Vengma, hiç bir partinin borazanı değildir. Hiç bir partinin düşmanı da değidir. Kürt partilerinin doğru politikalarını destekler, yanlış politikalarını eleştirerek yol göstermeye çalışır.

Medeni Duran Barzani’nin Tavrına Dikkat Çekti

İslam da Adalet yoktur. Saddam Halepçe'ye kimyasal gaz attığında islam ülkeleri sustu.

Medeni Duran / Kürtler söz konusu olduğunda, “İslam Ahlakı ve adaletti, İslam ahlakı ve adaleti” diyorlar ya, işte biz bu yazıyla, biraz o ahlakın ahlaksızlığı ve adaletsizliğine dikkat çekmeye çalışacağız.

Yaşı itibariyle o süreci bilmeyenlerin bilmesinde, unutan kardeşlerimize de hatırlatmakta fayda var. 16 Mart 1988’de Müslüman ve hacı olan Saddam, Türk ve Farsların onayı ve bilgisi dahilinde, Halepçe´nin üzerine zehirli gazlar atmıştı. Bu katliam Batı, yani “gavur” medyasının ve devletlerinin birinci gündem maddesi idi.

Gavur Dünyasının bütün yazılı ve görsel medyası katliamı birinci haber olarak veriyor, davet ettiği konuklarla katliamın boyunlarını tartışıyordu. “Gavur” Batı´da katliamla ilgili konuşmayan Müslüman ve hacı olan Saddam’ın katliamını protesto etmeyen bir tek devlet başkanı kalmamıştı.

Ancak İslam dünyası ve medyasında durum farklıydı. Yani her zamanki gibi…
Buda yetmezmiş gibi Halepçe’ye Kimyasal gaz atıp bir gecede on binlerce kürdü katleden Saddam’ı Kutlayan İlk Müslüman lider Filistin lideri Yaser Arafat olmuştu.

Saddam’ı bizzat gidip kutlayan Filistin lideri Arafat, katil Saddam’a, “ Eliniz dert görmesin, bunlar şeytanın çocuklarıdır keşke hepsini bitirseydiniz” denmişti.

Yine 1984 yılında Saddam binlerce Kürt kızını kaçırtıp Filistin’e teslim etmiş, Filistinli yetkililer de bu Kürt kızlarını alıp Arap zenginlerine ve pavyonlara satmıştı. Öte yandan Kürtlerin büyük bir bölümünün bu gün ve o gün “zalim/kâfir/gavur” diye Müslümanlardan ayırıp lanet yağdırdıkları İsrail ise katliamı kınamakla kalmayıp birleşmiş milletlerin (BM) gündemine taşıyan ilk ülke olmuştu.

Halepçe katliamından iki gün sonra Katar’da toplanan İslam ülkeleri ise tıpkı kendileri gibi yüzde 90’ı Müslüman olan ve soykırıma uğrayan Kürdü yok farz etmiş olmalı ki soykırımı gündemlerine bile almadılar. İşte İslam kardeşliği , İslam ahlakı ve adaleti Kürtler dışındaki Müslümanlar için böyle bir şeydi!

Müslüman devletlerin liderleri ise ilgili değildiler. O ahlaksız liderleri Kürt soy kırımı ilgilendirmiyordu. Peki İslam’ın alkollü hali diye tabir ettiğim dünyanın sol / sosyalist iktidarlarının tavrı neydi?

Onların tavrı da Müslümanlardan farkı değildi. O yüzden hep derim İslam/ komünizmin alkolü halidir, derim. Bunun dışında birler, tıpatıplar.

Halepçe´ye zehirli gazlar yağdırıldığında ben Nusaybin’de Lenin kitaplarını okuyor, SSCB’nin ne kadar adaletli ne kadar iyi olduğundan dem vuruyordum.

Ancak Dönemin SSCB’si gönümüzün Rusya’sının katliamla ilgili açıklaması “Saddam´ın Kürtlere karşı kimyasal silah kullandığına dair kanıt yok” şeklindeydi.

