Vengma, hiç bir partinin borazanı değildir. Hiç bir partinin düşmanı da değidir. Kürt partilerinin doğru politikalarını destekler, yanlış politikalarını eleştirerek yol göstermeye çalışır.

Kİlometre Zero, CANNES’DA İLK RESMİ KÜRDİSTAN FİLMİ

Önder Ferit İkis

Kilometre Zero 1991 yılında Irak-İran arasında gerçekleşen Körfez Savaşı ile başlıyor. Kürdistan, Irak ordusu tarafından işgal edilmiş, evlerin damları askerler tarafından kuşatılmıştır. Saddam Hüseyin’in posterleri her adım başı görülmektedir.

Filmimizin baş kahramını Ako yurtdışına kaçmak istemekte ancak eşi Selma, babasının yatalak hasta olması, babasına olan sevgisi onu bu yolculuktan alıkoymaktadır. Ako karısı ve çocuğunu arkada bırakamaz ve Irak ordusu tarafından askere alınır. Askere alınan  Ako, kendisi gibi Kürt olan  Rezdar ve Sami ile tanışır. Askeri karagahta Iraklı komutan, Sami’ye Kürt müsün Arap mısın diye sorar? Sami: Iraklıyım diye cevap verir. Komutan, Iraklı olduğunu biliyorum Kürt müsün Arap mısın diye soruyu yineler. Sami’nin Iraklı Kürdüm cevabı sonrası komutan, madem Kürtsün bize Kürt dansı yap diyerek Sami’nin soyunmasını ister.

Sami her ne kadar buna karşı gelse de dövülerek soyulur ve dans ettirilir. İnsan haysiyetinin ve onurunun ayaklar altına alındığı bu sahnede, Kürdistan’ın diğer parçalarında da yaşanmış ve hala yaşanıyor olması Kürtlerin makus tarihine gönderme olarak düşünülebilir.

Askeri karargahta falakaya yatırılan Kürt askerlerinin – Ayy!! Ayyy Hawar!!! nidaları aslında kimliksiz, vatansız bırakılmış bir halkın insanları, Irak ordusuna hizmet etmesine rağmen, ötekileştirilip aynı zamanda nefret edilen bir öge olarak görülüyor . Aslında bu durum  devletsizliğin de   temel gerçekliği ortaya  koyuyor.

Kürt Ako, arkadaşları Sami ve Rêzdar Basra cephesine gönderilirken Sami: ‘’Bu dağlara iyi bak biz Kürdistan’ı tekrar göremeyebiliriz’’ der. Ako: ‘’Geri döneceğiz’’ diyerek arkadaşını avutur. Filmde sık sık Kürdistan dağlarına vurgu yapılır. Kürtler’in dağlarına sembolik anlamlar yüklenerek bir sığınak ve kaçış yeri mizanseni oluşturulur.

Cephede patlak veren çatışmalarda Ako, özlemini çektiği karısı ve çocuğuna dönebilmek için bir bacağını feda etmeye hazırdır. Çatışma esnasında zaman zaman sağ-sol ayağını yukarı kaldırarak kurşun isabet etmesini ummaktadır. İstediği olmaz ancak cephede vefat eden askerlerin cenazesini ailelerine teslim etmek için emir alır. Bu onun için ailesine, özgürlüğüne kavuşması için fırsattır.

Ölen askeri götürme esnasında Kürt peşmergelerin infazlarına tanık olur. Kürt Ako, apolitik birey olmasına karşın milli değerlere de sahiptir. Irak ordusu için askerlik yapmak onun için onur kırıcı ve içsel huzursuzluk verici olmasına rağmen ailesine kavuşmak ağır basmaktadır. Bu içsel çatışmanın dışa vurumu kendini bir çok sahnelerde gösterir.

Yemek yedikten sonra ellerini Irak bayrağı ile temizlemesi, sürekli olarak kepine tükürmesi buna örnektir. Ako yolculuk boyunca Arap olan taksi şöförü ile bağ kuramaz. Bu filmde konuşamamazlık, şüphe götürmeyecek bir şekilde Kürtler ve Araplar arasındaki sosyo-politik iletişimsizliğe/çatışmaya göndermede bulunur.

