Vengma, hiç bir partinin borazanı değildir. Hiç bir partinin düşmanı da değidir. Kürt partilerinin doğru politikalarını destekler, yanlış politikalarını eleştirerek yol göstermeye çalışır.

12 Eylül Ve Bu Gün

Aysel Çürükkaya / Bu günkü gazetelere ve internet sayfalarına baktım.
Yazılanların çoğunluğu 12 Eylül rejimiyle ilgiliydi.
12 Eylülün kırkıncı yıl dönümünden dolayı çoğu gazeteler askeri darbeyi tarihteki kara bir leke olarak değerlendirmişlerdi.
 Aynı gazetelerin 40 yıl önce, yani bu askeri darbe olduğunda, alkışladıklarını hatırlıyorum.

Neydi 12 Eylül askeri darbesi?

Bu darbeden hemen sonra on binlerce insan tutuklandı, işkencelerden geçirildi. Kadınlara tecavüz edildi, gençler asıldı. On binlerce insan ülkelerini terk etmek zorunda kaldı. Binlerce kişi idam cezalarına çarptırıldı. Kitaplar, filimler yakıldı. Sendikalar, dernekler kapatıldı. Hapishaneler tıklım tıklım dolduruldu.

Herkes adeta susturuldu.

40 yıl sonra bu güne bakıyorum Ve kendi kendime soruyorum.

O günden bu güne ne değişti?

Bu gün de hapishanelerde onbinlerce tutuklu var. Bu gün de içeride ve dışarıda insanlara tecavüz ediliyor. Ülkelerini terk eden milyonlar henüz ülkelerine dönemedi, üstelik katlanarak çoğaldı. Binlerce İdamlıkların yerini onbinlerce müebetlik aldı.

  Basın susturuldu, yerine iktidarın borazanı bir basın konuldu. Belki 12 Eylülden daha çok, bu dönemde insanlara boyun eğdirildi.

12 Eylül rejimi adalete ve hukuka karşıydı, böyle olmasına rağmen gazeteler, onu övdü, generaller için  „demokrasi ve adalet getiriyorlar“ dediler. 40 yıl sonra aynı gazeteler hem generalleri, hem de rejimlerini lanetliyorlar.

Peki bu günkü rejim aynen 12 eylül rejimi gibi değil mi?

Gazeteler, radyolar, televizyonlar bu gün yine rejimi övüyor, 40 yıl sonra tekrar lanetleyecekler mi?

Biz Kürtlerin bu günkü halini dile getirsem, kadınlarımız tecavüze uğruyor, intihara sürükleniyor, katiller tutuklanmıyor.

Yoksulluktan dolayı kadınlarımız, kızlarımız, erkeklerimiz Türkiye’ye çalışmaya gidiyor, orada adeta linç ediliyorlar.

Kürtçe Müzik dinleyen Kürt genci kalbinden bıçaklanarak öldürüyor ve ölülerimiz suçlu kabul ediliyor.

 Öldürülen gençlerimizin kemikleri posta aracılığıyla beyaz torbalarla ailelerine gönderiliyor.

 Kaçırılıp kaybolan genç kızlarımızın anneleri kızlarının resimlerini ellerine alarak, nehirlere ağıt yakıp kızlarını arıyor.

12 Eylül darbesi döneminde ben Diyarbakır cezaevindeydim. Uzun süren bir direnişten sonra zorla teslim alındık. Irkçı ve askeri marşlarını, okuduk.

 Bize dayatılanları kabul etmek zorunda kaldık. İşte asıl bundan sonra işkenceleri artırdılar, biz marşlarını okudukça, „Türküz“ dedikçe, işkencenin dozunu artırdılar. Biz buna „teslimiyet dönemi“ dedik.

 Bu gün Türkiye’ye ve Kuzeybatı Kürdistan’a bakıyorum.
Tamamen Diyarbakır cezaevinin teslimiyet dönemi manzarasını görüyorum.
HDP liler „biz bayrağa saygı duyuyoruz“ dedikçe, tutuklanıyırlar, „biz misaki milli sınırlarını kabul ediyoruz“ dedikçe, baskılar artıyor. Gerillalar adına „Biz Kürdistan devletinin kurulmasını istemiyoruz, Türkiyeyi demokratikleştireceğiz“ açıklamaları yapıldıkça, katliamlar artıyor. Kürtler adına „biz barış istiyoruz“ dendikçe Türk devleti savaşı yaygınlaştırıyor.

Kürt katletme, tecavüz, almış başını gidiyor..

Bizler 12 Eylü darbesini, zorbalığını, işkencelerini direnişle aştık.

Bu günkü zorbalığı hayasızlığı neyle aşacağız?
 Önümüzdeki günler bize gösterecek, ama hiç bir zulmün ebedi olmadığını, hiç bir zalimin payidar kalmadığını biliyorum.

... Bu yazımız ile ilgili görüşünüz? ...

Loading spinner
Yorum Yazın

E-posta hesabınızı yayınlanmıyoruz

two + 1 =

Kullanıcı deneyiminizi artırmak için çerezler kullanıyoruz. Sorun yok, rahat olun. Size özel herhangi bir bilgiyi yayınlamıyor ya da paylaşmıyoruz. Anladım, sorun yok Daha Fazla