Vengma, hiç bir partinin borazanı değildir. Hiç bir partinin düşmanı da değidir. Kürt partilerinin doğru politikalarını destekler, yanlış politikalarını eleştirerek yol göstermeye çalışır.

Saime, Semir, Şener

“SAİME, SEMİR, ŞENER ÜÇÜ DE PKK MERKEZ KOMİTE ÜYESİ…

Salih Aras

„PKK içinde olan herkes şunu iyi bilirki „Apo’nun haberi olmadan ne birisi en ufak göreve seçilir, ne infaz edilir, ne de tutuklanır“.. Tüm uygulamalar tamamiyle onun emirleri doğrultusunda yapılır.. Kendi sultasının devamı için haksızlığa, despotluğa, entrika-karanlıklara karşı soru soran-sorguluyan kim olduysa onu mutlaka yemiştir.. Kimse bunun tersini idda edemez..“ PKK’de Muhalif Olmak. (2). Saime, Semir, Şener üç karanfil, üç onur abidesi, üç yürekli insan… Onları anlatmak istedik; İstedik ki O’ güzel insanlar ebediyen yüreklerde yer alsınlar.. Onları hunharca vuranları da cümle alem lanetlesin.. Üçüde PKK Merkez Komite üyeleri, PKK kuruculari, emek verenlerdi..

Onlar karanlıklardan geleni iyi tahlil de ettiler, onun şeflik sultasının felaket getireceğini iyi bildiler, ki, ölümü umursamadılar… Onlara haince koplo, saldırı, tezgahlar hazırlayıp, hedef haline getırildiler.. Zira karanlıkların bekçisi tek lider olmak istiyordu.. Ve onların sağlam duruşu karşısındaki ezik-büzük kişiliğini konuşturmak için bin bir alavere dalavere-hile entirkayla onları tasfiye etmeyi gerçekleştirdi..

Ancak şunu unuttu; „Güneşın balçıkla sıvanmayaçağını“ Üç devrimci.. Saime, Semir ve Şener’in ortak özellikleri; Ulusal değerlere bağlı, sosyal gelişmelere açık, kendi içinde uyumlu, tartışmasını, paylaşmasını bilen, sorumlu ve duyarlı bir aile ortamında yetişmeleridir.. Yani daha Ulusal Mücadele’ye katılmadan güçlü ve gelecek vaad eden özelliklere sahipler. Bu anlamda mücadeleye katılımları güçlü oluyor. Katılımları nettir. Ikirciliği hiç bir koşulda yaşamadılar..

Kişisel ve ailesel çıkarlar peşinde değiller..

Zaten ölümüne kararlı olmalarının nedenide budur. Onlar geleceğe hedeflendiler, başlangıçta herşeyin tek kişiye endekslenmesini doğru bulmadılar ve karşı çıktılar. Tek kişiye bağlılığın mücadeleyi tasfiye edeceğini, açık açık eleştirmeye başladılar. Bu yaklaşım derin devlet ve PKK içindeki uzantılarına 180 derece ters düşüyordu..

Bu anlamda hedef oldular..

Aradan yıllar geçti, Abdullah sanki bu durumdan rahatsızmış gibi, ‘her şeyi benden bekliyorlar’ demeye başladı. Sanki bu durumu yaratan kendisi ve sahipleri değilmiş gibi..! Önce kontrollu bir şekilde tek Parti yaratıldı, sonra da planlı bir şekilde geleceği görebilen önemli kadrolar tasfiye edilerek, tek ‘lider’ yaratıldı.. 1980 sonrası bilimsel eğitim faaliyetleri aşamalı bir biçimde yavaşlatıldı ve 1984 sonrası tümüyle durduruldu.. ‘Bilimsel eğitim’ adı altında, müritlikten bile geri, bir eğitim tarzıyla (Abdullah’ın Çözümlemeleri) savaşçı ve kadro yapısı kendi ulusal ve sosyal değerlerine yabancılaştırıldı, daha açık anlamıyla kişiliksizleştirildi..

