Vengma, hiç bir partinin borazanı değildir. Hiç bir partinin düşmanı da değidir. Kürt partilerinin doğru politikalarını destekler, yanlış politikalarını eleştirerek yol göstermeye çalışır.

Dr.Said’in kitabının yasaklamasıyla ilgili basın açıklaması

Daiş’e karşı savaşta yaşamını yitirdi, Türk devleti tarafından mezarı yıkıldı, kitabı yasaklandı.

Dr. Said / Dağların Kilidini kaybettik

Selim Çürükkaya’nın (1) yazdığı, Ekim 2020 tarihinde DOZ Yayınları tarafından Türkçe ve Kürtçe olarak yayınlanan, “Dr. Said, Dağların Kilidini Kaybettik” adlı biyografik roman, 727 sayfadan ibarettir.

Kitap, Dr. Said Çürükkaya’nın ailesinin üç neslini ve onun yaşam öyküsünü anlatmaktadır. Koyu mavi zemin üzerindeki Dr.Said’in düşünceli bir portresinin yer aldığı kapak, ateş renginde bir el yazısıyla “Dr. Said” ismi, hemen altında kitabın alt başlığı olan “Dağların Kilidini Kaybettik”  yazısı, okuyucuyu düşündürmeye yetiyor. Kitabın kapağı açıldığında iç kısmda kitabın özetinin yazıldığı göze çarpar.  İlk paragraf şöyledir:

“Bu eser mazlum bir ulusun acılarla yoğrulmuş yüz yıllık destanıdır. İSİS’in Kürdistan’a saldırmasıyla birlikte Almanyadaki konforlu yaşamını terk eden Dr. Said, on dört yıl önce haklı nedenlerle bıraktığı silahlı mücadelesine yine haklı nedenlerle yeniden dönmeye karar verdi.”

Kitabın arka kapağında, Irak Kürdistan Federasyonu Başkanı Sn. Mesud Barzani’nin, Fransız Filozof Sn. Bernard-Henri Lévy ve Sn. Dr. İsmail Beşikçi’nin Dr. Said ile ilgi birer cümleden oluşan değerlendirmeleri yer alır.

Kitap, Amerikalı yazar Aliza Marcus’un bir cümlesiyle başlar: “Said rüzgâr gibiydi, durmaz, eser giderdi, O kelimelerle anlatılmaz ki!”

Biyografik romanın alt başlığının öyküsü, kitabın İngilizce, Kürtçe, Fransızca tercümeleri ve Kürtçe ile Türkçe baskılarının hikayeleriyle ilgili anekdotlardan sonra, kitabın birinci bölümünde, Musul’a yakın Başika Kasabası yakınlarında İSİD’in döşediği bombanın patlaması, Dr. Said’in yaralanması, yardımcısı Muhammed Resul’ün ölmesi, yaralanan Dr. Said’in Erbil’de bir hastaneye kaldırılması, ardından Almanya’ya bir ambulans uçakla götürülmesi, Koblenz Askeri Hastanesi’nde yaşamını yitirmesi, Almanya’da binlerce kişinin katıldığı cenaze töreniyle uğurlanması, Erbil’de askeri törenle karşılanması, binlerce kürdün eşliğinde doğduğu köyde gömülmesi anlatılmış.

 Kitabın ikinci bölümü, Dr. Said’in dedesi, yani annesinin babası İsa’nın dramatik yaşam öyküsüyle başlıyor.  Yıl 1917, Birinci Dünya Savaşı’nın tüm şiddetiyle sürdüğü bir dönemdir. Rus askerleri Bingöl şehrine yakın bir mıntıkaya ulaşmış, Osmanlı ordusu seferberlik kanunu çıkarmıştır. Köpeğinin havlayarak koşuşturmasıyla İsa köyüne hâkim bir tepeye tırmanır. Osmanlı askerlerinin ağabeylerinin boynuna ip takıp götürdüklerini görür. Karanlık çökünce köyüne döner. İsa, dizlerini döven ve ağlayan iki kız kardeşini, evdeki eşya ve hayvanlarını alıp köyü terk eder. Ablasının bulunduğu başka bir dağ köyüne giderek oraya yerleşir. Zorla savaşa götürülen dört ağabeyi bir daha dönmez. İkisinin tifo hastalığından öldüğünü, ikisinin de soğuktan donduğunu duyar.

Kitabın üçüncü bölümünde Dr. Said’in nenesi Helma’nın hayatı anlatılır. Bir imamın dördüncü karısı olarak zoraki evlendirilen Helma, imamın üçüncü karısını da ikna ederek Diyarbakır şehrine kaçar. İmamdan boşandıktan sonra Dr. Said’in dedesi İsa ile evlenir.