Oysa dediğim gibi Müslümanların zalim adaletsiz şeklinde tanımladığı “gavur dünyanın” bütün televizyonlarında katliamın görüntüleri/vahşeti tüm çıplaklığı ile gösteriliyordu. Kürdistan’ı işgal eden İslam devletlerinin Kürt ve Kürdistan geleneksel politikası inkar ve imha yaklaşımını tüm İslam dünyası adeta söz birliği etmişçesine benimsiyor ve onaylıyordu. Ve bu asla değişmedi, günümüzde de bu yaklaşım devam ediyor.

ABD’nin başını çektiği küresel gücün Suriye’nin yeniden yapılanması aşamasında dilendirdiği Kürtlerin devlet hakkı gündeme geldiğinde, Suriye rejiminden Önce dönemin Filistin devlet başkanı Mahmut Abbas, “bölgede kurulacak bir Kürt devleti biz Arapların sırtına saplanmış bir hançer olur” deyip Kürdistan’a karşı olduklarını açıkça ifade etti.

Buna karşılık İsrail devlet başkanı Bünyamin Netenyahu başta olmak üzere İsrail devlet yönetimden bir çok üst düzey yetkili, “Kürdistan Kürtlerin ülkesidir, Kürdistan kurulmalıdır” deyip tüm dünyaya Kürtlerin devlete laik olduğunu ve İsrail olarak bunu kabul edeceklerini söylemiş oldu.

1946’da Mahabad Çar u çıra Meydanı’nda Qazî Muhammed’in öncülüğünde, ilan edilen Mahabad Kürdistan Cumhuriyetinden sonra, Modern Kürdistan tarihinde, ilk defa 2003’te özerklik statüsünde de olsa, ” kuzey Irak” Güney Kürdistan’da, bir Kürt devlet statüsü gün ışığına çıktı.

Bu ışık dünyada yaşayan 50 milyon Kürt için, çok değerli bir olaydı. Çünkü Kürdistan’ın dörtlü işgal zincirinin bir parçası kopmuştu ve bu sonuç değil, bir başlangıçtı. Bir sonrası, gelecek demekti. Bu nedenle bu kazanım, 50 milyon Kürt için değerli, sevinçli ve büyük bir mutluluktu.

Kürtler, uzun yıllar sonrada olsa kutsalını tavaf etme imkanı bulmuş, dünyanın dört bir yanından buraya akın ediyorlardı. Kürdistan toprağına ayak basan her Kürt, yüksekte dalgalanan Kürdistan bayrağını görünce, ilkin adeta donmuşçasına bir hareketsizlikle durup bakıyor, ardından bir rüyadan uyanan bir çocuk sevinciyle hıçkırarak ağlıyor, ardında bastıkları toprağı hasretle öpmeye başlıyorlardı.

İnsan sevinçten ağlar mı? Ağlar elbette!

Kürtler Ala rengin’e bakarken, yüzlerine oturan büyük sevince rağmen ağlıyorlardı. Kürtlerin sevinçten ağlaması düşmanlarını delirtiyordu. Kürtlerin bu sevincini kursaklarında bırakacak ne var, ne yok ise hepsini tek tek aradılar. Mit’i, iti, sağı, solu, İslamcısı, laiki kafa kafaya vermeye başladılar.

Güney Kürdistan’a karşı düşmanlıklarını kusmaya ant içtiler! Yok aşiret reisi Barzani’yi yaşatmayacaklar! Yok, sözde Kürt yönetimi ! Yok kuzey ırak terör bölgesi, yok kırmızı çizgi ,yok mor çizgi! diye bağırdılar.

Zamanla hepsi Yok olup gitti!

Barzani’ye “bağımsızlık isteme de ne yaparsan yap!” demekten başka çareleri kalmadı. Hatta Kürdistan’daki petrolü bile bizim üzerimizden satabilirsin dediler.

Sonra her ne olduysa Kürt misyonerleri aracıyla devletin Kürtler için kötü olduğunu tekrar edip durdular. Öyle ki “Kuzeyde Kürtleri için devlet kötüdür, biz devlet değil Türk, Arap Ve Farslarla kardeş olarak yaşamak istiyoruz, bizim bu ülkelerin dil bayrak ve sınırları ile bir sorunumuz yoktur” şeklindeki hastalıklı söylemleri aldı başını gitti.