Parti içinde sorumlu düzeyde olan bir çok kadro bu durumun farkında.. Tabiki direkt devlet bağlantısını görebilen kaç kişi var? Oldukça az. Böyle bir durumda muhalif olmak, büyük bir sorumluluk cesaret ve kendini feda etmeyi gerektiriyor. Haftalık, günlük, zamanlı- zamansız hep konusuyor. Daha bir ay kadar önceydi, birden Saime aklına gelmiş, sıradan bir laf gibi görünsede , oldukça önemli ve tarihi bir olaya dikkat çekiyor; ‘O Saime’yi niye öldürdüler’ diyor. Sanki hiç haberi yokmuş gibi, tertemiz ‘masum’ biridir. Başkaları yapmışda Abdullah sonradan duymuş, hatta üzülmüş, gibi pozlara giriyor..

Karanlıklardan gelen, sanki tüm entrikaları kendisi planlamamış gibi yaptığı katlıyamlara ya kılıf aradı, ya da hiç haberinin olmadığını, bilinmiyen güçler ondan habersiz yapmışlar gibi ağız değiştirmesi, onun karanlık-despot yüzünü saklamıyor.. Sevgili Dilaver Yıldırım’in mezarına Sarı Baran ve Memet Şener’in çiçek bırakmalarına korkuya kapılarak onlara „Dilaver’in benimle hiç sorunu yoktu“ diyecek kadar yüzyüzleşiyordu..

Yanında, PKK içinde olan herkes şunu iyi bilirki „Onun haberi olmadan ne birisi en ufak bir göreve seçilir, ne infaz edilir, ne de tutuklanır“..tüm uygulamalar tamamiyle onun emirleri doğrultusunda yapılır… Kendi sultasının devamı için haksızlığa, despotluğa, entrika-karanlıklara karşı soru soran-sorguluyan kim olduysa onu mutlaka yemiştir..

Kimse bunun tersini idda edemez..

Ancak birden bire sanki kendisi masummuş rolüne bürünmesinin nedeni olmali..! Abdullah bununla ne yapmak istiyor? Kardeşi Osman’la birlikte PKK içindeki Ergenekon’dan bahsettiler demek istiyor ki, güya Saime’yi PKK içindeki Ergenekon katletmiş. Abdullah burada bir gerçeği kabul ediyor.

PKK içindeki Derin Devlet ya da güncel ismiyle Ergenekon’un varlığı.. Ancak kendisini ve kardeşini bunun dışında tutuyor. Peki bir an için Abdullah’ın dediğini kabul edersek, Ergenekon elemanı olarak gösterilenler kimlerdir? Özellikle 1984-85 yılların da Lolan’da, çoğunluğunu ‘Dersim’li, bayanlardan’ oluşan onlarca seçkin kadro katledildi. Bu dönem burada bir Merkez Yürütme vardır. MY’nin ‘seçkin’ Merkez Komite üyelerinden seçildiğini belirtmeye gerek yok. Kural gereği böyledir. Söz, karar ve isminden de anlaşılacağı gibi yürütmeden sorumludurlar. Normal bir Parti’de kurallar böyle işler. Ancak belirtmek gerekir ki, o dönem bile, Yürütme denilen kurum sadece bir aldatmacadır. Tüm yürütme yetkisi Abdullah ve ekibine aittir..

Ekibinde Duran Kalkan, ‘yürütme’nin başıdır.

Yardımcılarıda, Selahattin Çelik ve Halil Ataç’tır. Ve Saime bu dönem katlediliyor, yıl 84 yada 85’tir. Net olarak bilinmiyor. O dönem orada bulunan ya da olaydan kesin haberdar olan diğer Parti yetkilileri; Ali Haydar Kaytan, Haydar Altun, Nizamettin Taş, Kesire Yıldırım ve Cemil Bayık’ır.

Yine o dönem göz altında da olsalar İbrahim Aydın ve Metin Gürgöze’de mutlaka bazı duyumlara sahipler. Bahsini ettiğimiz insanlardan sadece Haydar Altun hayatta değil, diğerlerinin tümü hayatta ve Abdullah’ da sahiplerinin yanındadır.

Şimdi Abdullah demek isyorki, benim olaydan heberim yok, ‘O Saime’yi niye öldürdüler’. Saime hakkında ölüm kararı verenler, uygulayanlar, seyirci kalanlar ve ilk anda duyanlarda belirtilen insanlardır.

