Vengma, hiç bir partinin borazanı değildir. Hiç bir partinin düşmanı da değidir. Kürt partilerinin doğru politikalarını destekler, yanlış politikalarını eleştirerek yol göstermeye çalışır.

Bekaa vahşeti, (7)

Salih Aras:
Gözlerime bakarak dikkatlice’Başkan’mı geliyor’ dedi. Bilmiyorum.

Tutukladım M. Ali’yi. ‘Hele ver sigaranı’ herzamanki gibi verdim. Peşinede ‘bu yetmez içerde çok içiyorum getir’ tamam.

İki saat geçmemişti, Başkan geldi, M. Ali yanılmamıştı. 

Evet anladım M. Ali’nin tutuklanmaları hep Başkan’ın geldiği günlere denk geliyordu. Demek bizim Başkan M. Ali’den korkuyor

Memet Ali; (Haydar Gözlü Dersim’li) farklı biriydi, anlaşılması zordu. Kendisini anlatamazdı, bunun koşulları yoktu. Kural dışıydı, bildiğini okurdu.

Sürekli gergin, patlamaya hazır bir bomba gibiydi.

Parti içinde fazla tanınmıyordu, ama ilklerdendi.

Ankara’da 1980 öncesi yapılan hastehane soygununa katılmış sonra yakalanmıştı. Sekiz-dokuz yıl cezaevinde kalmış, çıktığında Bekaa’ya ulaşmıştı. (1986)

O’ zaman 35-36 yaşlarında görünüyordu. Sürekli öfkeli ve gergin bir hali vardı.

İzole bir durumdaydı. Kimse anlayamazdı durumunu. Hakkında birşey söylenmiyordu.

O’ herkese çatıyordu, kabadayı gibiydi. Önüne geleni itiyordu, çaktırmadan omuz atardı. Kimse M. Ali’nin yanında geçmek istemezdi.

Değişik biçimlerde sataşırdı. Hani mahallelerde kabadayılar olurdu, insanlar onları gördüklerinde yollarını değiştirirlerdi,” aman  bana bulaşmasın, bu Allah’ın belası” derlerdi ya, öyle birşey.

M. Ali, tam bir belaydı Bekaa’nın belalısıydı, Çok yürekli korku bilmeyen biriydi.

Sataşacak kavga edecek adam arıyordu, ama bulamıyordu, bu da O’nun canını sıkıyordu.
 
Bekaa’da bu tür davranışlar ölüme götürürdü, hiç kimse diğeriyle sataşma ya da biraz tartışma durumuna giremezdi.

Herkes, kabul etsin etmesin, eyvallah abi dercesine sakin ve çekingendi. Bu da M. Ali’yi çok sıkıyordu. Değişiklik istiyordu, olsunda nasıl olursa olsun, ama değişikliğe kimse yanaşmıyordu.
 
Çok soğuk ve gergin bir görünümü vardı. Aslında öyle biri değildi. Yüreği dostluk ve sevgiyle doluydu. Şartlar O’nun görünümünü değiştirmişti. 1987 başlarıydı.

Yönetim odasında Harun’la konuşuyordum, çıkmak üzereydim kapıyı açtığımda M. Ali’ye karşılaştım, beni kapı arasında sıkıştırdı, bunu herkese yapardı.

Bende bir an Bekaa’da olduğumu unuttum.

Ne oluyor dedim? Sen bütün arkadaşlara çatıyorsun ne istiyorsun? Anlayamıyorum seni?

Dediğimde; M. Ali; ‘yanlış anladın heval, istemeyerek oldu’ elini boynuma atarak sarıldı ve ‘heval ben seni çok seviyorum‘ dedi. “Bende seni seviyorum” dedim.

Ama sen herkese çatıyorsun. Seni gördüğümüzde sağa sola kaçıyoruz. Harun bizi izliyordu. Tartışmamız tatlıya bağlanıyordu.

Sorun iyi çözüldü, M. Ali’nin tepkisi tekdüze yaşama karşı, bende O’na karşı çıkınca hoşuna gitmiş ve beni sevmiş.