Ako ve Arap şöför arasındaki iletişimsizlikten doğan çatışma filmin merkezine oturur. Filmin iki kahramanı arasına, sessizlik içinde etnik farklar ve kimliksel çatışmalar girmiştir. Birçok denemeye rağmen ne Ako ne de taksi şöförü birbirlerine söylemek istediklerini dile getirmenin bir yolunu bulamazlar.

Yolculuk boyunca aynı istikamette yol alan bir kamyonun üzerinde Saddam Hüseyin’nin kocaman heykelini görürüz. Sağ elini yukarı kaldırmış bir şekilde resmedilen heykel Ako’da sürekli olarak korku ve tedirginlik uyandırır. Yönetmen imgesel bir yola başvurarak Baas rejiminin sürekli olarak Kürtler üzerinde yaratmış olduğu psikolojik travmaları epizotlar halinde işler. Yaratılan manzarada izleyiciyi tamamen çevreleyen/içine alan bir derinlik oluşturularak korku iktidarı yaratan Saddan Hüseyin, tabiri caizse bir nevi Frankenstein  simgesi şeklinde tasvir edilir.

   Filmin sonunda Ako ve Arap şöförün iletişimsizlikten doğan çatışması taksi şoförünün cenazeyi bırakıp kaçması ve  Ako’nun Irak bayrağını tekmeleyip ısırmasına varacak kadar  kör ve sembolik bir şiddete dönüşür.. Ailesine kavuşan Ako, sığındığı köyde hava saldırısında kayınpederini kaybeder ve Avrupa’ya gitmesindeki engel de ortadan kalkar. Fransa’ya taşınan aile radyodan 9 Nisan 2003 yılında Saddam iktidarının düştüğünü duyar ve sevinç çığlıkları atarak ‘’ biz özgürüz!! biz özgürüz”!!  bağırırlar.

1964 yılında Irak Kürdistanı’ın (Kurdistanê Başur) Akrê şehrinde doğan Hıner Şêro Salim genç yaşlarında siyasal sebeplerden dolayı İtalya’ya kaçtı. Oradan da Fransa’nın başkenti Paris’e geçmiştir. Birçok Kürt aydını gibi Saleem de, siyasi mülteci olmanın bütün sıkıntılarını yaşayarak Kürt diasporasının kültürel ve kimliksel krizlerinden, sembolik sorumluluklarından, Kürt kimliğine ve Kürdistan’a ilişkin ‘yeni/modern/ulusal’ proje ve söylemlerinden yoğun bir biçimde etkilenmiştir.

  Kilometre Zero, Kürt Sinema tarihi içerisinde önemli bir yere sahiptir. Daha önce Kürt yönetmenler tarafından çekilen filmler yaşadıkları coğrafyanın sineması adı altında değerlendirilirken bu film Cannes’da Kürdistan’dan gelen bir film diye yarışmaya alınır.

Böylece Kürtler, Yılmaz Güney’den sonra tekrar kendi sinemasının öznesi olma konumuna erişir. Sonuç olarak bu film sınır, ölüm ve vatansızlık üçgeni arasına sıkışmış Kürtlerin makus tarihine göndermelerde bulunarak bir çıkış yolu aramaktadır.

Yönetmen, zaman içerisinde unutulmaya başlanan bu acıları sembolik anlatımlarla izleyiciye sunar. Sıfır Kilometre, gerek tarihsel olarak, gerekse de biçimsel olarak, gerçekçi bir noktada durur. Pek çok sahnede gördüğümüz uzun ve sabit planların gerçekliğin gücünü kırmamak için tercih edilmiş, geniş planların tercih edilmesinin de fotoğrafın tamamına olan ulaşma isteği amaçlanmıştır.

... Bu yazımız ile ilgili görüşünüz? ...

Loading spinner

Yorum Yazın

E-posta hesabınızı yayınlanmıyoruz

nineteen + two =

Kullanıcı deneyiminizi artırmak için çerezler kullanıyoruz. Sorun yok, rahat olun. Size özel herhangi bir bilgiyi yayınlamıyor ya da paylaşmıyoruz. Anladım, sorun yok Daha Fazla