Abdullan kendisi dışında herkesi zan altında bırakıyor. Olaydan sıyrılmak istiyor. Sessiz kalmaları (Duran Kalkan ve Cemil Bayık dışında onlar ekipden) Abdullah’ı doğrulama anlamına gelmiyor mu? Peki zan altında kalan insanların hiç mi bir cevabı olmayacak? Bu gün ‘muhalif’ durumda olan; Halil Ataç, Nizamettin Taş ve Kesire Yıldırım’ın hiç mi bir cevabı olmayacak?

Yine varsa duyumları ve ya bildikleri, İbrahim Aydın ve Metin Gürgöz’nin açıklama yapmaları gerekmiyor mu? Karar nasıl verilmiş? Suç’lama nedir? Nasıl uygulanmış? Mezarın yeri, tümünün açıklanması gerekiyor. Hiç olmazsa zan altındakilerde, Abdullah gibi, ‘masum’ olduklarını söyleme ‘cesaret’i göstersinler! Olay genel anlamda biliniyor, sadece herkesin bilgisini ve rolünü açıklaması gerekiyor. Sistem kimi nasıl kullandı? açıklanması gerekiyor..

Vicdani sorunlardır, utanmaya gelmez. ‘Benim hiç haberim yok’ demek Abdullah’ın tüm günahlarına ortak olmak demektir.

„Ali Haydar Kaytan, Siz Özel’siniz, ‘özel’ açıklamalar yapmanız gerekir. Yoksa doğduğun topraklara dönme bir yana, uzaktan bakma hakkınızı bile kaybedersiniz. Bilinmez, ‘Tanrı’ Siz’i kurtara bilir mi? Ve Suskunlar Partisi.! Bunların neden sesi soluğu, söyliyecek tek kelamları yok…! Acaba hiç mı konuşmayacaklar, ya yoldaşlık, vefa borcu.! Saime, Semir, Şener’i yakında tanıyan, onlarla yola çıkanların gün gelir konuşacakları olacak mi? Vijdanları sızlar mı?

Acaba diyoruz ki; Dersimli Saime acısını Dersimli entelektüel kadın-yoldaşı Kesire Yıldırım duyuyor mu? Hani, önceleri konuşan sonra da suskunlaşan yanını sorgular mı? Belki onunda konuşacağı gün gelir, üzerine çullanan suskunluğu dağıtır.!

Biliyormusun Sn. Kesire Yıldırım; Dersımli Saime Aşkın için neler dıyordular..

Hatırlatalım…! Saime Aşkın .. Ona diyordular ki „Kürdista’nin Rosa Lüksenburg’u”.. Ona şunu da diyordular“ baş eğmiyen ideal devrimci kadın” Ona şunu da demiştiler „yüreklerde yer alan Dersimin ilk Yildizi“.. Ve diyorlar ki „bir kızım oldu, ismi Saime olacak“ Haa sen dıyorsun…! Doğru değil mi..? Biraz daha anlatalım mı..!

Saime Aşkın; Dersim’li, direnişçi bir aile geleneğinden geliyor. Dedesi Dersim isyanında önemli görevler üstleniyor. Dersim’in kendine has özellikleri, Alevi Kültürü, Sosyalist düşünce ve sorumlu, duyarlı, paylaşmasını bilen, ortak kararlar alan, cinsiyet ayrımı yapmayan bir aile ortamında yetişiyor. Ailenin direnişçi geleneği ve yetiştirme tarzı, Saime’nin kişiliğinide şekillendiriyor.

Bu güçlü özelliklerle birlikte1975’de Kürdistan Decrimcileri’ne katılıyor.

Evleri Kürdistan Devrincileri karargahı olur, tanınan tüm önder kadrolar ve Abdullah’ında kendisi defalarca bu evde kalır. Aile Dersim’de bu olumlu özellikleriyle etkin, yetkin ve saygınlık derecesini daha da geliştirir. Bütün halkların mücadelesinde böyle saygın aileler vardır. Ya da mücadele içerisinde oluşur. Aynı durum bölgeler içinde geçerlidir. Bazı bölgelerdeki gelişme tümü etkileyebiliyor.

