Vengma, hiç bir partinin borazanı değildir. Hiç bir partinin düşmanı da değidir. Kürt partilerinin doğru politikalarını destekler, yanlış politikalarını eleştirerek yol göstermeye çalışır.

Muhayyel’den Müstakbel Kürdistan’a

Vahap Coşkun/ Ortadoğu’da bütün kartların yeniden karıldığı bir dönemde Kürdistan Bölgesel Yönetimi (KBY), bağımsızlık için referandum kararı aldı. Mezkûr kararın alınması bile kendi başına Kürdistan için büyük bir değeri ifade ediyor. Bir önceki yazımda bunun üzerinde durdum. Dünya ve bölge ülkelerinin bu karara gösterdikleri/gösterecekleri reaksiyon ise hem Kürdistan’ın hem de bölgenin geleceğinin belirlenmesi açısından önem taşıyor. Bu yazıda dünyadan –özellikle Batı’dan- gelen tepkilere değinmek istiyorum.

KBY’nin kararına karşı birçok ülke nerede durduklarını gösteren beyanatlar verdiler. Öncelikle belirtmek lazım ki, uluslararası camiada ortak ve açık bir tavır yok. Bu da normal; zira ABD, Rusya, AB gibi güçlerin Ortadoğu’ya ilişkin çıkarları bazı noktalarda örtüştüğü gibi bazı noktalarda da çelişiyor. Meydanda çok sayıda aktör var. Her devlet birçok aktörle birlikte iş tutuyor, bölgeye dair farklı bakış açıları geliştiriyor ve farklı tasavvurlara sahip oluyor. O nedenle tepkilerdeki çeşitlilik normal. Yine de öne çıkan üç argümandan bahsetmek mümkün:

“Birleşik ve demokratik Irak”

  1. Büyük devletler “birleşik ve demokratik Irak’tan yana olduklarını” açıklıyorlar. Bana göre bu, diplomatik mecburiyeti ifade eden kalıp bir cümleden öte bir mana taşımıyor. Yoksa herkes Irak’ın eski Irak olamayacağını adı gibi biliyor. 1991’deki ilk Körfez Savaşı’ndan bugüne kadar geçen sürede Irak’ta köprünün altından çok sular aktı. İki önemli gelişme yaşandı:

İlkin, dış müdahale kaotik bir ortam yarattı. Irak başta ikiye ayrıldı. Bağdat ve Erbil, gevşek bağlarla birbirine bağlı, iki ayrı yönetim merkezine dönüştü. Ardından IŞİD sahneye çıktı ve Suriye ile birlikte Irak’ta da hatırı sayılır bir toprak parçası üzerinde egemenlik kurdu. Böylece Irak’taki iktidar odaklarının sayısı üçe çıktı; Bağdat ve Erbil’den sonra Musul da üçüncü bir merkez oldu.

İkincisi, Anayasanın kabul edildiği ve kısmen stabil bir ortamın oluştuğu 2005’ten sonra işbaşına gelen Irak hükümetleri, Irak’ı bir bütün halinde tutacak bir performans sergileyemediler. Bilhassa Maliki’nin izlediği mezhepçi siyaset birlikteliğin harcını oluşturacak bütün bağları kopardı, bütün köprüleri yıktı. Kürtlerin Irak’tan uzaklaşması bir yana, Arapların bile kendi aralarında “birlik” olmaları imkânsız hale geldi. Dolayısıyla Irak’ı demokratik bir şekilde bir arada tutabilmenin koşulları ortadan kalktı.

Bugün birleşik Irak’ın yerinde yeller esiyor. Mevcut hali sürdürmenin de, eski statükoyu diriltmenin de olanağı yok. Aslında herkes de bunun farkında. Sözler ve fiiller ayrı değerlendirmelere tabi tutulmalı. Sözde Irak’ın birliğinden dem vurmalarına aldanılmamalı. Çünkü her aktör çok uzun olmayan bir vadede “bilinen Irak”ın yerini “yeni bir Irak”a bırakacağını hesaplıyor ve fiiliyatta “Irak sonrasının” hazırlığını yapıyor.

“Zamanlama manidar”

  1. Referandumun zamanlaması konusunda birtakım, IŞİD ile bağlantılı birtakım endişeler dile getiriliyor. Batılı devletlerin önceliğini IŞİD ile mücadele oluşturuyor. Onlar bütün dikkatlerin IŞİD’in üzerinde toplanmasını ve herkesin elinden gelen bütün gayreti IŞİD ile sürdürülmekte olan savaş için seferber etmesini istiyorlar. Referandumu da bu çerçevede değerlendiriyorlar. KBY’de bağımsızlık için sandığa gidilmesi halinde, bunun dikkatleri dağıtacağını, yoğunlaşmayı bozacağını ve IŞİD karşıtı mücadeleye sekte vuracağını düşünüyorlar. Bu itibarla IŞİD bozguna uğratılıncaya dek IŞİD karşıtı güçlerde bir çatlak oluşturacak başka bir konunun gündeme getirilmemesinin daha doğru olacağını belirtiyorlar.

