Vengma, hiç bir partinin borazanı değildir. Hiç bir partinin düşmanı da değidir. Kürt partilerinin doğru politikalarını destekler, yanlış politikalarını eleştirerek yol göstermeye çalışır.

Zindan Direnişçilerine

M. Cahit Şener / Arkadaşlar, Dostlar, Yoldaşlar, Hepinizin bildiği gibi, Partimizin 4. Ulusal Kongresi’nin hemen ertesinde Apo’nun egemen olduğu bünyeden koptuk; kopmak zorunda bırakıldık. Gelişme­leri belki kaba hatlarıyla biliyorsunuz, ama hem Apo zihniyetinin Ortaçağ sansürü, hem de sol basının iki yüzlülüğünden dolayı, detaylı bilgilenme olanağından yoksun bırakıldığınıza inanıyoruz. Her türlü engeli aşarak, sesimizi, mutlaka ama mutlaka, sizlere ve tüm yurtsever, ilerici, devrimci kamuoyuna ulaştıracağız.

Daha önceki yazılarımızda ayrılığa neden olan gelişmelere genişçe değinmiştik. Bu kısa yazımızda ise, son günlerde Apo tarafından oynanmaya çalışılan ve geçmiş direnişlerle, günümüzdeki direnişçi-militan ruhu tasfiyeye yönelik oyunları deşifre edeceğiz.

Su götürmez bir gerçek var. Bu, yıllarca düşmanın pençesinde can bedeli, dişe-diş, göze-göz verdiğimiz ve tırnaklarımızla kazıyarak tarihe silinmemecesine yazdığımız ”zindan direnişleri” gerçeğidir. İşte şimdi gözleri kör edercesine kendini dayatan bu gerçek, tahrif edilmekte, direniş geleneği, her nasılsa tarihe sızmış sahtekarlar tarafından inkar edilerek, tasfiye edilmeye çalışılmaktadır.

Bugünlerde, Bekaa’daki kampta, cezaevinden çıkan bazı arkadaşları rehin tutan Apo ”Zından Konferansı” adı altında, zindan direnişçilerine Kemal YAMAK yöntemiyle çeşitli itiraflar yazdırmaya çalışmaktadır.

Nedir bu ”Zından Konferansı”? Özünde bir ”İtirafa Zorlama Konferansı” olan bu uygulamalarla, cezaevinden  çıkmış olan yoldaşların, arkadaşların, ”özeleştiri” adı altında kişiliklerini boşaltma operasyonları düzenlenmektedir. Yapılan her seansta ”Zindan Direnişleri Tarihi” insanların hafızalarından sökülmeye çalışılmakta, onun yerine yalana, dolana, sahtekarlığa dayalı teslimiyet hikayeleri ve iftiralar dayatılmaktadır.

Cezaevi tarihini hepiniz çok iyi biliyorsunuz. Hayri’lerin, Kemal’lerin, Mazlum’ların, Ferhatlar’ın direnişlere can bedeli önderliklerini Kürdistan tarihi bilmez olur mu? Onlarca yiğit insanımızı verdiğimiz var olma, boyun eğmeme mücadelesini ve direniş destanlarını hangi tarih unutur? M. Emin Yavuz’ların, Hüsnü Eroğlu ve Mehmet Yalçınkayalar’ın düşman saldırılarını yiğitçe göğüslerken şehit düşüşlerini direnişçiler nasıl unutsun?

Arkadaşlar yıllarca direndiniz ve hala direniyorsunuz. Neden? Bakın Apo’ya göre neden ve nasıl direnmişsiniz: ”İkide bir çocuk gibi, ’bana daha fazla yemek, içmek ve rahat olanaklar sağlanmazsa ölüm orucuna yatarım’ demek ve bu istemlerde bulunmak büyük hatadır.” (Serxwebun, Temmuz 1991,sf.21.)

1 Ağustos Genelgesi’ne, sürgünlere, görüş yasaklarına, işkencelere, Kürtçe savunma yapma yasağına v.b. insanlık dışı uygulamalara karşı direndiğinizde ne demişti dönemin Adalet Bakanı Oltan Sungurlu? ”Bunlar, bütün bunları lüks yaşamak için yapıyorlar.” Aradaki farkı bulun bakalım!

Yine Apo, Her şeyden önce, zından koşullarında ve imhayı hedefleyen bir politika altında insanca yaşanılır koşulları talep etmek, düşmanı tanımamak demektir. Sen hangi düşmandan hangi yaşam hakkını istiyorsun? ’Hayatımı ortaya koyarım, bunu isterim’ denildi. Hayatını koydun ortaya ve düşman da sana verdi. Peki neydi bu yaşam, kabul edilebilir miydi?” diyor. Direnişlerinize yönelik aynı içerikli saldırıları daha önce de Mümtaz Kotan’dan duyduğunuzu sanırız unutmamışsınızdır. Oysa düşman hiç bir şey vermedi, hakların tümünü sonuna kadar direnerek aldınız. 