Bu olumlu gelişmeleri yaratan aile ve bölgelerin itinayla korunması gerekiyor.

Düşman zaten bunları hedef alıyor. Ama ‘devrim’ adına hareket edenlerin bu aile ve bölgeleri hedef almaları, eğer düşman adına değilse nedir?

Acaba, Aşkın, Şener ve Zogurlu (daha çok böyle seçkin aile var Uluasal Kurtuluş Mücadelemizde) Aileleri PKK tarafında neden hedef alındılar? Şimdi bu durumu çok iyi bilen ve çoğu ayrılan en az on dolayında o dönemin sorumlu kadroları, ki bu kadrolar aileyi ve Saime’yi çok yakından tanıyan kimselerdir, katledilmesini nasıl kabul edebildiler ve ortak oldular? Eğer yapılanlar kabul edilmiyorsa, o zaman sadece insan olmanın gereği olarak açıklanması gereken bir şeyler yokmu?

Yaşadığımız çoğrafya islami etki altındadır. Bu anlamda bir bayan, mücadele içerisinde farklı sorun ve engellerle karşılaşıyor. Bir örnek; Selim Çürükkaya, kaçış eylemini ‘Apo’nun Ayetleri ‘ adlı kitabında genişçe anlattı. Barlias’dan Beyrut’a, bilmediğiyi, tanımadığı ve tümüyle yabancı olduğu bir ülkede yollara düştü. Köprü altlarında kaldı, rastgele yerlerde konakladı ve defalarca dışarıda sabahladı. Zorlu bir kaçıştı ama başardı.

İşte bir bayanın bu şekilde kaçma eylemine girme şansı hemen hemen yok gibidir. Nedenlerini herkes tahmin edebilir. Orta doğuda egemen olan bu anlayıştan dolayı, bir bayanın inançları uğruna mücadele ederken, fazladan karşılaştığı sorunlar mevcuttur. Bunları düşündüğümüzde, bir bayanın haksızlıklara baş kaldırması, daha da anlamlılaşıyor. Ve Saime böyle bir alana, bir bayan olarak hesaplaşmaya gidiyor.!

1983’de PKK içinde mevcut olan sorunlar açığa çıktı.

İlk Avrupa’da ayrılıklar belirginleşti. Muhalif olan kesimde etkili olan Semir’dir. (Çetin Güngör) Konumuz burada Saime’nin tavrıdır. Burada üç iddia var. Birincisi; Saime, kendisi karar vermiş, sorunları tartışmak için Şam’a gitmiş. İkincisi; Abdullah tarafından çağrılmış ve Semir gitmemesini istemiş. Üç; Muhalif Grub’un, sorunları tartışmak için ortak kararıyla gitmiş. Hangisi doğru?

Çok iyi bilenler var, açıklarlar mı? Bu nedenler fazla da önemli değil. Burada önemli olan; Saime’nin duyarlılığı, cesareti, boyun egmez kişiliği, mücadeleye ve toprağa sahip çıkma anlayışıdır. Yani geçmişe sahip çıkma ve geleceği teminat altına alma eylemidir. Bilerek kendini tehlikeye atıyor, feda ediyor ve infaz anında, insanlık tarihinde, benzeri çok az bilinen, cesaret ve kararlılık gösteriyor. İnfaz alanına götürülünce, oradakilere çağrı yapıyor ve özellikle birine; ‘gelin devrimcilerin tavrını görün’ der. Bu yüce tavrı görmeye cesaret edemeyenler, infaz alanına gidemiyorlar. İnfaz anında; ‘Yaşasın Hayri’nin, Mazlum’un ve Kemal’in PKK’si, Kahrolsun 12 Eylül Faşizmi, O’nun Öcalanı ve PKK’si’ der. Saime Aşkın..