IŞİD ile irtibatlandırılan zamanlamaya dair kaygıların tamamen boş olduğu söylenemez. Gerçekten IŞİD, Kürtler için de son derece ciddi bir tehdit. Kısa bir süre önce Kobani ve Erbil’e saldıran IŞİD’in varlığını güçlendirmesi durumunda Kürtlerin başına türlü çoraplar öreceği izahtan vareste olsa gerektir. Bundan ötürü IŞİD karşıtı mücadele titizlikle sürdürülmeli, bu mücadeleden zerrece taviz verilmemeli. Mamafih bu haklı endişeyi gidermenin yolu Kürtlerin meşru taleplerini sürekli ertelemek olmamalı. Akılda tutulması icap eden üç husus var:

  1. Ortadoğu bir sorunlar yumağı, bu coğrafyada dertler eksik olmaz. Bugün sahada IŞİD ile uğraşılır, yarın bir başka örgüt arz-ı endam eder. “Önce problemleri halledelim, Kürtlerin bağımsızlığını sonra konuşuruz” yaklaşımı en uca götürüldüğünde, Kürtlerin isteklerini hiçbir vakit gündeme almamak gibi bir neticeyle karşılaşılabilir. Bu da sürpriz sayılmaz; çünkü her zaman öncelikle ele alınması gereken meseleler bulunur. Eğer inisiyatif tamamen Kürtlere “Biraz daha bekleyin, daha zamanı değil” diyenlere bırakılacak olursa, muhtemelen o beklenen gün hiç gelmeyecek ve o vakit asla dolmayacaktır.
  2. Eğer temel mesele IŞİD ile mücadelenin tavsamasından duyulan korku ise bunun çaresi vardır: O da IŞİD karşıtı koalisyonun, KBY’ye verdiği desteği artırmasıdır. Böylece hem IŞİD’e karşı mücadele kararlılıkla sürdürülebilir hem de referandum yapılabilir. KYB’nin halk oylamasına gitmesi, IŞİD ile mücadeleyi bihakkın yerine getirmesine engel değildir.
  3. Irak’ın IŞİD’den temizlenmesi, beklendiği gibi, Kürtler için olumlu bir zemine tekabül etmeyebilir. Aksine merkezi otoritesini tesis etmiş bir Irak ve Haşdi Şabi aracılığıyla Irak’taki mevcut etki alanını daha da genişleten bir İran, Kürtlerin bağımsızlık özlemlerinin önüne daha güçlü bir set çekebilir. Kürtler de bunu görüyor ve IŞİD’in varlığının kendilerinin taleplerine karşı çıkmanın bir bahanesi olarak kullanılmasından rahatsızlık duyuyorlar. Kürtlerin bütün geleceğini Irak’ın IŞİD’den arındırılmasına bağlamak, Kürtlerin çok uzun süredir bekledikleri treni kaçırmalarına neden olabilir.

Kara göründü!

  1. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Heather Nauert, bağımsızlık referandumuyla ilgili sorulara cevap verirken “Kürdistan halkının meşru talebini anlıyor ve destekliyoruz” ifadesini kullandı. Elbette yine IŞİD ile mücadelenin öncelikleri olduğuna vurgu yaptı ama talebin meşruluğunun altını çizdi, anladıklarını ve desteklediklerini belirtti.

Zannım o ki, bu cümle sadece ABD’nin değil birçok ülkenin pozisyonunu yansıtıyor. “Bağımsız Kürdistan”, uluslararası arenada satın alınan bir fikre dönüşüyor. Böylelikle modern dünyanın 100 yıllık Kürdistan meselesi içerik değiştiriyor; bağımsızlık fikri kabul görüyor ve tartışma zamanlamaya kayıyor. Bir başka ifadeyle, salt Kürtlerin zihnindeki “muhayyel Kürdistan”dan dünyanın konuştuğu “müstakbel Kürdistan”a doğru yol alınıyor.

Ortadoğu bir sorunlar denizi, burada yol alırken tarihi ve güncel birçok güçlükle karşılaşılması tabi, ama karanın göründüğüne şüphe yok.

 

... Bu yazımız ile ilgili görüşünüz? ...

Loading spinner
Yorum Yazın

E-posta hesabınızı yayınlanmıyoruz

eight − five =

Kullanıcı deneyiminizi artırmak için çerezler kullanıyoruz. Sorun yok, rahat olun. Size özel herhangi bir bilgiyi yayınlamıyor ya da paylaşmıyoruz. Anladım, sorun yok Daha Fazla