Bu ufak tartışmadan sonra M. Ali’yle samimi oldum, artık O’nu gördüğümde konuşup tartışıyordum.

Ne kadarda yürekli duygulu güzel bir insandı?

Her şeye muhalifti, arkadaş kelimesini asla kullanmazdı. O herkese ‘Heval’ derdi.
 
Günler geçtikçe ve fırsat buldukça M. Ali’yle konuşarak samimiyetimiz gelişmişti. Bana güvenmiş olacak ki bazı sorunlarını bana anlatmaya başladı.

Doğrusu hep haklı buldum.

Sorunları A. Öcalan’laydı. Ama “O’ Parti” derdi. Öcalan ismini kullanmazdı, anlaşılırdı Parti’nin de Öcalan olduğu.
 
Nöbete gidiyordum, T. Cemal ve S. Çelik’in tutuklu olduğunu biliyordum, bir baktım aralarında M. Ali’de var şaşırdım, bakıyordum göz göze geldik, aslan gibiydi, hiç umurunda değildi her zamanki haliydi.

Heval sigaranı ver‘ hiç düşünmeden paketi uzattım aldı baktı, ‘bu yetmez’ dedi “birazdan bir paket daha getir‘ tamam getiririm dedim. M. Ali’nin ne için tutuklandığını sonra öğrenecektim.
 
Diğer arkadaşlardan farklı olarak biraz serbesttim. Başka bir örgütten gelmiştim, Apoculaşmamıştım, anlamda veremiyordum, alışkanlıklarımdanda vazgeçemiyordum.

Bunu bilerek yapmıyordum, normal halimdi. Farkında olmadan bazen kuralları aşıyordum. Ama korundum, neden mi dersiniz? Tam bir cevap veremem.

Yönetimdeki K .Ömer, Harun ve İhsan tarafından sürekli korunduğumu anladım. Beni sürekli uyardılar, ‘suç’ sayılacak açıklarımı kullanmadılar.

Güvenlik ve redaksiyon birimlerinde olmamdan dolayı yönetime yakındım. Yönetim odasına rahatlıkla işim olmadanda girip çıkabiliyordum.

Bunun için M. Ali’ye sigara temin etmem zor olmuyordu. Sigara aldığımı fark ediyorlardı ama görmemezlikten geliyorlardı. Memet Ali neden tutuklanıyor? Bir kaç gün geçmeden serbest bırakılıyor!

Anlamak zor.

Sorup öğrenmekte mümkün olmuyor. Bu merakımı M. Ali giderecekti. Kaçıncı tutuklanışıydı bilemiyorum.
K. Ömer bana, ‘git M. Ali’yi tutukla’ gittim  epeyce samimi olmuşuz, gayet normal bir şeymiş gibi “Heval yine tutuklusun” dedim.

Sanki hep hazırmış gibi normal karşıladı. Gözlerime bakarak dikkatlice ‘Başkan’mı geliyor’ dedi. Bilmiyorum.

Tutukladım M. Ali’yi. ‘Hele ver sigaranı‘ herzamanki gibi verdim.

Peşinede ‘bu yetmez içerde çok içiyorum getir‘ tamam.

İki saat geçmemişti, Başkan geldi, M. Ali yanılmamıştı.

Evet anladım M. Ali’nin tutuklanmaları hep Başkan’ın geldiği günlere denk geliyordu. Demek bizim Başkan M. Ali’den korkuyor.

A. Öcalan insanları çok iyi tanıyan biriydi ve M. Ali’den korkuyordu. Yaparmıydı M. Ali bir şey!!! Kafasında varmıydı öyle birşey?

Bilemem ama tanıdığım M. Ali kafasına koymuşsa yapardı.

Başkanda bunu bildiği için O’na fırsat vermiyordu. Döndükten bir kaç saat sonra M. Ali yine serbestti.
 
En zor ve işkencelerin akıl almaz düzeyde uygulandığı yıllarda, direnmiş onurunu ve yoldaşlarını korumuş, alnının akıyla cezaevinde çıkmıştı. Bu durumu netti.

