Vengma, hiç bir partinin borazanı değildir. Hiç bir partinin düşmanı da değidir. Kürt partilerinin doğru politikalarını destekler, yanlış politikalarını eleştirerek yol göstermeye çalışır.

Laiklik ve Demokrasi



Hasan Dere / Kendini “Buyruklara itaat” etmekle yükümlü sayan bir toplum asla demokrasi talep edemez. Çünkü hiçbir buyruk özgürlük tanımaz! İman eden halkların demokrasi taleplerinin olmaması bundandır. Bir halk, din ile siyasal ilişkilerini ne kadar sınırlarsa o kadar demokrasi talep edebilir.
Çünkü inançta seçme hakkı ve dolayısıyla demokrasi yoktur, sadece ilahi emre itaat vardır.


Laiklik ve Halkçılık

Batı demokrasilerinin doğuş evresi incelendiğinde, karşımıza çıkan ilk şey ‘AYDINLANMA VE RÖNESANS’ girişimleridir.
Aydınlanma ve Rönesans hareketi, dönemin Avrupasında iktidarı elinde tutan ya da büyük oranda kontrollerinde tutukları Krallarla birlikte yöneten, Kilise egemenliğine karşı başladı. Böylece din “adamları dışında” manasına gelen Laikliği savunarak, demokrasiyi yeryüzüne indirdi.
Buradan hareketle laiklik ile halkçılık arasında doğrudan bir ilişki bulunduğu görülebilir. Çünkü din adamları, aynı zamanda devlet ergini elinde tutan güç sahipleri durumunda idiler. Laici, din adamları dışında kalanlar, dolayısıyla yönetici olmayan, sıradan insanlar yani halk manasına geliyor.


Milliyetçilik


Aydınlanma ve Rönesans hareketlerinin temel direği halk olmasına rağmen, öncüsü MİLLİ BURJUVAZİ idi. Dolaysıyla din iktidarları alaşağı edildiğinde, yerine kurulan devletler de Milli devletler idiler. Bu nedenle Milli devlet laikliğin güçlü savunucusu olmak durumundadır.


‘Türk’ devletinin milli bir devlet olmamasının nedeni de burada gizlidir. Çünkü devleti, ne din adamları yönetimine karşı ayaklanmış bir halk, ne de öncülük eden yerel burjuvazi kurdu. Aksine gücü elinde tutan Halife ve Padişahın onayını alan Osmanlı paşaları, işgal kuvvetleriyle anlaşarak kurdular. Bu nedenle ne Milli, ne laik, ne demokratik, ne de halkçı olabildi!

Askerler, elde kalan, aynı dinden (Hanefi-Müslüman) halklara, Türkçülüğü zor ile dayatarak ‘Türkiye Cumhuriyeti’ dedikleri bir devlet kurdular. Toplumu bir arada tutan temel olarak ulusal unsurlar değil, Müslümanlık düşünüldüğünden, bir dinin taraftarlığını yaparak laikliğin temeli olan din dışılık ilkesi ihlal ettiler.
Nitekim, devlet tarafından desteklenen din, toplum içindeki gücünü hiçbir zaman yitirmedi. Buna paralel olarak demokrasi, bir halk talebi olarak benimsenmediğinden, tepeden verilenler geri alındığında da herhangi bir itiraz gelmedi.

Millet olmadan önce toplumu bir arada tutmayı kolaylaştıran etmen dindi. Günümüzde de başını darbeci askerlerin çektiği ve dindarların desteklediği bir güç, ‘Din birleştiricidir, Irk bölücüdür’ iddiasıyla İslamcı iktidara yol verdi. Böylece Türk-İslam düşüncesi kisvesi altında, ürk olmayı kabul eden Müslüman milletler ekseriyeti toplamı olan suni ‘Türk’ ırkın tüm hakları öne çıkarılarak diğerlerini bastıran temel kimlik haline getirildi!
İran’ın Fars ırkını, Fas-Suriye ve Irak’ın Arapları Kürt halklardan üstün tutması gibi…


Azınlıklar, Demokrasi ve Muhalefet


‘TC’de demokrasi talep eden kesim, baskıya maruz bırakılan azınlıklar ve Kürdistan halkı ile sınırlıdır. Türklüğü kabul eden halkların hiçbir demokrasi talebi yoktur, olmamıştır. Devlet aydınları hem kendini hem toplumu aldatmasın, demokrasi hareketinin temel gücü Kürtlerdir. TC elitleri bu gerçeği görmezden gelerek kof demokrasi havarisi rolü oynuyorlar.

Kürtlere karşı yürütülen savaşın faturası, yoksulluk olarak yansımasına rağmen, imanlı toplum, devletçi elitlerin yardımıyla çok kolay maniple edilebiliyor.
Kötü yönetim toplum tarafından hiçbir dönem sorun edilmemiştir. ’Dış güçler’, Kürt ve Suriye halkı sorumlu tutularak geçiştirilmektedir. Osmanlı da dahil isyanlar, hep diğer millet veya inanç aidiyetinde kalan insanların direnişlerinden ibarettir.

Toplumun devlete iman etmesinde, elitlerin yanında kötü muhalefetin büyük katkısı vardır. Çünkü Kürtleri elde tutma çabasında Muhalefet iktidarla aynı emellere sahiptir. Kürtlerin özgürlük talepleri milli mutabakat içinde bastırıldığından, farkında olunmadan demokrasi güçleri de ezilmiş oluyor. Böylece ortak çaba sonucu yüz yıldır demokrasi bu coğrafyada yeşermiyor, yeşermeyecek!

Demokrasi bir özgürlükler zinciridir. Biz faydalanalım ama Kürtler yararlanmasın mümkün değildir. Bu nedenle Kürtler özgür olmadan, TC toplumun demokrasi talebine yönelmesi bile mümkün değildir.


Hasan Dere

29.01.2021

... Bu yazımız ile ilgili görüşünüz? ...

Loading spinner
Yorum Yazın

E-posta hesabınızı yayınlanmıyoruz

4 × 5 =

Kullanıcı deneyiminizi artırmak için çerezler kullanıyoruz. Sorun yok, rahat olun. Size özel herhangi bir bilgiyi yayınlamıyor ya da paylaşmıyoruz. Anladım, sorun yok Daha Fazla