Apo devam ediyor: Bu konuda şunu söyledim: İçeri için elde edilen haklar, dışarıdaki halkın haklarından fazladır. Halk yarı yarıya açtır, gazete, kitap okuyamaz, büyük işsizler ordusu vardır. Fakat zındandaki yapı bunun çok üstünde bir yaşam seviyesi, okuma, inceleme düzeyi tutturmuştur. O zaman dışarıyı istemeyin, uğruna savaştığınız taleplerin en önemlilerini ancak içerde elde edebilirsiniz dedim.” Yoruma gerek var mı? Daha bunun gibi yüzlerce saldırılar, karalamalar…

Her gün şehitler edebiyatı yapan biri, yukarıdaki sözleriyle (tümü de Serxwebun’un Temmuz 1991 sayısından alınmıştır) iki yüzlülüğünü ortaya sermiş olmuyor mu?

Düşünün! Halk aç, siz de aç kalın ve direnmeyin! Halk gazete, kitap okuyamıyor, siz de okumayın! Sonra seviyeniz yükselir, bu tehlikelidir! Hele işsizler ordusu varken direnilir mi? Düşmandan insanca yaşam koşulları talep edilerek direnilmez? Peki ne yapılır? Hayvanca yaşam koşullarına boyun eğilir! Çünkü karşınızdaki düşmandır ve düşmandan hak talep edilerek direnilmez! Halkın haklarından fazla hak elde edilmemelidir!! Halkın seviyesinin üzerinde okuma, inceleme düzeyi tutturmayın ve bunun için direnmeyin! Çünkü feodal önderliklere zır cahil müridler lazım! Tam bir ”teslimiyet çağrısı”!

Kazara bu hakları elde ederseniz, o zaman da dışarı çıkmayın! Çünkü uğrunda savaştığınız yaşam biçimini elde etmiş, amacınıza ulaşmışsınızdır! Bu olanaklar dışarıda yok! Apo sizin yerinizde olsaydı her halde böyle yapardı. Baksanıza sizlere bunu önerdiğine göre…

Bir insanın cezaevi direnişlerinin önemini anlaması için illa da cezaevine düşmesi gerekmez. Birazcık insanlık, vicdan, onur, bu direnişlerin anlamını kavramak için yeterlidir.

Bugünlerde yapılan ”Zından Konferansı”nda, yukarıdaki anlayış doğrultusunda, direnişler mahkum edilmek isteniyor. Cezaevinden çıkan bazı arkadaşlar yoğun bir baskı ve dayatma altındalar.Bu durumun anlaşılması için bir olayı aktaralım: Bu konferansın bir oturumunda direnişler ve direnişçiler hakkında sahtekarca itham ve iftiralarda ölçüyü kaçıran Apo, Sakine CANSIZ’dan ”Terbiyesizlik etme!” yanıtını alır. Bu yanıt karşısında Sakine CANSIZ’a saldıran Apo’nun tavrına dayanamayan Selim ÇÜRÜKKAYA ”Hakaret etme!” diye Apo’ya çıkışınca, her ikisi de tutuklanır. Beş gün sonra bu iki arkadaş ”Üslubumuz yanlıştı” diye özeleştiri vermek zorunda kalırlar. Bu arkadaşlar halen genel gözetim altındadırlar.

Bugün zindan direnişçiliğini inkara yönelen Apo, bakın dün, zorlanarak da olsa, bu konuda neler diyordu: “Zindan direnişçileri bu kadar ölümüne direnirken boşuna direnmiyor. Kimsenin paşa keyfi için bunlar yapılmıyor. Sadece bir önderlik sevdası uğruna yapılmıyor bunlar. Ne oldum delisi olmanız için mi yapılıyor bunlar? Hayır! Sade olalım, biraz alçak  gönüllü olalım, kendimizi biraz daha doğru tanıyalım. Yaşamları vardır, ölüme yatırarak sonuç almaya çalışıyorlar. Zindan direnişçileri, yaşamlarını damla damla feda ederek sonuç almaya çalışıyorlar. Her gün bir hücrelerini eriterek sonuç almaya çalışıyorlar. O zaman,  neyin nasıl karşılandığını bilmekten başka çaremiz yok. Bunu anlamayanların ya art niyetli, ya da iflah olmaz bazı adamlar olduğu ortaya çıkar ki, bunların yaşaması bile suçtur.” (Serxwebun, Ağustos 1989, Özel Sayı 15; Kampta gerilla adaylarına yapılan konuşmadan)

Sormak gerek, Apo, daha düne kadar yere göğe sığdıramadığı zindan direnişçilerini, neden böyle birden bire yerin dibine batırmaya çalışıyor?

Açık ki, zindan direnişçilerine tahammülü yok artık; Apo’nun cezaevinde yetişen, direnişçi, militan, açık kafalı, demokratik-merkeziyetçiliğe ve yoldaşlık ilişkilerine inanmış kişiliklere tahammülü yok artık.