Geldiğinde, A. Öcalan’la görüşüyor, yoldaşça davranarak net bir şekilde düşüncelerini ve özel durumunu açıklıyor.

M. Ali Parti ve yoldaşlık ilişkilerinin 1980 öncesi gibi olduğunu düşünerek davranıyor ve konuşuyor.

Ama herşeyin değiştiğini yoldaşlık ilişkilerinin yerini, tanrı kul ilişkisinin aldığını sonra anlayacak.

M. Ali aile durumunuda, A. Öcalan’a anlatıyor. A. Öcalan sinsi davranarak olumlu ve yoldaşça tepkiler gösteriyor. Ama M. Ali Kampa gönderilince arkasında, hakaretler yaparak; ‘Parti’yle pazarlık yapıyor, hak iddia ediyor‘ suçlamalarında bulunuyor.

Amacım M. Ali’nin ailesini ve özel hayatını tartışmak değil ancak Parti üyeleri tabiki, özel sorunlarını Parti’ye açmak zorundalar. Ve Parti’de bu sorunları dikkate almak çözmek zorundadır.

Parti sadece alan ve tek hak sahibi olamaz. Hele Parti bir kişiyse, bu daha da vahimdir. Peki bir üyenin, ya da bir Parti taraftarının hiç Parti üzerinde hakkı yokmu?

Hep Parti’mi alacaklı oluyor? Almak iyide neden vermek kötü oluyor?

M. Ali’nin, ‘Parti‘den ‘hak iddia ediyor’ suçlamasının arkasındaki gerçek şu; M. Ali, A. Öcalan’a cezaevindeyken veya çıktıktan sonra eşinden ayrıldığını söylüyor. Bu özel bir durum, herkesin başından geçebilir ve tartışılacak bir yanı yok. Bende bunu tartışmak istemiyorum.

Özel sorunlar özel kalsın. Aile sorunlarının ulu orta tartışılmasından yana değilim.

Ancak M. Ali’nin Parti’den bir isteği var. Onu belirtmek istiyorum. Bir oğlu ve bir kızı var. O’ bir baba. Belki kızına yönelik endişeleri var.

Eşinden ayrılmış, bilinmez tabi belkide yakın akrabalarıylada ilişkileri iyi değil, güvendiği Parti’sinden çok sevdiği kızının Avrupa’ya çıkarılmasını ister. (Bana anlatmıştı çocukları 14-15 yaşlarında)


 Kızının yeteneklerinden bahsediyor ve eğitilirse iyi bir Parti elemanı olacağınıda belirtiyor. Yani kızını ilerki yıllarda güçlü bir milatan olarak görmek istiyor.

Anlaşılmayacak bir durum yok, bir baba hissi ve duygusallığıda denilse bile, endişeleri var. Neden bu anlaşılmıyor? Ve yardım edilmiyor?


Haklı istemi değişik biçimlerde kendisine karşı bir suç malzemesi olarak kullanılıyor.


PKK’eyle hiç bir bağı olmayan ve sadece Öcalan’ın kardeşi olan Memet’İn kızı ve diğer yeğenleri yurt dışında Parti parasıyla özel okullara gönderiliyorlar ama bir Parti üyesi olan M. Ali için ise haklı istemi ‘suç’ oluyor.
 
1981′ de, G. Kürdistan’da YNK Merkez Kampında kaldığım süre içerisinde bir çok olaya tanık olmuştum. YNK hiç geliri olmayan peşmerge ailelerine olanakları ölçüsünde devamlı bir şekilde yardımcı oluyordu.

Bizde neden olunmuyordu? Halkın, Parti’nin parası nerelere harcanıyordu?

Gerillanın ayağında ayakkabı yok, sürekli açlık, cezaevleri ha keza, ailelere (hiç geliri olmayan aileler demek istiyorum) yardım etmeyi düşünmek bile suçtu.

Sahi, Parti’nin 100 milyon dolarları nerede? Kimler paylaştı?

Bu gün bile kimler kontrol ediyor? Bilinmez.

