Vengma, hiç bir partinin borazanı değildir. Hiç bir partinin düşmanı da değidir. Kürt partilerinin doğru politikalarını destekler, yanlış politikalarını eleştirerek yol göstermeye çalışır.

ALİ HAYDAR KAYTAN (2)

Salih Aras/  Kasım 1986 da Frankfurt’ dan  Şam Havaalanı’na uçtum. İndiğimde beni A. Öcalan’ın şoförü Ferhat karşıladı.  Ferhat yolda ‘bir arkadaşı almamız gerekiyor’, dedi.  Arkadaşı aldık, Numan Uçar’dı. (Mahir Welat)   Mahir gayet ciddi bir şekilde bana uyarılarda bulundu!

Başkanın yanında sigara içmememi söyledi ve benzer uyarılar yaptı, normal karşıladım. Sadece bir uyarısı beni şok etti! ‘Olurda Suriye Polisi bir kontrolde bir şeyler sorarsa doğru cevap ver.’

Ben pasaport bilgilerini düşündüm ve hemen cevap verdim, iyi ezberlediğimi söyledim. ‘Hayır dedi onu demek istemiyorum,  o pasaportun sahte olduğunu biliyorlar. Gerçek kimliğini ve Türkiye’de neler yaptığını açıkça söyleyeceksin’.

Mahir hoş karşılamadığımı anladı. Gözlerime baktı, ‘Başkanın talimatıdır’ dedi. Konuşma bitti. Hiç cevap vermedim. Böyle bir durumda kimliğimi gizleyemem, A. Öcalan biliyor. Ama yaptığım şeyler asla!

Eve girdiğimizde, giriş kapısında A. Öcalan’ı ve yanında birini gördüm, biz daha merdivenlerden çıkıyorduk, bize bakıyorlardı. Öcalan’ı tanıdım, yanındakini tanıyamadım. Sonra içeri geçtik arkadaşlar ona ‘Fuat’ diyorlardı. Acaba O’mu? diye düşündüm. A. Öcalan’dan daha yaşlı görünüyordu. Oysa  (A. Öcalan’dan 6-7 yaş daha küçüktür) Moralinin iyi olmadığı çok belli oluyordu.

 Evde Duran Kalkan, Ali Çetiner ve Numan Uçar’da vardılar. Üç gün kaldım ve Bekaa Kampı’na götürüldüm. Aynı günlerde Duran Kalkan, Ali Çetiner ve Numan Uçar Avrupa Merkez Yürütmesi olarak Almanya’ya gönderildiler. PKK’yi terörize  etme faaliyetleri Duran Kalkan’la   hızlandırılıyor.

Kampa vardığımda Kamp sorumlusu Ali Ömürcan’ dı. (Terzi Cemal)

Hatırladığım kadarıyla 1987’nin başlarında Ali Haydar Kaytan Kampa geldi. Yönetimdeydi ama tam görevinin ne olduğunu anlayamıyordum. Anladığım tek şey mümkün olduğunca hiçbir şeye karışmamak, ilgisiz ve duyarsız kalmak.

 Bu durum Newroz 1987 dönemine kadar devam etti. Bu arada Terzi Cemal tutuklanınca Ali Haydar faaliyetlerde pratik olarak görülmeye başlandı. Süreci  değişik yazılarımda yazdığım için detayları tekrarlamak istemiyorum.

Ali Ömürcan’a yönelik  A. Öcalan’ın talimatlarını uygulayan  birimin başında, Ali Haydar vardı. Yardımcılarıda; Halil Ataç (Ebubekir) ve Haydar Altun’du. (Kara Ömer) Bu süreci iyi izledim, hem redaksiyon ve hem de güvenlik birimlerinde çalıştığım için olup-biten her şeyi görebiliyordum.

Nöbette olduğum saatlerde Ali Haydar ve Kara Ömer geldiler. Terzi Cemal’i alıp, Kampın arkasındaki tepeye doğru gittiler, gözden kayboldular.

 Döndüklerinde Terzi Cemal çok perişandı. Herhangi bir darbe izi görünmüyordu ama sırım-sıklamdı, sanki üzerinden buhar çıkıyordu! Bu nasıl bir şey? Başkan’ın (A. Öcalan) talimatıyla işkence yapılıyor! İnancım ve güvenim sarsılıyordu! Bakmaktan ve susmaktan başka bir seçenek yoktu.

Newroz sonrasıydı, gruplar hazırlanmış, kimin nereye gideceği belli olmuştu. Kampda ülkeye yönelik hazırlıklarda 7-8 grup vardı.

 Gruplar 9-10 kişiden oluşuyordu. Ben hiç birinde değildim. Kendime yakın gördüğüm arkadaşlar tek-tek Kamptan ayrılıyorlardı.

Endişelendim, bur da her şey olabilir!  Bir şeyler hissediyordum. Son haftalarda yönetime alınmam da hoşuma gitmedi. Daha burada kalacağım, demektir. Oysa ben hemen oradan çıkmak istiyordum.

