Vengma, hiç bir partinin borazanı değildir. Hiç bir partinin düşmanı da değidir. Kürt partilerinin doğru politikalarını destekler, yanlış politikalarını eleştirerek yol göstermeye çalışır.

Ermeniler ve Biz Kürtler 1

[player id=1174]

 

Osmanlı çöküşe giderken, ümmetçiliği de birlikte sürüklüyordu. Tarihin boşluk kabul etmediği üzere, bu boşalan alanları batıdan küçücük gördüğü halklardan yediği darbelerin de etkisiyle, hırçın bir milliyetçilik hortlatılıyordu. Ancak Bu Türkçü milliyetçiliğin Milletleşmeye yetmeyeceğini düşünerek siyasal İslam ile harmanlayarak ve şiddeti devreye sokarak milletleşeceklerini tespit etmişlerdi. Sıra bunu nasıl hayata geçireceklerine gelmişti. Önce “çok kültürlülük ile güçlenip Osmanlı yurdunu kurtaracağız” diyenler tasfiye edilmeli idi. Edildi.
1908’e gelindiğinde darbelenen muhalefet ile yetinilmemiş, Ermeniler, Çerkezler, Marksistler ve diğerleri “ilericilik, özgürlük, demokrasi” şiarları ile bu sözcüklere gerçekten özlem duyanları ‘oyalayadururken’, her Ağustos (1908,1909, 1910, 1911) ayında yapılan İttihat ve Terakki (İT) Partisi projelendirdikleri ile Abdülhamit’in yaptıklarının da beterinin beterini yapmayı planlayarak ilerliyorlardı.
Teori ve pratiklerini çok hassas bir şekilde örüyorlardı. Öylesine hassas örüyorlardı ki, birkaç sene sonra katledecekleri, soykırımdan geçirecekleri halkların (Ermeni, Rum, Alevi, Kürt) temsilcilerini de TURANÎ hedeflerine harç yapmayı ihmal etmemişlerdi. Hatta bu yeni “Gözü dönmüş Turancı Milliyetçilik” akımı, gelecekte kimi rötuşların yapılması dışında, bugünkü resmi ideolojiyi, ya da Kemalizm daha Kemal’in kendisi, sesi, sedası ve böyle bir “Türk efsanesi” yokken ve yaratılmadan ve fakat ideolojik ve politik taşlarını düşüyorlardı. Bu yeni yol arayışlarında zaman zaman topuzu kaçırmaları bile “bazı avanaklar”ın uyanmasına vesile olamıyordu. Avanaklık o dereceye varmıştı ki, Abdülhamit’in tehlikesinden sakınan Turancılar, kendilerini Agopların evinde gizleyerek güvenceye alıyorlardı ve bu ‘misafirin’(!) tarihte hep ev sahibini kovduğundan bir ders çıkarmaksızın kusursuzca ağırlıyorlardı.

Orta Asya’dan kopup gelen ve hep işgal eden, bu tahripkâr güruh “Turanı” yani Ural Altay dillerin konuşulduğu ya da bir vesile ile o Altaiklerin işgal edip geçerken ayağının değdiği her alanı “vatan” diye tanımlayıp yerlileri yok ederek, konmak, edinmek istiyordu.

Zira Türk tarihi “yok ederek var olmak” üzerine şekillendiği için bu projelerin ortaya çıkmasının arkayik bir şuuru vardı. Ortaya çıkan da bu şuurun iradeleşmesi, projelendirilmesi idi. Bunda bir abes de yok idi. Abes olan buralarda pek çok imparatorluk, devlet ve idareler kurmuş, vatan edinmiş halkların, yani Ermenilerin, Kürtlerin, Rumların ve diğerlerinin bu gerçeği o gün hatta bugün dahi görmemesindedir! Maalesef abes olan budur.

İşte Şahan Natalie’nin eseri bu avanaklığa, aymazlığa, siyasi uyuşukluluğa çomak soktuğu için önemlidir. Derslerle doludur. Kitap birinci elden, sorumlu bir savaşçının, yaşayarak yazan bir hayatın eseri olduğu için ayrıca önem kazanmaktadır. Yani hayatın teori ile harmanlanması olduğu kadar, o günkü projenin daha devam ettiğini gördükçe bir asırlık entelektüel yanının yanı sıra bir o kadar da aktüeldir. Tabi ders alabilen için!

Şahan NATALİE’nin (Nemesis) “Biz Ermeniler ve Türkler” eseri; Ragıp Zarakolu’nun enfes önsüzü, Nihal Aktan’ın akıcı Türkçe’si ve Ahmet Önal’ın editörlüğü ile bir baş yapıttır kütüphanemizde. Bu günlerde “Kafkas Birliği” ve “Ermenistan Türkiye Maçı” ve sonrasındaki karşılıklı siyasi elenseler atılırken, Pêrî Yayınları’ndan böylesi muhteşem bir kitabın daha çıkması, ayrıca ve adeta bir bilgi-fikir fırtınasıdır.

... Bu yazımız ile ilgili görüşünüz? ...

Loading spinner

Yorum Yazın

E-posta hesabınızı yayınlanmıyoruz

16 − 11 =

Kullanıcı deneyiminizi artırmak için çerezler kullanıyoruz. Sorun yok, rahat olun. Size özel herhangi bir bilgiyi yayınlamıyor ya da paylaşmıyoruz. Anladım, sorun yok Daha Fazla