğulcu ve katılımcı siyasal prensiplere uygun olan bir politik anlayış ve tutumla ele alınmaz, Kürd ulusal kimliğinin ve Kürdistan devletinin inşa edilmesini destekleyici bir yolda değerlendirilmezlerse, çok tabidir ki anılan sorunlar, başta Türk devleti olmak üzere, ilgili devletlerin istismarcı kullanımlarına açık bırakılacaklardır.

****

Konuyu, Ermenistan Devleti’nin Kürtlere karşı tutum ve uygulamalarıyla sonlandırmak istiyorum: Ermenistan’ın “Kürdistan’a Sor”a karşı ve genel olarak da Ermenistan’da yaşayan Kürd ve Êzdilere karşı uyguladığı baskıcı hatta katliamcı uygulamaları biliniyor. Yanı sıra, Ermenistan Devleti’nin Kuzey Kürdistan’daki Kırd (Zaza) ve Kürd Alevileri meseleleri ile ilgili çarpıtıcı, istismarcı ve yıkıcı anlayış ve politikası da öyle. Kuzey Kürdistan’daki Kürd hareketi, Ermenistan’ın bu uygulamalarına hep karşı çıktı/durdu; buna devam ediyor ve etmeli de. Tüm dünya da, halkların bazıları hatta çoğu, uluslarını ve devletlerini inşa ederlerken maalesef böylesine feci yanlışları ve uygulamaları yapıyorlar. Hele de Ermeniler ve Yahudiler gibi, tarihte jenositlere maruz kalmış milletlerin, buna dayalı tarihsel korku ve refleksleri, bu tür uygulamaları daha bir yaygın ve tehlikeli kılabilir. Ancak bundan hareketle Anti-Ermeni ve anti-Semitist olmak gerekmez.

Sait Aydogmus* Söz konusu paylaşımlar Amir Bayar’a aittir.

* Bu paragrafta kastedilen parti HAK-PAR’dı

Kaynak Facebook Sait Aydoğmuş’un sayfası

... Bu yazımız ile ilgili görüşünüz? ...

Loading spinner
Yorum Yazın

E-posta hesabınızı yayınlanmıyoruz

five × one =

Kullanıcı deneyiminizi artırmak için çerezler kullanıyoruz. Sorun yok, rahat olun. Size özel herhangi bir bilgiyi yayınlamıyor ya da paylaşmıyoruz. Anladım, sorun yok Daha Fazla