Hemen hemen her gün sözde Kürt siyasetçilerden benzer açıklamalar duymaya, gelmeye başladı. Kimi hızını alamayıp Kürdistan bağımsızlık fikrini çöpe attık bile deme küstahlığında bulunudu. Kürdistan’da bu ve benzeri zırvalılığın yükseldiği bir dönemde milli bir duruş sergileyen Barzani, Kürtlere büyük bir cesaret vermekle kalmadı, Kürt milli ruhunun yıllar sonra da olsa yeniden dirilmesine, Kürdistan bağımsızlığının Kürtler için hayal olmadığına, bunun mücadelesi verildiğinde, gerçekleşebileceği inancını da geliştirdi.

O nedenle de çok rahatlıkla diyebiliriz ki; doğrusu yanlışıyla Barzani, Kürtlerdeki milli ruhunun yeniden dirilişidir. İşgalci dört devletin Kürt misyonerleriyle birlikte Barzani’ye bir anda ortak bir cepheden saldırmalarının altında yatan gerçekte budur.

Hiç kuşkusuz, Misyonerlerin yönlendirdikleri kitlelere Kürdistan yerine “Barzanistan kurulacak” söylemleri de bundan bağımsız değildir.

Referandum sürecinde işgalci devletler ve yerli işbirlikçi misyonerlerinin bağımsızlık referandumunun iptali olmazsa bile ertelenmesi için Barzani üzerinde geliştirdikleri baskı, hatta tehditlere rağmen Barzani’nin bağımsızlık referandumunu gerçekleştirileceğini kararlı bir biçimde yüksek bir sesle söylemesi onları adeta çıldırtmıştır.

Kürdistan düşmanlarını adeta çılgına çeviren Barzani’nin bu kararlı duruşu milli Kürtleri yalnızca cesaretlendirmemiş, aynı zamanda bağımsızlık konusunda büyük bir heyecan yaşamalarına da yol açmıştır.

Bu kararlı tavır, bu dik duruş yüz yıldır adeta köle statüsünde yaşamak zorunda bırakılan Kürde 100 yıllık kölelikten kurtulma, özgür olabilmesinin inancını da vermiştir. Referandumda Kürdün %93’lük bir irade ile bağımsızlığa evet demesinin nedeni dirilen bu özgürlük ruhudur.

Referandumdan hemen sonra, “Ben Bir Peşmerge olarak mücadeleye devam edeceğim, Peşmerge olarak doğdum, Peşmerge olarak öleceğim.” çıkışıyla yetkilerini devretmek istemesi ise, Kürdistan düşmanları ve misyonerlerin Kürdistan değil kurulacak olan “Barzanistandır” şeklindeki söylemlerinin de ne denli boş ve gerçekten uzak koca bir yalandan ibaret olduğu gerçeğini ortaya çıkarmıştır.

Barzani son çıkışı ile şu mesajı vermiştir: Bağımsızlık, şavaş yapılmadan kazanılmaz, o zaman “Ben Kürdistan özgürlük mücadelesinde daha aktif bir yerde olmak istiyorum!” demiştir.

Bu da neresi?

Tabi ki Cephe! Yani düşmanların bunu böyle okumasında fayda var. Barzani, savaş yeni başladı diyor.

Barzani duruşuyla Kürtlerdeki milli ruhunu diri tutuyor. Biz,  “Barzani gelip  Kuzey Kürtleri için savaşıp bağımsız bir Kürdistan’ı kuracak” demiyoruz. Böyle bir iddiamız yok, hiç olmadı da. Ancak Kürdistan’ın hangi parçasından olursanız olun, bilin ki, Barzani’ye düşmanlık yaparak hiç kimse Kürdistan’a hizmet edemez. Bunu babam dahi yapsa cahil değilse, kesinlikle misyonerdir.

Çünkü Barzani’yi Kürdistan özgürlük mücadelesinden alırsan, geriye bir şey kalmaz.

... Bu yazımız ile ilgili görüşünüz? ...

Loading spinner

Yorum Yazın

E-posta hesabınızı yayınlanmıyoruz

14 + 9 =

Kullanıcı deneyiminizi artırmak için çerezler kullanıyoruz. Sorun yok, rahat olun. Size özel herhangi bir bilgiyi yayınlamıyor ya da paylaşmıyoruz. Anladım, sorun yok Daha Fazla