İsa ile Halma’nın yerleştiği Tuunst Köyü, Murat Vadisi’nde, Palu ile Genç kasabası arasında Akdağ’ın tam olarak karşısındadır. Burası bir dağ köyüdür. Köyde yaşayan insanlar, cinler, periler, devler, şeytanlar, melekler ve jandarmalar tarafından teslim alınmış, boyun eğdirilmiş, korkutulmuşlardır.

Kitabın altıncı bölümü, Doktor Said’in babası Süleyman’ın büyük dedesinin öldürülmesini anlatır. Söğüt ağacının gölgesinde uyuyan Şemdin Ağa düşmanları tarafından tüfekle öldürülür.  Bincisinin öldüğünü anlayan atı, yularını kopararak uçarcasına Tuunst’a kadar gider. Köylülerle birlikte cesedin bulunduğu yere dönerek ölüyü gösterir. Bu bölüm, Dr. Said’in babası Süleyman ve Süleyman’ın annesi Zeynep’in hikayesiyle devam eder.

İleriki bölümlerde Dr. Said’in annesi ile babasının çok ilginç aşk öyküsü, Süleyman’ın tren yolunda köle olarak çalıştırılması, Şeyh Said İsyanı döneminde “bin Xet”e gidip geri dönenlerin öyküleri, İsa’nın ve küçük kızkardeşi aksak Wıç’ın ölümü, Süleyman ile Teyba’nın evlenmeleri etkileyici bir tarzda anlatılır.

Süleyman’ın askere gitmesi, tren yolunun köyün yakınından geçmesi, Tuunst Köyü’nde ilkokul açılması, Abdulhamid Efendi’nin Murat Nehri üzerinde yolcu taşımak için tahtadan bir kayık yaptırması, çevrede değişikliklere ve gelişmelere yol açar. Gaz lambasının köye gelmesiyle cinler, devler ortadan kaybolur. Köyün kavalcısı tipide boğulunca, karısı Derd bir başına kalır.

Kitap, Süleyman ile Teyba’nın doğan çocuklarını ve Tuunst’tan Çılkani köyüne göçlerini anlatmakla devam eder. Bundan sonra büyük oğulları Selim’in öyküsü başlar. Onun öyküsü siyasidir. Ceyhan’da bir bilardo salonunda çalışırken, önce gazeteler, ardından farklı kitaplar okur 1970’lerde Kürdistan sorununu fark eder. 1975 yılında Tunceli Öğretmen Okulu’nda okurken Kürdistan Devrimcisi olur. Yakalanıp Diyarbakır Cezaevi’ne konulduktan bir süre sonra 12 Eylül Askeri Cunta’sı işbaşına gelir.

Dr. Sait henüz 12 yaşındadır. O ancak 1987 yılında Çukurova Tıp Fakültesi’nde okurken aktif siyasete katılır.  Öğretmenlerinden Şair Adnan Yücel ile tanışır. Ağabeyinin ve arkadaşlarının Diyarbakır Cezaevi ile ilgili yazdığı kitapları Adnan Yücel’e verir. Bu kitapları okuyan Adnan Yücel, “Ateşin ve Güneşin Çocukları” adlı manzum destanını yazar. Said, tutuklanan bazı arkadaşları ve yakınlarının gördükleri ağır işkencelere tanık olduktan sonra Diyarbakır kırsalına gider. Burada bir gerilla komutanından aldığı bir roketatar ve roketiyle Adana’ya geri döner. Bir gece karanlığında,  işkencelerin uygulandığı bir karakola roketi sıkarak şehri terk eder.

Filistin’de kısa süre gördüğü eğitimlerden sonra artık o, Kürdistan dağlarında bir gerilla komutanıdır. İlk görev yeri dedesi İsa’nın doğup büyüdüğü Akdağ mıntıkasıdır. Dedesi çaresizlikten dolayı oraları terk etmişti. Ama yetmiş yıl sonra torunu Dr. Said, aynı mıntıkada aynı dağlarda bir ordu kurmaya karar verir. Gerilla birliklerini hazırlayınca, bölgeyi esaret altında tutan karakolları tek tek ortadan kaldırmaya çalışır. İçlerinde babasının da olduğu çok sayıda köylünün köle olarak çalıştırılarak yaptırılmış olan demiryolunu havaya uçurur, askeri lojistik malzeme taşıyan trenlerin geçişini engeller. Bölgede Şeyh Said döneminden kalma yaşlılardan ibretlik öyküler dinler. Bu öyküleri eylemlerinin gerekçesi yapar.

