Vengma, hiç bir partinin borazanı değildir. Hiç bir partinin düşmanı da değidir. Kürt partilerinin doğru politikalarını destekler, yanlış politikalarını eleştirerek yol göstermeye çalışır.

Selahattin Çelik: Akrep dostluğu gibi

Bugünlerde Kürtlerin birbirine sorduğu ilk soru; “Batı Kürdistan’da ne olacak?” Cevabı zor, olaylar akışkan, aktörlerin beklentileri birbirinden çok farklı. Konuya iki noktadan bakmak istedim. Kürtler olaya neden birbirinden farklı bakmak istiyorlar? Suriye’de “kazandım” naraları atan Soçi yani Moskova-Tahran-Ankara bloku kendi içinde ne kadar tutarlı? İkincisinden başlayayım.

“İran, Rusya’ya güvenmez”

Sergey Alekseev adını kullanan Rus yazarın sıraladığı nedenleri ilginç buldum. Önceleri Gürcistan’dan Dağıstan, Bakü ve Karabağ’a kadar tüm Kafkasya, İran’ın idi. 1804-13, 1826-28 savaşlarında Çarlık Rusyası’na kaptırdı. Hazar Denizinde donanma bulundurma hakkını kaybetti. Savaş tazminatı İran ekonomisini yendi.

Rusya ve Britanya, 1907’de İran’ı aralarında etkinlik alanlarına böldüler. Aynı iki devlet, 1941’de Nazilere karşı önlem adı altında birçok İran bölgesini işgal ettiler. Rıza Pehlevi tahtı oğluna bırakmak zorunda bırakıldı.

İran Komünist Partisi Tudeh, Azeri Cumhuriyeti ve Mahabad Kürt Cumhuriyeti (1946) deneyleri, İran’ın SSCB’ne güvenini tam kırdı. ABD baskısı neticesi olacak, Sovyet askerlerinin 9 Mayıs 1946’da İran’dan çekilmesi, iki cumhuriyetin sonu oldu.

İran İslam rejimi, Sovyetlerin 12.12.1979’deki Afganistan işgalini İslam karşıtı gördü. Şii nüfusu baskı gördü. Tepki İran’ın binlerce Afgan savaşçıyı eğitmesi oldu.

1980-88 İran-Irak savaşında, askeri uzmanları, Scud füzeleri ve diğer silahlarıyla Sovyetler, Saddam’ın en büyük destekçisiydi. 1983’te Bağdat’ı düşmekten Sovyet savaş uçakları kurtardı. Waşington gibi Moskova da, 1991 Şii ve Kürt katliamlarını sadece seyretti.

ABD ile 1995’deki sözleşmeyle Rusya, İran silah endüstrisine katkısını sınırlandı. Buşer atom reaktörü için vermekle yükümlü olduğu santrifüjleri teslim etmedi. BM-GK’de İran’a karşı kararlarda, Moskova veto yetkisini kullanmaktan kaçındı. ABD, İsrail ve Suudi baskısı sonucu, S-300 füzeleri, savaş uçakları, zırhlı araçlar, gemi ve helikopter teslimi gibi anlaşmayla doğan yükümlülüklerini yerine getirmedi.

Zaten geri Rus teknolojisi, İran’ın taleplerini karşılamaktan çok uzak. Ambargo nedeniyle Rus firmaları, özellikle bankalar, İran pazarına uzak durdu. İran’ın ana geliri petrol ve gaz. Onlar da ambargo altında. Olayda Rusya, İran’a rakip. Suudiler gibi o da, üretimi artırarak ve fiyat düşürerek, durumdan yararlanıyor.

ABD, İsrail ve Suudi Arabistan’ın Şam düşmanlığı büyük oranda İran ve Hizbullah faktöründen kaynaklanıyor. Çelişki, Rusya’nın planlarını akamete uğratıyor. Uyumlu görünenin uyumsuzluğu bu.

“Sykes-Picot değil, Sazonov-Sykes-Picot Antlaşması”

Çarlık Rusyası ve Osmanlı Türkleri, 1568’den 1917’ye kadar olan 350 yıllık sürede 16 defa savaşmışlar. Dördü hariç tümünde zafer Rusların. Dördün ikisi müteffiklerle kazanılmış, Türkler’in kazandığı topu topuna iki savaş. Hezimet! Türkler, Ruslar için şamar oğlanı. Şükür ki yalan tarih var!

Sykes-Picot’u İngiliz-Fransız ürünü biliriz ama Amerikalı yazar Sean McMeekin “hayır” diyor. “Antlaşma, Rus Dışişleri Bakanı Sergei Sazonov’un ürünü, diğer ikisi onun yanında çömezler. Sazonov-Sykes-Picot Antlaşması, 1916 baharında Çarlığın başkenti Petrograd’ta imzalandı. İngilizler, Irak ve Gelibolu’da zor durumdayken, Ruslar, Batum, Trabzon, Erzurum ve Erzincan’da Türkleri rezil etmişlerdi.”

