Vengma, hiç bir partinin borazanı değildir. Hiç bir partinin düşmanı da değidir. Kürt partilerinin doğru politikalarını destekler, yanlış politikalarını eleştirerek yol göstermeye çalışır.

Kahrolası Eksenler

Zeynel Abidin Kızılyaprak / Komplo teorileri üretmekle zihin jimnastiği yapmak arasındaki birçok farktan belki de en önemlisi ilkinin en azından yararsız, ikincisinin ise en azından zararsız oluşudur. Yapalım o zaman:

Geçen haftaların kayda değer haberlerinden biri, ABD askerlerinin Türkiye’nin bombaladığı YPG kampını ziyaret etmeleri ve ardından da Haseki’de YPG’lilerin yemin törenine katılmalarıydı.

Bunu Trump’un içinde PYD-YPG’nin etkin olarak bulunduğu gruba ağır silahlar verme kararını onadığı haberi izledi.  İlk bakışta ve Ankara’nın tepkisi eşliğinde düşünüldüğünde ortada tuhaf bir durum var gibi görünüyor: Türkiye’nin ‘terörist’ olarak nitelediği ve PKK ile eşdeğer gördüğü bir Rojava gücüne, Türkiye’nin stratejik müttefiği ABD destek vermektedir ve üstelik bunu aleni yapmaktadır; Türkiye’ye göstere göstere…

İsteyen bunu, söz konusu Rojava gücünün askeri bakımdan ABD için ’vazgeçilmezliğine’ yorabilir, şahsen böyle yorumlamakta olgusal bakımdan zorlanırım, mesele Rakka vb ise, başka askeri seçenekler bir yana, Türkiye ‘benimle yap, benimle yap…’ diye bağırmıyor mu?.. Devletten-devlete (üstelik köklü müttefikler olarak) ilişkinin yerine bunun tercih ediliyor gibi davranılması ilginç. Bunu, ABD’nin açıkça Türkiye karşıtlığına oynaması biçiminde yorumlamak ise düpedüz komplo teorisi alanına girer…

Biraz geriye atlayalım… Önemsenmemesini çok yadırgadığım PKK-Türk devleti arasındaki Ağustos 1998 mektuplaşmalarının sonundaki mutabakatta, Öcalan’ın, ‘Bu süreci Suriye’de kalarak yürütmem mümkün değil, askeri diplomasi de dahil Şam rejimine baskı uygulayarak buradan çıkmamı sağlayın’ şeklindeki isteğinin bir şekilde yerine getirildiği biliniyor. (Mektupları ilk Yıldıray Oğur yayımladı: Taraf gazetesi, 30 Eylül-2 Ekim 2010.) Suriye yalnızca Suriye demek değilse ve onu Rusya ve İran’dan bağımsız düşünmek imkansızsa, ‘Suriye’den çıkış’ın açıkça bir eksen değişikliği anlamına geldiğini anlamak için Einstein olmaya gerek yok.

Yukarıdaki paragrafı akılda tutarak, herkesin bildiği bir sırra değinebiliriz: Ortadoğu’yu köklü/tarihsel İran-Türkiye hegemonya kavgasından azade anlayabilmek çok zordur… Hani hep derler ya, ‘1639 Kasr-ı Şirin anlaşmasından bu yana Safevi-Osmanlı/İran-Türkiye sınırları değişmemiştir.’ Bunu sanki o tarihten sonra kavgaları bitmiştir gibi algılamak yanlıştır; İran ile Osmanlı’nın 1400-1850 yılları arasında yaptıkları 15 büyük savaşın 6’sı bu anlaşmadan sonradır.