1987 Mayıs’ın sonlarıydı. Ali Haydar yanıma geldi, benimle konuşmak istiyor. Doğrusu şaşırdım, zorunlu durumlar dışında hiç konuşmamıştık. Avrupa faaliyetlerinden bahsetti. Avrupa’dan gelip,  gruplarla ülkeye giden arkadaşlar vardı, aynı zamanda Avrupa’dan yeni gelen arkadaşlar da vardı. Ali Haydar; ‘İki üç grup oluşturalım, Avrupa faaliyetleri hakkında ayrıntılı raporlar hazırlayın, Önderlik istiyor’dedi.

 Konuşmamız devam etti, gruplar oluşturuldu. Bir-iki gün sonra bana dedi ki, ‘Sen raporunu tek yazacaksın’ tamam dedim.

Birkaç gün geçti bütün raporlar hazırlandı, Ali Haydar alıp gitti. Bir daha ne Ali Haydar, ne de Kara Ömer artık Kampa dönmediler. İkisi  birlikte Avrupa’ya gönderilmişler. Bunu Almanya’ya geri döndüğümde öğrenecektim.

Kamp sürecinde Ali Haydar’ı çok izlerdim. Sanki anlamam gereken şeyler varmış gibi.  Çok önemli  ve etkin biri diye düşünürdüm.  Ama A. Öcalan’ın evinde kaldığım üç gün, Ali Haydar, Duran Kalkan, Numan Uçar ve Ali Çetiner’in hiçbir şey olmadıklarını anladım. ( Duran Kalkan’ın durumu farklı değerlendirilmeli, O daha çok oyun yapıyor ve oyun kuruyordu)

A. Öcalan’la ilişkileri efendi-köle ilişkileri gibiydi. Öz-eleştirilerin de (da ha çok Ali Haydar) kendilerini rezil ediyor, A. Öcalan’ı da yüceltiyorlardı.

Öcalan Kampa gelmişti, (1987 Baharı) futbol maçı yapıldı. Ali Haydar, Ebubekir ve bir grup arkadaş bir takımdı.  Diğer takımın başın dada A. Öcalan vardı.  Ben de Ali Haydar’ın takımındaydım. Bizim takım daha güçlüydü. Ama sonuç da yenildik. Kalecimiz Ebubekir’di, A. Öcalan’ın sıradan şutlarına müdahale etmiyor, top gole gidiyordu. Yine takımımızda bazı arkadaşlar, A. Öcalan’a müdahale etmiyorlardı. Her golden sonra seyircilerden alkışlar ve Öcalan şov yapıyordu. Maç boyunca Fuat’a çok hakaret etti, hiç tepki göstermedi. Seyirci ve oyuncu tüm arkadaşların dikkatini çekti.

Temmuz 1987’ydi.  Anlaşabildiğim tüm arkadaşlar Kamptan ayrılmışlardı, doğrusu çok sıkılıyordum ve endişelerim de vardı. Birden Sabri geldi, (A. Öcalan’ın şoförlerinden çok gereksiz biriydi. O’na karşı hep dikkatliydim) ‘hazırlan gidiyoruz’ dedi. Hiç sormadım, nereye gidiyoruz diye? Buradan çıkayım gerisi fark etmez!

Yolda Almanya’ya gideceğimi söyledi. Eve vardığımızda (Şam’da) A. Öcalan yoktu.  *Başkan’ın işleri olduğu ve görüşemeyeceğimizi söyledi.  İki üç gün içinde işlemler tamamlandı ve Almanya’ya döndüm. İkinci ya da üçüncü gündü, Ali Haydar ve Kara Ömer’le görüştüm.

Devam edecek,   14.03.2021

*A. Öcalan’ın o dönem Bulgaristan’da olduğunu Almanya’ya döndükten sonra öğrendim. Aslında amacı Moskova’ya gitmekti ama Bulgaristan’da görüşmeyi uygun görüyorlar. Gruplar dağılmadan Büyük Harun bir kez Şam’a gidip birkaç gün A. Öcalan’la kalmıştı. Harun’la tek olduğumuz da her şeyi konuşabiliyorduk. Başkan’la ne konuştunuz, sorular sordum. İyi şeyler anlattı. ‘Başkanın yakın da Moskova’ya gideceğini ve oralarda eğitim alanlarının oluşacağını’ söylediğinde çok sevinmiştim. Daha bir yıl geçmeden Başkan’ın bir yalancı olduğunu da anlayacaktım..

... Bu yazımız ile ilgili görüşünüz? ...

Loading spinner
Yorum Yazın

E-posta hesabınızı yayınlanmıyoruz

5 × two =

Kullanıcı deneyiminizi artırmak için çerezler kullanıyoruz. Sorun yok, rahat olun. Size özel herhangi bir bilgiyi yayınlamıyor ya da paylaşmıyoruz. Anladım, sorun yok Daha Fazla