Vengma, hiç bir partinin borazanı değildir. Hiç bir partinin düşmanı da değidir. Kürt partilerinin doğru politikalarını destekler, yanlış politikalarını eleştirerek yol göstermeye çalışır.

Özgürlük varmıdır, varsa nedir?

Alışılmadık bir soru gibi gelebilir, lakin şairlerin şiirlerine, roman ve filmlere, ideoloji, felsefe, siyaset ve düşüncelere konu olan “özgürlük” nedir ve nasıl tanımlanır?

Özelikle toplumsal ayaklanma ve mücadelelerde referans alınan söz konusu kavram nasıl tanımlanılmıştır?

Özgürlük bireyin kendi oluşturduğu bir edinimmidir?

Yoksa başka dışsal etkenler tarafından bireyin kendisine biçilen toplumsal bir giydirmemidir?

Özgürlük kavramı gibi bir çok kavramı gündelik hayatımızda defalarca kulandıgımız halde söz konusu kavramlar hakkında ne kadar bilgimiz olduğu konusunu hiç düşündünüzmü?

Örnegin Jean-Jacques Rousseau “Toplum Sözleşmesinde “İnsan özgür doğar, oysa her yerde zincire vurulmuştur.” ve devamla “Köleler zincirler içinde her şeyi, hatta onlardan kurtulma isteğini bile yitirirler. Köleliklerini sever hale gelirler.” der. Peki Jacques Rousseau’nın idiasının (insan doğarken özgürdür) doğruluğu ne kadar net ve tartışmasızdır?

Ben insan dogarken (bebekken) özgür olamaz diyorum! Evet henüz toplumsal kodlamalar yüklenilmemiştir fakat çocuk ne degildir, yada felsefenin meşhur “insan ne degildir?” sorusu ve saptadığı cevapları hatırlayalım. Örnegin “İnsan çocuk degildir, insan kadın degildir, insan barbar degildir, insan deli degildir, insan hayvan degildir.” Yukarda gördügümüz gibi insanı konu eden felsefe mantığının çok uzun bir serüveni ve insan nedir sorusuna bulduğu somut cevaplar vardır.

Darwin, dolayısıyla bioloji ve evrime inanan aklın ortak noktası insanın düşünen, araştıran ve konuşan bir hayvan olduğu tespitidir. Konuşamayan, düşünemeyen ve araştırmayan insan degildir!

Tabiki insanı hayvandan ayrıştıran ve tamamen insanlaşma durumuna yükselten adım, insanın düşünebilme yetenegidir. Insanın kendi yaşamına anlam katmasıdır. Insan düşünme yetenegine ulaşmış ve bu yetenegi edinmişse o halde hayvan degildir, onu aşmış ve insanlaşmış ve yaşamına bir anlam katmıştır.

Peki bir bebek konuşabilirmi, bir bebek veyahut hayvanın kendi yaşamına kattıgı anlam varmıdır?

Yeni doğan bir bebegin düşünebilme yetenegi varmıdır?

Tabiki hayır!

O halde insan olabilmek için düşünce ve düşünceyle beraber irade ve tercih yeteneginin oluşması gerektigini göz önünde bulundurursak çocuk insanmıdır?

Bu noktada “Iradesizler” irade sahibi olmayan canlılar, himaye edilen,kendi kendi yaşamını idame etmekten yoksunlar, vasi sahibi olan, vesayet yani emir altında olanlardır. Çocuklar, deliler, kadınlar, hastalar ve hayvanlar gibi. (Belirtmekte fayda var ne olur ne olmaz yukardaki felsefik belirleme benim kişisel kanatim degildir ve ben kadınlarında erkekler kadar insan oldukkarını düşünüyorum ama tarihsel bakıldıgında ne yazıkki kadın himaye edilen bir canlı okarak görülmüş ve halen kısmen öyledir) Özgürlük “öz” iradeyle edinilen bir edinimdir.

Dolayısıyla bir bebegin edinim gücü varsa bile ne kadardır?

