Vengma, hiç bir partinin borazanı değildir. Hiç bir partinin düşmanı da değidir. Kürt partilerinin doğru politikalarını destekler, yanlış politikalarını eleştirerek yol göstermeye çalışır.

ABLAMA VEDA EDERKEN

Ulaş Boz / 21 Mart günü saat 14:00 ‘da Frankfurt’tan kalkıp İstanbul Sabiha Gökçen Havaalanı’na doğru havalanan uçaktaydım. Ablam Songül’ ün durumu krtikti ve yolculuk boyunca düşünceden düşüşünceye savruldum durdum; ama tüm yollar ablamın kritik duruma çıkıyordu. Ben ne düşünürsem düşüneyim, birazdan yine Songül Ablam, ablamın hasta hali; şişen yüzü, dökülen saçları, acıdan inleyen halleri ve oğlu Uğur her şeyin merkezine oturuyordu.

Geçen yıl 12 Mart’ta iyilik meleği, misafirperver, cömertlik timsali eşini, eniştemiz Yaşar Aytekin’i kaybetmiştik.Ablam son birkaç yıl boyunca enistemin ortaya çıkan sağlık sorunlarıyla bogusmustu. Enistem bir de kansere yakalandı. Bu sefer de hastane köşelerinde aylarca bu belayla boguştu. Bir torba ilaçla peşinde kostu durdu. Eniştem bir ara Ankara’da da kaldı, Hacettepe’de. O kalışta enişteme refakat eden, 2 hafta boyunca hiç yatak yüzü görmeyen, hastanede sandalyede gecelerce sabahlayan Songül ablam artık yavaş yavaş bazı ağrılarından sızılarından söz etmeye başladı.

Ama kendi sorunlarıyla uğraşacak hali yoktu. Kocası gün gün eriyordu ve onu kurtarmak için o hastaneden bu hastaneye, bazı tahlil sonuçlarını ordan oraya götürüp getirmekten artık helak olmuştu. O kendi agrı sızısından bahsettiğinde ne kendisi ciddiye alıyordu ne de bizler. Karşımızda eriyen, tanınmaz hale gelen, kanser hastası bir iyilik meleği adam vardı. Hepimiz haklı olarak ona odaklanmıştık. Kurtarılamadı enişte. 12 Mart 2020 de hayata veda etti.

Geride Songül ve 13 yaşındaki tek oğulları Uğur kaldı.1991 yılında evlendi Yaşar ve Songül. 15 yıl çocukları olmadı. 15 yıl aradan sonra, çeşitli tüp bebek denemelerinin sonuncusunda ancak tutturabildiler çocuğu. Ablam Hamile kaldı. Çok hassas bir gebelik süreci. O 9 ay ayrı bir olay. Ve sonunda bir oğulları oldu, adını Uğur koydular. Eve neşe getirdi, mutluluk getirdi Uğur. Her kesin gözbebegiydi artık. Hayat çok garip işte… 16 yıl sonunda baba olan Yaşar, biricik oglu 13 yaşındaki Ugur’un gözleri önünde eridi gitti.Yaşar enistenin vefatından sonra Songül Ablam bel ağrısı şikayetiyle hastaneye gitti.. Arastirmalar, incelemeler sonucu rahimde bir kistin olduğu ve bu kistin ağrılara sebebiyet verdigi söylendi.

Ama meğerse karın boşluğunda da kanser kisti varmış. Büyük bir ameliyatla rahmi, yumurtalıkları ve karın boşluğundaki tümörü aldılar. Karnındaki dikisleri kamerayla bana gösterdiğinde başım dönmüştü. Adeta karnını almışlardı. Ona çaktırmadan, en kestirmeden veda edip telefonu kapatmıştım.Ve ondan sonrası… Sürkeli kemoterapi seansları.. Ablam tanınmaz hale geldi. Yüzü şişti, durmadan değişti. Ama hep umutluyduk; o da umutluydu. Sonuçlar tam istenilenler gibi olmasa da kemoterapiyle her şey yoluna girer gibiydi. Ama her kemoterapiden sonra ablam adeta ölümden dönüyordu.

Her kamera açıp sohbet ettiğimizde kemoterapinin çok acı verdiğini, saçının kökünden ayak tırnağına kadar kendisini sarstığını, adeta ölüp ölüp dirildigini söylüyordu. Saçları döküldü, kel oldu. Kaşları da gitti. Bu kemoterapilerin bir türlü sonu gelmedi. Ve en sonunda bu yoğunluktaki kemoterapi iç organlarına zarar vermiş ve ablam artık nefes alıp veremez hale gelmiş.

