Vengma, hiç bir partinin borazanı değildir. Hiç bir partinin düşmanı da değidir. Kürt partilerinin doğru politikalarını destekler, yanlış politikalarını eleştirerek yol göstermeye çalışır.

TULGA MEHMET ÇETİN’İ DERSİM’İN BAĞRINA UĞURLARKEN

Murat Kahraman /Bazı yazarların kendinlerine has tadı vardır. Kullandıkları dil, kelimelere verdikleri biçim ve anlatım tarzları kendilerine hastır. Yazdıkları kişiliklerine ayna olur. Sözcükleri samimiyetle özdeşleştiği için sözün manasına da başka bir tad siner.

Hık mık demeden konuşurlar. İnsan onların yazılarını özler.“Bizim ihtiyar” dediğimiz Hasan Hayri ASLAN böyle biridir. Yaşayan kurumsal bir hafızadır. Yaşarken daha fazla ve daha fazla eser vermesini rica ediyorum. Mehmet ÇETİN için yazdı.

Bize de paylaşmak düşer.

Hasan Hayri Aslan / Ovaya varan dere ağzından Kızık Köyü Kuruderesi’nden Kaleye bakardık, aşınmış burcunda Ferik Dede’nin ağzında klawunu heybetli duruşu görünürdü, Behzat’ın Hallaci direnişi alazlanırdı yandaki orman göbeğinde.

Kıyısında bilmem kaçıncı soykırım taburlarının konuşlandığı Holku (Hülükuşağı) tepelerinde Süleyman Cihanın eşkali düşerdi dağlara. Şimdi ise Munzur suyuna karışır Memedin şiir ırmağı vadide…

Irmaklar diyarında iki ırmağın çocuklarıydık. Gola Çetu’da kardeşçe kucaklaşırdık sularımız gibi. Dersim’de hiç bir zaman bu kadar akraba değildi sevgi!

Acıları kadar çoktu şairleri bu memleketin. Az bir bölümü kaydına geçebilmişti tarihin. Tarih onların dilinden ve yüreğinden anlamamıştı, neyi varsa toprağa emanet bıraktılar hepisini. Toprak şiire belendi, çiçeklendi edebiyat oldu, türkü oldu çağdaş Dersim’de. Cemal Süreyya, Emirali Yağan, Mehmet Çetin, Remzi Aydın, Murat Kahraman ve daha niceleri sanatın şavkını yayıyor aleme…

Hepisi kıvancımdı, dostumdu, hepisini çok severdim. Çoğu sosyalist mücadelede yetişmiş güzel insanlardı. Mehmet Çapan’ın “Munzur kampanyası”ndaki “Hard mara gureto, asmen dove ma” ezgisindeki estetik ustalık ve anlamsal derinlik çarpmıştı beni.

Sılo Qız’ı Stuttgart’ta ağırladığımızda,”Apo Sılema”yı bir gecede besteleyip yaşlı şairin onuruna sunması da… Öylesine kadın ve erkek şairlerini tanıdım ki, yazmaya kalksam bir yere sığmaz! Elif Fırat ananın Pülümür infazına götürülen canlara ayak üstü yaktığı ve dilden dile ulaşabildiğim ağıdı akıl ve duygu dehasına tanık kıldı.

Dersim’in yaşlılarından kimle konuşsam, “biraz şairlik var” duygusuna kapılırım. Acılar şair yaptı bu insanları! Mehmet’le darbeden sonra tanışmıştım. Partiden ilk kopmanın içinde kalmıştı. Süleyman’ın anlattığına göre o harekette sendikal çalışma yürütürmüş. Saflara yeniden geri döndüğünde cuntanın yasaklarını tanımayan parti gazetesinde kısa bir süre birlikte çalışmıştık.

Mumlu kağıt, gerilla teksiri ile gazete yayınından söz etsek şimdiki kuşaklar anlamaz! Sonra önce Süleyman, sonra ben, benden sonra da Memet cuntaya esir düşmüştük.