Apo, cezaevinden çıkan veya çıkabilecek olan ve böyle bir kişiliğe sahip olan insanları, kendi uygulamaları önünde bir engel olarak görüyor; partiyi kendi çiftliği olmaktan çıkaracaklarından korkuyor; kendi dergahına mürid arıyor; bu insanların mürid olmaya yanaşmayacaklarına, köle ruhluluğu kabul etmeyeceklerine inanıyor. Bu ve benzeri nedenlerden dolayı, itiraf ve özeleştiri adı altında, yılların direnişçilerinin kişiliklerini boşaltma seansları düzenliyor. Kişiliklerini korumak isteyenleri ise cezalandırıyor, hırpalıyor, tu kaka diyor.

Apo, 82 ve 84 direnişlerinin başarısını da kendisine bağlıyor. Ve kendi müdahalesinin olmaması halinde bu direnişlerin yenilgiyle sonuçlanacağını ileri sürüyor. Böylece, güya, direnişçilere en ufak bir pay bile bırakmamayı hedefliyor. Oysa hepiniz biliyorsunuz ki, 1986’ya kadar cezaevi ile dışarısı arasında sağlıklı tek bir ilişki bile kurulamamıştı.

Apo, klasik taktiklerinden birini daha sahnelemeye çalışıyor. 1986 Döneminde yaşanan örgüt içi bir olayı, bazı insanları birbirine kırdırmak için kullanıyor. 8-14 Eylül 1991 tarihli Yeni Ülke’de bakın neler söylüyor: ”1986’da Hilvan-Siverek direnişçilerini hain ilan ediyor (Şener). Nerede namuslu bir direnişçi varsa örgütten atmaya çalışıyor…” Bir çoğunuz olayı yakından biliyorsunuz. Bu olayda kararı verenlerin üçte ikisi Siverek-Hilvan-Urfa grubundandı. Apo yine, ”Ayrıca Batman grubundan bazılarının bunun (Şener’in) kanalıyla idam almamaları söz konusudur.” (Aynı yazı) diyerek, sahtekarlık etmekte, suni bir bölgecilik yaratmakta, kadroları bu yolla birbirine kırdırmaya çalışmaktadır. Olayları kendine yontma anlayışı! Mantığına göre, örgütten atılanlar direnişçi, kalanlar ise teslimiyetçi oluyor. Ucuz bir böl-güçsüz düşür-yönet kurnazlığı! Sayısız itham, iftira ve düzenbazlıklar… Her birine tek tek yanıt vermek şimdilik gereksiz. Ayrıca olayların bir çoğunun tanığısınız. Bu konuda, sizlerin oynanmakta olan oyunun farkına varacağınıza inanmak istiyoruz.

Arkadaşlar, Yoldaşlar,

Tarih, kralların değil, kitlelerin, namuslu insanların, namusunu konuşturanların omuzları üzerinde yükselmektedir. Direnişlerinizle tarih yarattınız; Kürdistan tarihine damganızı vurdunuz. Eserinize ve emeğinize sahip çıkın! Namus emektir, emeğe sahip çıkmaktır!

Hayri, Mazlum, Kemal, Ferhat, Hüsnü, M. Emin Yavuz ve daha nice yoldaşımız, ne bir parça ekmek dilenirken, ne de sırça köşklerde lüks yaşamak uğruna yaşamlarını feda ettiler. Onları en iyi siz bilirsiniz; onların kavgalarının tanığı ve ortağısınız. Tarih konuşmayan tanıklardan hoşlanmaz! Konuşturun tarihsel tanıklığınızı ve ortaklığınızı! Ve unutmayalım ki, tarih affeden değildir.

Düşmanın bitiremediği cezaevi kadrosu, Şener’in şahsında bitirilmek isteniyor. Bütün cezaevi kadroları, bu konferanslar ile tehdit altında bırakılmıştır. Ya gerçeği konuşturur ve gerçeğe sahip çıkarsınız, ya da bu insanın, keskin savaş ve parti edebiyatı arkasında, kadrolarımızı, düşmanın istediği biçimde, bitirmesine göz yumarsınız.

Bilinmelidir ki, çıkışımız laf olsun diye değildir!

Direnişlere ve direnişçilere verilecek zarar cezasız bırakılmayacaktır!

YAŞASIN TARİHSEL HAKLILIĞIMIZ!

YAŞASIN PKK-VEJİN!

 

... Bu yazımız ile ilgili görüşünüz? ...

Loading spinner

Yorum Yazın

E-posta hesabınızı yayınlanmıyoruz

4 × 1 =

Kullanıcı deneyiminizi artırmak için çerezler kullanıyoruz. Sorun yok, rahat olun. Size özel herhangi bir bilgiyi yayınlamıyor ya da paylaşmıyoruz. Anladım, sorun yok Daha Fazla