Oysaki 3 hafta önceki bir konusmamızda çok moralliydi, iştahım iyi, yemek yiyebiliyorum deyip yediklerini bana saymıştı. Umutlarım kanatlanmıştı o konuşmada.Ama nerden bilebilirdik ki kemoterapinin onu bir taraftan iyilestirirken diğer taraftan tükettiğini!Doktorlar bunu fark etmemişler, habire kemoterapi uygulamışlardı. Artık bitme noktasına geldiği icin de bayılmış. Nefes almakta güçlük çekmiş, solunum sorunu yaşamış. Doktorların kendisini entübe edip solunum cihazına baglayacaklari ortaya çıkınca, sanki öleceğini bilirmiş gibi doktora ya da görevli her kim ise ona, “Beni bayıltmayın, oğlum çok küçük, bana bişey olursa günahı sizin boynunuza” demiş.

Görevliler de, “Abla o nasıl söz, entübe etmesek bu sefer de nefessizlikten ölürsün” demişler. SONGÜL Ablam götürülürken büyük ablam Rahime’ye ve Çiğdem Yıldırım’a son sözünü söylemiş: “Uğur size emanet”Evet… Uğur artık bize emanet. Sözün bir matkap gibi Sonee. O nasıl söz, o nasıl bir veda vicdansız Sone Ablam? O nasıl bir bitiş cümlesi Sonee? Böyle mi olmalıydı? Böyle mi gidecektin?Uğur’unu anasız bırakıp gitmek var mıydı Sone Ablam? 52 yaşında ölmek de neyin nesiydi?Ağladık.. Sustuk… Ağladık.. Hayaller denizine daldık.. Yine ağladık. Yine sustuk.Cenazeni bir otobüse yerlestirdik.

Sen cansız bedeninle tabutta, biz kahırla otobüste, yola koyulduk. Dendi ki, helallik için bir de evinin önüne götürelim, komşularından helallik alıp memlekete öyle götürelim. Tamam dedik ve evinin önüne götürdük koca otobüsü. Sokakta komsular senin evinin önünde seni bekliyordu Sonee. Son kez başını kaldirabilseydin, eminim gözyaşların sel olur, hüngür hüngür ağlardın.

Hadi sen Alevi kızıydın, başı açık komşularını anlardık da, o türbanlı, başı sımsıkı kapalı komşularının kalbine nasıl nüfuz ettin be Sone? O nasıl feryat figandı, o nasıl üzüntüydü?22 Martta yola cıktık, 23 Martta sabah saatlerinde Karakoçan’a vardık. Saat 11 de Çakan Köyü’nde Ari Elé mezrasında defin işlemi başladı. Tüm akrabalar, eş dost oradaydı. Hafiften yağmur çiseliyordu. Seni Yaşar Enistenin yanına bıraktık.Karı koca adeta tam 1 yıl sonrasına buluşma sözü vermiş gibiydiniz..Yaşar Enistenin kardeşi Süleyman Abi mezarda yanıbasimdaydi.

Ona çevrede görünen tüm koylerin isimlerini sordum, tek tek söyledi. Sonra da dağların arasından belli belirsiz çoook uzaklarda görünen evleri göstererek, bak, aha orası da Coşik dedi… Bizim köy bir masal sahnesi gibi uzaklarda buğulu bir havada çok uzaklarda bize el sallıyordu. Sone Ablam, başını kaldır bak, karşıda uzaklarda görünen köy bizim Coşikmiş. Biz gideriz birazdan buralardan…

Seni kara toprağın koynuna, Yaşar Enistenin yanına veriyoruz. Sıkılma burda emi…Ne kadar sürer bilmem, biz de bir gün geliriz… Biz de bir gün kara toprakla buluşur, kucaklaşırız nasılsa… Kavuşuruz… Seni kalbimde, aklımda hep diri tutacağım. Sen ve Yaşar enişteye sözümüz olsun, Uğur’un bize emanettir Sone Ablam…

... Bu yazımız ile ilgili görüşünüz? ...

Loading spinner
Yorum Yazın

E-posta hesabınızı yayınlanmıyoruz

4 × 3 =

Kullanıcı deneyiminizi artırmak için çerezler kullanıyoruz. Sorun yok, rahat olun. Size özel herhangi bir bilgiyi yayınlamıyor ya da paylaşmıyoruz. Anladım, sorun yok Daha Fazla