Dr. Said’in on yıllık gerilla yaşamı, bölümler halinde ince ayrıntılarına kadar işlenir. Onun dağdaki yaşamı iki bölümdür. Birinci bölümde romantizm egemendir. Gözleri henüz kapalıdır. Örgüt içinde olup bitenleri farketmez. Mücadeleye ve savaşa kilitlenmiştir. 1991 tarihinde cezaevinden tahliye olduktan sonra PKK’nin ve onun lideri durumundaki Öcalan’ın gerçek yüzünü görüp yazan ağabeyi Selim’in “Apo’nun Ayetleri” adlı kitabını henüz okumamıştır. Gerilla yaşantısının ikinci bölümü, uyandığı, gerçekleri gördüğü ve acı çektiği bölümdür. Gördükleri ve yaşadıkları onu örgüt içinde “dağda dağa çıkma” gibi bir isyana götürür. 2000 yılının başında PKK’den ayrılır, Almanya’ya gelir. Bremen’de dil öğrenir, üniversiteye kaydını yapar. Sosyal Pedegoji bölümünü bitirir. Üç adet iş yeri kurar. Hayatını tam olarak düzene soktuğu bir zamanda Daiş Kürdistan’a saldırır.

Dr. Said “Ülkem saldırı altında, halkım katliamla karşı karşıya iken Almanya’da duramam” diyerek Duhok’a gider. Naveran bölgesinde askeri bir karargâh kurar. Burada gönüllü insanları peşmerge olarak eğitir. Mayın temizleme, bombaları sökme, DAİŞ savaş tünellerinin yerlerini bulma konusunda uzmanlaşır. Elemanlar yetiştirir. Savaşın bütün cephelerinde fırtına gibi eser. Koalisyon güçlerinin generalleriyle ilişki kurar. Daiş mayınları, Daiş tünelleri ve gayri nizami harp konusunda koalisyon güçleri subaylarına dersler verir.

Kitap sadece siyasi olayları anlatmakla yetinmez; coğrafyayı, dağları, vadileri, kışları, yazları, şarkı söyleyen dereleri, göçe hazırlanan kuşları, yaprakların kaderini tayin eden rüzgarları da anlatır. Geçmiş ve günün öykülerini bir film gibi göz önüne serer.

Ne yazık ki bu kitap 04.01.2021 tarihinde İstanbul 2. Sulh Ceza Mahkemesi’nin kararıyla toplatıldı (2)

 Doz Yayınları Redektörü Köroğlu Karaaslan

  • Mehmet Selim Çürükkaya, 1954 yılında Anadolu’nun Bingöl kentine çok uzak olmayan bir köyde doğdu. 1978 yılına kadar Tunceli’de öğretmenlik eğitimi aldı. Okulda bile siyasi olarak aktifti ve daha sonra PKK adıyla tanınan Kürdistan Devrimcileri grubunun kurucularından biriydi. 1980 yılında tutuklandı ve bir askeri mahkeme tarafından 28 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Diyarbakır’da hapis cezasını çekerken bir büyük roman ve bir oyun yazdı. 1991 yılında serbest bırakıldıktan sonra Şam’a kaçtı ve burada Abdullah Öcalan ile görüştü. PKK içinde bir diktatörlüğün oluştuğunu fark etti. Bu diktatörlüğü eleştiren ve Kürt hareketi içinde reform yapılması öneren bir kitap (başlık kelimenin tam anlamıyla Apo’nun Ayetleri anlamına geliyor ) yazdı. Bu onu PKK’nın açık düşmanı haline getirdi. Beyrut’a kaçtı ama orada bile kendini tehdit altında hissetti. PEN Almanya, BM Lübnan bürosu ve Kızıl Haç Sekreteri, IG Medien’in desteğiyle nihayet 1993 yılında Almanya’ya göç edebildi.

 Burada, 1997 yılında Frankfurt / Main’de S. Fischer ile PKK – Die Diktatur des Abdullah Öcalan (PKK – Abdullah Öcalan Diktatörlüğü ) adlı kitabını Almanca olarak yayımlamasına yardımcı olan Günter Wallraff ile tanıştı. Eylül 1999’dan Ağustos 2002’ye kadar Mehmet Selim Çürükkaya, Sürgündeki PEN Yazarları Programına katıldı. Bugün bir Alman vatandaşı ve ailesiyle birlikte Hamburg’da yaşıyor.


Şimdiye kadar yayınlanan kitapları:   

  1. 12 Eylül Karanlığında Diyarbakır Şafağı
  2. Demirci Kawa ve Çağdaş Kawa Destanı

       3- Apo’nun Ayetleri 

      4- Güvercini de Vurdular

      5-Beni Yıldızlara Gömün

      6- O Türküyü Söyle

      7- Sırlar Çözülürken

      8- PKK The Dictatorship of Abdullah Öcalan, Deutsch version

      9 – Susmak Ölmektir.
     10- Dr. Said Dağların Kilidini kaybettik.

  • DEĞİŞİK İŞ NO:   2021 /73 D.İŞ

 İstanbul Savcılığı Basın Bürosunun 04.01 2021 tarih ve 2021/462 soruşturma saylı yazıları ile el koyma ve basım dağıtım ve satış̧ yasağı getirilmesi talep edilmiş̧ olup incelendi.