Örnegin bebek kendi irade ve düşüncesiyle bir anne edinebilirmi? Hayır edinemez! Bir toplum edinebilirmi? Beli bir tarih ve mekanı(bölgeyi) seçebilme imkanı varmı? Tabiki hayır, bu mümkün degil.

Oysa özgürlük kendiligin (kaderin/kudretin) karşıtı, öz irade gücünün ifade biçimi olmalıdır. Dolayısıyla bir bebegin doğar doğmaz bir anne, bir toplum, bir bölge ve bir zaman içine alınıp sahiplenilmesi, tamda Jean-Jacques Rousseau’un sözünü ettigi kölelerin zincirinin içine alınmasından başka birşey degildir.

Bir bebek ve sonra insan, nasıl bir anne, bir toplum, doğduğu zaman ve bölgenin kucağından kurtulabilirki? Bu kader degilmidir? O halde kaderi/kendiligi/doğayı ve doğalı özgürlük diye tanımlayabilirmiyiz?!

“Özgürlük nedir?” sorusunu sordum fakat bu sorunun bir cevabı olduğu bana imkansız gibi geliyor.

Neden imkansız gibi geldigini, noktalayabilirsem yazının sonunda anlatmaya çalışacagım.

Evet devam edelim, Aziz Augustinus da, ilk günah öğretini yadsıyan Pelaginus’un yandaşlarına karşı savaşında libertas minor (küçük özgürlük) ve libertas major (büyük özgürlük) den söz etmiştir.

Küçük özgürlük başlangıçtır, iyiyi seçme özgürlüğüdür ve günahın olanaklı olduğunu varsayıyor; büyük özgürlük ise sondur, Tanrı’daki iyinin içindeki özgürlüktür” diyerek iki tür özgürlükten söz etmiştir.

Yani yine genel bir kanı olan “insanın içinde iki yol vardır, iyilik ve kötülük” düşüncesinden yola çıkarak insanın ilk özgürlüğünün iki seçenekten(kötü ve iyiden) birini “iyi’yi” seçmek olarak tanımlamıştır. Lakin bu durumda ikinci bir kavramın(iyilik) tanımını yapmak gereksinimi karşımıza çıkmaktadır.

O halde “iyilik” yada “kötülük” nedir? Iyilik ve kötülüğü tanımlarken nasıl bir yol ve yöntem izlemeliyiz? Referansımız ne olmalı? Açıkçası özgürlük kavramını düşünmeye başladığımdan beynimdeki soruların saldırısı karşısında çaresiz kaldığım hisine kapılıyorum.

Bu durumda ne derece özgür olabilirim diye kendi kendime soruyorum!

Sık vurgulamalar yaparak anlatma çabası içinde olduğumun farkındayım. Aksi durumda yazı oldukça uzuyacak ve bu hem benim açımda, hemde zamanını ayırıp yazıyı okuma zahmetine katlananlar açısında pek iyi olmaz.

Okuyanlara haksızlık etmemek gayreti bir çok soruyu cevaplamadan geçtiğiminde farkındayım.

Sonuç olarak başa dönerken özgürlük düşünmek ve ögrenmektir demek istiyorum. Özgürlüğün sınırı aynen aklın sınırı gibi bir muamadır ve halihazırda hiç bir bilim dalı tarafından saptanmamıştır.

Akıl/düşünce nerde başlar nerde biter? Bu soruyu mantık kuraları içinde cevaplamak imkansızdır.

Özgürlük kavramıda böyledir bana göre. Özgürlük insanın bilinç seviyesiyle alakalıdır, bilinci olmayan, düşüncesini bir iradeye çeviremeyen canlı insan veyahut özgür olabilirmi?

20.07.2020 Munzur Okur

... Bu yazımız ile ilgili görüşünüz? ...

Loading spinner

Yorum Yazın

E-posta hesabınızı yayınlanmıyoruz

12 + twelve =

Kullanıcı deneyiminizi artırmak için çerezler kullanıyoruz. Sorun yok, rahat olun. Size özel herhangi bir bilgiyi yayınlamıyor ya da paylaşmıyoruz. Anladım, sorun yok Daha Fazla