Yürekli mı yürekli, devrimci tüm erdemleri taşıyan, aynı zamanda yoldaşları için anaç özeliklere de bürünmesini bilendi.. Ve karanlıklardan gelenin korkulu rüyasi oldu.. Saime ömrünü halkımızın haklı davasına adadı, diğerleri gibi ailesini korumaya almadı, onlarıda mücadeleye kattı. Kürdistan’ın üç parçasında ve Avrupa’da yoğun faaliyetler yürüttü, basın-yayın kitle ilişkileri, kadro örgütlenmesi ve eğitim faaliyetleri, her alanda görevler aldı değerler yarattı.

Şüpheleri ve endişeleri oldu.

Geleceği teminat altına almak istedi, kararlı ve cesur davrandı.. İlkelerinden taviz vermedi ama yalnız kaldı.. Boyun eğmedi güçlü bir miras bıraktı.. Görevimiz bu mirası bilincimize yerleştirmedir. O’na saygı ve sahiplenme ancak böyle olur. Saime Kürdistan’ın Rosa’ı, Abdullah’la yüz yüze hesaplaşıyor. Mücadelenin geleceği için düşüncelerini belirtiyor, eleştirilerini yapıyor. Bir çok insanın hayatını kurtarıyor.

Tartışmaları da çok iyi bilenler var! Apo’nun üçüncü kongreye gitmeden önce öne çıkan, durumu iyi analiz eden, gerektiğinde korkusuzca tavır alan kadroları bin bir gerekçeyle vurduğunu gören sevgili Saime yanındaki yoldaşlarına “Zülfü Gök’ü vurdular, sıra bize gelecek” söylemesi yapılanları önceden görmesidir. Buna rağmen doğru-sağlam duruşunu sonuna kadar, ölüm anında haykıracak kadar susmadı.. Sonunda Saime, oyun ve entrikalarla Lolan’a gönderiliyor, peşine de infaz kararı.! Saime’nin kişiliğini ve kişiliğinin oluşmasında etkili olan Dersim’e has özellikleri tanıma ve toplumumuza mal etme, O’nun anısına bağlılığın bir gereği ve de geleceğimizin teminatıdır. Saime adı, her türlü zülme karşı, emeğe, toprağa sahiplenmenin ve korumanın adıdır..

O’ asla yoldaşlarına ihanet etmedi, sırtını dönmedi.. Ölümün kol gezdiği alanlarda suskunluğa bürünmedi.. Değerlere, yoldaşlarına tehlikenin geldiğini gördügü zaman kendini siper etmesini bilen onurlu, devrimci olmasını bildi… Saime Aşkın ..! Jar û Diyarın çelikleştirdiği kişilikte biriydi.. Mütevazi, kendinden emin, koplekslerden arınmış olduğu için ezik kişilikler onun karşısında bitecekleri korkusuna kapıldılar. Sevgili Saime seni yarınki kuşaklar tanımali, yoldaşların anmalı, yarın doğacak kız çocuklarına „Saime“ demeliyiz.. Sen yürekli Dersimın kızı hiç yanlız değilsin.. Yüreğimizdeki Dersimin ilk Yıldızı oldun…

Salih ARAS

... Bu yazımız ile ilgili görüşünüz? ...

Loading spinner
1 Yorum
  1. Simko Engizek diyor

    Saime Ana ve Sakine Ana’yi saygıyla ve özlem ile anıyorum!
    Saliha Şener Ana etrafında güzel Kürdistani çocuklar Semah döner ve Güneş alanı terk etmez!!!

    Öcalan kardeşlerin ve onun takımına olan nefretim Kemalizm ve Faşizm’i Halfeti İblis diyarında sıfırlaştı!!!

    Kürde kıyan kuçık ve kutıklara geceleri tek bir saniye uyku gelmesin-kan kussun İmralı kargası ve Hewler’de zıkkımlanan domuz suratlı kardeşi!!!

    Kaytan gibi düşkün Tunceli Çakalı zaten gebermiş

    ... Bu yazımız ile ilgili görüşünüz? ...

    Loading spinner

Yorum Yazın

E-posta hesabınızı yayınlanmıyoruz

17 − 12 =

Kullanıcı deneyiminizi artırmak için çerezler kullanıyoruz. Sorun yok, rahat olun. Size özel herhangi bir bilgiyi yayınlamıyor ya da paylaşmıyoruz. Anladım, sorun yok Daha Fazla