Çarlık Rusyası, Boğazlar, İstanbul, Ermenistan, Kürdistan ile Karadeniz’in tüm sahilleri dahil, Osmanlı toprağından aslan payı istiyordu. İstanbul’a “Çargrad/Çar Şehri” diyor, aynı isimle ordu bile kurmuşlardı. Batum-Trabzon arasında demiryolu döşüyorlardı. Trabzon, Kafkas ordusunun tedarik merkezi, Ankara ve Sivas’a atlama noktası olacaktı. İngiliz ve Fransız ordusu Gelibolu’da takılmış, Sazonov İstanbul’u havaların iyi olduğu 1917’nin Haziran-Temmuzuna ayarlamıştı.

Türkler’in şansı vardı. 1917 Rus Şubat Devrimi orduda ayaklanmalara yol açmıştı, buna Karadeniz’deki Rus donanması da dahildi. 4 Nisan 1917’de Bolşevik Petrograd Sovyetleri, Osmanlılar’dan toprak taleplerini reddettiği zaman, bir Rus donanması İstanbul’a iyice yaklaşmıştı. Şehrin savunmasını havadan izleyebilecek keşif uçakları bile vardı. Şansa bak; donanma komutanı, 21.07.1917’de ayaklanmacı askerlere teslim olur. Türkler kurtulmuştu.

Alman desteğiyle olanaklı Bolşevik devrimi Rusya’yı iç savaşa sürüklemişti. Bitkin halde Mart 1918’de Brest-Litovsk Antlaşmasını imzalamış, paylaşım planını teşhir etmiş, Osmanlı topraklarına yönelik tüm haklarından vazgeçmişti. Üçlü anlaşma, Sykes-Picot’a dönmüş, yeni aktörler dahil olmuş, yeni kurbanlar oluşmuştu.

Şans bir daha Türklere gülmüştü. Lenin, Sovyetleri yaşatmak için Kemalistlere her türlü desteği verdi, hem de kendi partisi olan TKP’nin liderlerinin hunharca katletmesini sineye çekecek kadar.

1991, SSCB dağıldı, Rusya içe kapandı. Ortadoğu, ABD’ye kaldı. Suriye savaşı, Rusya’ya dönüş bileti oldu. McMeekin’in deyimiyle; “Putin, Çarlarını izliyor. Rusya hiç terketmediği Ortadoğu’ya döndü”.

Türkiye NATO’ya girdi, ordusu donatıldı, eğitildi. Türk silah endüstrisi, NATO patentli. ABD ve AB, Türk ekonomisini toparladı. Ortaklığın siyasal, ekonomik, sosyal kültürü oluştu.

Erdoğan, Rusya planı ve NATO müttefikliği içinde genişleme politikasını seçti. Batı sisteminin iç çelişkileri ve Ortadoğu’nun siyasal haritası, “evet” diyor ama çok büyük riskleriyle, çünkü Türk egemeni hep başkasının desteğiyle yürüdü. Üstelik Rusya, İslami radikalizmin arkasında Türkiye’nin olduğunu ve Çeçen militanların Türkiye’de VIP statüsünde işlem gördüklerini çok iyi biliyor. O kadar gürültü belki de boşuna. Rus hep Türkün korkulu rüyası. Referans tarihse, haksız sayılmaz. Bu durumda Moskova-Tahran-Ankara bloku, istikrar ve çözüm vadediyor mu?

Bize gelince

Son on yılın deneyinden söylüyorum; Kürt siyaseti bağımsızlık politikasında iflas etti, ama Allah için söylemek lazım; parça endeksli politikada üstüne yok, nasılsa statükoya zararı yok. Çok tumturaklı sözcük seçmeye gerek yok. Bir Kürt, üstelik kendine aydın diyeni, nasıl olur da Ankara, Tahran, Bağdat ya da Şam’dan birinin sömürgeci planlarını övebilir? Her yabancı egemenlik tecavüzdür. Tecavüzcünün iyisi mi olur?

Yararlandığım kaynaklar:

http://eng.iran.ru/news/analytics/121/16_reasons_for_Iranian_distrust_to_Russia
https://www.chathamhouse.org/system/files/publications/twt/Russia%20has%20returned%20to%20a%20region%20it%20never%20really%20left.pdf

... Bu yazımız ile ilgili görüşünüz? ...

Loading spinner

Yorum Yazın

E-posta hesabınızı yayınlanmıyoruz

12 + six =

Kullanıcı deneyiminizi artırmak için çerezler kullanıyoruz. Sorun yok, rahat olun. Size özel herhangi bir bilgiyi yayınlamıyor ya da paylaşmıyoruz. Anladım, sorun yok Daha Fazla