Ben Diyarbakır Zinda’nında, o Metris’te, Süleyman Zindanarkası mezarlığında…

Mektuplaşma olanağı doğduğunda bir kaç yazışmamız olmuştu hapisten hapise. Avrupa’da arkadaşlığımız devam etti. Yeni bir sanat hareketi oluşturmak istiyorduk. Sonunçta “Red Sanat” atelyeleri şeklinde ilerleyince benim aklıma pek yatmadı, ama onları desteklemeye devam ettim. Zaman zaman etkinliklerine katıldım.

En son devletin Kürdistan’da yürüttüğü katliamlara karşı düzenledikleri bir etkinliğe çağırmışlardı. Hüseyin Şahin, Emirali Yağan, Fethi Doğan Koç, başka şair, yazar, müzisyen arkadaşlar da gelmişti. Kansere yakalandığını orada öğrendim. Ben de ciddi bir ameliyat geçirdiğim içim, “nasılsın?” felan sohbeti sırasında söyledi: “Yahu kokım ben de kansere yakalandım, biliyor musun?” dedi! “Hadi canım, bak sana aslan gibisin, hiç de öyle görünmüyorsun, atlatırsın sen!” diye takıldım, ama çok üzülmüştüm, o illete yakalanınca kurtulmak çok zordu, bilirdim.

Aradan epey zaman geçti, Emirali, bulunduğum kentte bir söyleşiye çağırılmıştı. “Memedin durumu” üzerine konuşurken, onun da bir rahatsızlık geçirdiğini öğrendim, mahzundu! “Bego”, “Beyaz Dağ’da Bir Gün” ve diğer kitapları üzerine Dersim soykırımı öykülerini anlatırken gözleri dolmuş, tıkanmış, birkaç dakika konuşamadan öyle kala kalmış ve izleyicileri hüzne boğmuştu.

Aynı şey Berlin’de sevgili Recep Maraşlı ile katıldığımız bir panelde benim başıma gelmişti… Acılar ağlatıyor, zulüm şairleri öldürüyor bu dünyada. Bu yıl, anlamlı bir zamanda çok sayıda yürek işçisini kaybettik. Birlikte gazete yayınında çalıştığımızda Çetin’in şiir yazdığını hissetmemiştim, yazıları da bana biraz kuru gelirdi. Onun birikimi cezaevinde patladı. Kendine özge lirik bir şairdi. Zaten Kırmancki dili aslında lirizm diliydi. Otantik imgelerle evrensel şeyler anlatmaya çalıştı. Son zamanlarda Türkçeden ziyade Kırmancki (Zazaca) ile yazmaya ağırlık verdi ve bu dilin yaşamasına çok büyük katkısı oldu.

Memedin şiirleri Dersim’deki bütün tarihsel ve güncel acıların toplamıydı. İsyan, itiraz, aşk, hüzün, dostluk, mertlik, aydınlık…

Bizden 4-5 yaş daha gençti Memed, daha olgun ve nitelikli eserler üretebilecek bir ustalığa erişmişken hayata veda etmesi çok üzücü. Dersimliler, Türkiye halkları, ilerici insanlık ve sanat dünyası devrimci bir evladını yitirdi; başınız sağ olsun.

Aşkolsun sana Memedim, güle güle, şiirlerinle daha bin ömrün yaşarsın rahat ol… Seni ölmüş saymıyoruz, çok sevdiğin Dersim toprağının kucağına emanet bırakıyoruz kardeşim…

12.11.2020Hasan Hayri ASLAN

Foto: Kemal

... Bu yazımız ile ilgili görüşünüz? ...

Loading spinner

Yorum Yazın

E-posta hesabınızı yayınlanmıyoruz

19 + 3 =

Kullanıcı deneyiminizi artırmak için çerezler kullanıyoruz. Sorun yok, rahat olun. Size özel herhangi bir bilgiyi yayınlamıyor ya da paylaşmıyoruz. Anladım, sorun yok Daha Fazla