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ

Soruşturma dosyasında yer alan 04.01. 2021 tarihli tutanak içeriği ve tüm dosya kapsamına göre yapılan incelemede; DR. SAİD DAĞLARIN KİLİDİNİ KAYBETTİK isimli kitabın 25,29,219,223,225,238,242,245,252-255,267,288-289,293,297,303,308,330,340,396-402,405,408-416,414,440,444,447,446. Sayfalarında anlatımı yer alan ifadelerle PKK/ KCK silahlı terör örgütüne taraftar kazanılması, taraftarlarının inançlarını kuvvetlendirilmesi amaçlarına hizmet ettiği, PKK/ KCK silahlı terör örgütünün şiddeti içeren yöntemlerinin övüldüğü, bu hususta telkin veya teşviki amacının bulunduğu, bu şekilde basın yayın yoluyla terör örgütü̈ propagandası yapıldığı ve ayrıca terörle mücadelede görev almış̧ kişileri hedef gösterdiği soruşturma evrakında mevcut kitap ve tutanaktan anlaşılmakla;

Cumhuriyet Savcılığının TALEBİNİN KABULÜ ile;

DR:SAİD DAĞLARIN KİLİDİNİ KAYBETTİK isimli M. Selim ÇÜRÜKKAYA isimli şahıs tarafından kaleme alınan ve DOZ Yayınevinden çıkarılan kitabın hem TÜRKÇE hem KÜRTÇE dillerindeki baskılarına 3713 sayılı yasanın7/2,6/1 Maddeleri ve 5187 sayılı Basın Kanunun 25/2 Maddesi uyarınca BASIM, DAĞITIM ve SATIŞ YASAĞI GETİRİLMESİNE elde edilen kitaplara EL KONULMASINA (TOPLATILMASINA)

Evrakın İstanbul Cumhuriyet Savcılığına iade edilmesine,

Kararın tebliğinden itibaren ilgililerin mahkememize 7 gün içinde yapacakları yazılı veya sözlü̈ başvuru ile İstanbul 3. Sulh ceza hakimliği nezdinde itirazı kabil olmak kaydı ile evrak üzerinde yapılan inceleme sonunda karar verildi. 04.01.2021

Kâtip 142145                                                                                                      Hakim 171455

E imza                                                                                                                    E imza

... Bu yazımız ile ilgili görüşünüz? ...

Loading spinner
2 Yorum
  1. Simko Engizek diyor

    ez bi xwe na ji bo komara demokratik romiyan şer kirim,ez bi xwe ji bo serxwebun kurdistane şer kirim u dimirim.”

    neviye seyh said,doktor fuad u seyyid rizo-general kurdistane u sehid bi rumet u navdar

    DOKTOR SAID CÜRÜKKAYA

    dile te herdem roje welat be-mire min!!!

    ... Bu yazımız ile ilgili görüşünüz? ...

    Loading spinner
  2. Simko Engizek diyor

    Benim yerime Çermikli Zaza Kürdü ve Kürdistan çınarı,Şeyh Said yoldaş ve sırdaşı Doktor Fuad konuşsun-bi Kurmanci

    ‏Şev he bu tarî he bu
    ‏ye tune bû nîv
    ‏Deşt di xwe de
    ‏Çiya digrî
    ‏Ne hilati hîv

    İşte Doktor Said Çermikli Doktor Fuad ve Şeyh Said torunu,Zeki Palabıyık askeri, Kürdistan Generalı ve ölümsüz değer!!!

    Şehidler bizim için kutsal kitap ve namus!!!

    Komara Romiyan dümeni ve yalanı bize vız gelir!!!

    Sormayın Niştimanperwerno davamı
    Mazlumlar ile Dersim’deyim
    Sormayın Niştimanperwerno davamı
    Doktor Said ile Çewlik ve Darahini’deyim
    Sormayın Welatparezno davamı
    Sakine ve Aysel Ana ile Amed’deyim
    Sormayın Welatparezno davamı
    Serok Qazi Mihemed ile Çar Çıra’dayım
    Sormayın Niştimanperwerno davamı
    Ape Musa ve Seydaye Cigerxwin ile Kürdistan’dayım

    Erd u Ezmane
    Deşt u Zozane
    Ziman u Seyrane
    Welate min Kurdistane

    ... Bu yazımız ile ilgili görüşünüz? ...

    Loading spinner
Yorum Yazın

E-posta hesabınızı yayınlanmıyoruz

4 × two =

Kullanıcı deneyiminizi artırmak için çerezler kullanıyoruz. Sorun yok, rahat olun. Size özel herhangi bir bilgiyi yayınlamıyor ya da paylaşmıyoruz. Anladım, sorun yok Daha Fazla