Her ne kadar son yıllarda onun bir-iki halkası paslandıysa da ‘Dörtlü kelepçe’yi bilenler bilir; Kürtler daha iyi bilir: Kürdistan’ı bölüşmüş 4 devlet, söz konusu Kürtler olduğu zaman Kürtlere karşı hep anlaşmışlardır. Ancak bölgenin iki hegemonik gücü, Türkiye ile İran, ‘Dörtlü kelepçe’ mutabakat günlerinde bile şu veya bu şekilde rekabetlerini sürdürmüşlerdir. Bölge dışı kutuplara da dayalı/bağımlı olmakla birlikte kendi özgünlüğü de olan bu ‘alt küme emperyal rekabet’, şimdilerde ve özellikle Suriye minderinde daha şiddetlenmiş görünüyor; oralara İran’ın mı yoksa Türkiye’nin mi domates-biberinin gireceğinden daha kapsamlı olarak…

Kısa kesmek için zaman-mekanda bir sıçrama daha yapmamız gerekiyor: Meşhur 2015 ‘Dolmabahçe Mutabakatı’ndan birkaç ay önceydi sanırım, Öcalan kendisini ziyaret eden HDP heyeti aracılığıyla PKK’ye mealen şöyle seslenmişti: ‘Bu süreç yürümezse, PKK de kendi kararını verir, artık hangi ülke yardım ederse oradan yardım alır.’ Böyledir ve PKK dünyanın en pragmatist örgütlerinden biridir. Ancak burada altı çizilmesi gereken, yeniden bir eksen değişikliği argümanını ‘yardım’ adı altında seslendirmiş olmasıdır; bence istediğinden değil, kendi PKK’sini çok iyi bildiğinden…

Artık toparlayalım:

1: Son 20 yıl içinde TC’nin Kürt politikasında bir değişiklikten söz edilecekse, bu, Ortadoğu’da ‘Kürtsüz’ bir politikayla yol alamayacağını anlamış olmasıdır; çok da sevinmemize gerek yok, hiç de temiz olmayan hegemonik eksen bahsidir bu…

2: ‘Irak’a rağmen’ bir düzlemde duran sahip Güney Kürdistan liderliği, Tahran demek olan Bağdat hükümetiyle artan problemler yaşarken, bu realite onu diğer eksene yani Ankara’ya yakın hale getirmiştir.

3: Dolayısıyla, bağımsızlık referandumu konusuna bile pek ses çıkarmayacak kadar Güney bahsinde ‘tahammülkâr’ olan Türkiye’nin ‘Hendek Savaşları’ndan itibaren (ki, Ankara bunu ‘eksenler savaşı’ olarak okudu) yalnızca ‘içeride’ değil Rojava’da da agresifleşmesinin altında asıl olarak Rojava güçlerinin (de) Şam/Tahran hegemonyası altına -yeniden- girdikleri kanaati vardır.

4: Rojava, Kuzey’deki kısa ‘çözüm süreci’ kısmen hariç, hep Şam, yani Tahran ekseninin rengini taşımıştır. Ama son bir yıldır Rusya, yani İran, sahada PYD-YPG’nin ABD’ye (ya da ABD’nin onlara) yanaşmasına tanıklık etmektedir.

5: Jimnastiğimizin can alıcı noktası şudur: ABD, Türkiye’ye, Rojava güçlerinin eksen değiştirmeye hazır oldukları ve hatta değiştirme yolunda oldukları mesajını veriyor olmasın?..

6: PYD, PKK’den tamamen koparcasına tek başına bir eksen kayması yaşayamayacağına göre, bunu, PKK’de de böyle bir eğilim ve dolayısıyla bu doğrultuda bir iç hesaplaşma yaşanacağı biçiminde okuyabilir miyiz?..

7: Türkiye’nin ABD’ye tepkisinde, yalnızca tribünlere oynamak değil de, gizli bir sıralama itirazı mı var; ABD ‘olay mahalli’nden başlamak isterken Türkiye önce PKK’nin yeni bir eksene girmesini/girdirilmesini mi istiyor?..

Jimnastik böyle bir şey işte, bazen baş-göz yararcasına da yapılabiliyor, ama faydasız olduğu söylenemez…

 

... Bu yazımız ile ilgili görüşünüz? ...

Loading spinner

Yorum Yazın

E-posta hesabınızı yayınlanmıyoruz

thirteen + fourteen =

Kullanıcı deneyiminizi artırmak için çerezler kullanıyoruz. Sorun yok, rahat olun. Size özel herhangi bir bilgiyi yayınlamıyor ya da paylaşmıyoruz. Anladım, sorun yok Daha Fazla