III. Kongre’de mali rapor bir cümleyle geçiştirildi.

Başkan; ‘bir miktar paramız var’ dedi. Toplanması için yüzler binler çalışıyor ama harcanması bir kişinin tekelinde. O’nada kimse hesap soramıyor. Sadece IV. Kongre’de M. Cahit Şener bu durumu sorguladı.

M. Ali Parti’den para istemiyordu. Sadece kızının Avrupaya çıkarılmasını istiyordu.

Ondan da vaz geçmişti.

Botan, ya da Dersim’e gitmek istiyordu, gönderilmiyordu.

Çünkü M. Ali, A. Öcalan’ı çok iyi anlamıştı. Fırsat kolluyordu karşı çıkacaktı. A. Öcalan bunun farkındaydı, bekletiyordu uygun bir anda yok edecekti.

M. Ali bunun farkındamıydı? Bilinmez!!!

1987 yaz başlarıydı, A. Öcalan gelmişti, M. Ali yine tutuklanmıştı.

Artık biliyordum, Başkan gidince serbest bırakılacak. Öyle oldu, Başkan gidince K. Ömer bana, ‘M. Ali’yi serbest bırak’ dedi.

Gittim, “heval serbestsin” dediğimde, ‘gittimi’ dedi, “gitti ” dedim.

Kapıyı açtım ikimiz yalnızdık, aynı anda sağa sola baktık ve birbirimize sarıldık, sonrasını hatırlamıyorum.


Temmuz 87’de ayrıldım.

M. Ali’nin ‘suç’u boyun eğmemekti. Ailesinin derdine düşme suçlaması bir bahaneydi. Parti’nin bir kişinin tekeline düşmesini kabul etmedi. Bütün kararlara muhalif oldu.


Bunu pratiğiyle yapıyordu. Konuşma tartışma fırsatı verilmiyordu. Tutuklanıyor ama mahkemeyede çıkarılmıyordu.


Eğer çıkarılsaydı, O’ bildiğini okurdu. Bunu bildikleri için açık mahkeme göze alamadılar.


Suçlamalar daha çok A. Öcalan’ın eleştirileri karşısında (yazılı olarak) ve M. Ali’nin hazırladığı raporlardır. Bundan da kimsenin haberi yok.

Bahsettiğim konuları ise, M. Ali kendisi bana anlattı.

M. Ali, 1988 ya da 89’da Lübnan yada Suriye’de kapalı infazla yok edildi.

Bir ara İran’a gönderildiği söylendiysede, inandırıcı bir kanıt yok. Aynı yıllarda ayrılan bir çok arkadaşa sordum hiç kimsenin haberi yok.

Kendisi için büyük bir tehlike gördüğü M. Ali’nin yaşamasına tahammül edemeyeceği kesin.

Bekaa her aklıma geldiğinde M. Ali’yi düşünürüm. Bir yerlerde karşılaşsam, “Heval yine tutuklusun” desem ve Bakaa’nın kural tanımaz belalısına sarılsam.

Deli doluydu, çok hoş bir insandı.


Yıllarca cezaevinde kalmasına rağmen çok enerjikti.

Tutuklandığı dönemlerde o küçücük oda da bile spor yapardı.

Bazen bakıp gülerdim, ne yapıyorsun? ‘Heval kaslarımı geliştiriyorum’ derdi.

Güçlü ve oldukça kaslı atletik bir yapısı vardı.

Nerde M. Ali? Akibetine ulaşabilecekmiyiz?

O’nu yargılamaya cesaret edemediler, kapalı infazla yok ettiler, yüzlerce binlerce devrim milatanı gibi…

devam edecek-02.10.09


Salih Aras
salih.aras@hotmail.de

Cuma, 02 Ekim 2009 23:42 | Son Güncelleme: Cuma, 09 Ekim 2009

... Bu yazımız ile ilgili görüşünüz? ...

Loading spinner

Yorum Yazın

E-posta hesabınızı yayınlanmıyoruz

2 × 4 =

Kullanıcı deneyiminizi artırmak için çerezler kullanıyoruz. Sorun yok, rahat olun. Size özel herhangi bir bilgiyi yayınlamıyor ya da paylaşmıyoruz. Anladım, sorun yok Daha Fazla