Vengma, hiç bir partinin borazanı değildir. Hiç bir partinin düşmanı da değidir. Kürt partilerinin doğru politikalarını destekler, yanlış politikalarını eleştirerek yol göstermeye çalışır.

Prof. Dr. Kızılhan: IŞİD katlettikçe ….

Ruken Hatun Turhallı

BasNews – IŞİD’in 3 Ağustos 2014’te Şengal’e saldırısı sadece o gün olarak kalmadı. Kuşkusuz öncesi de vardı, fakat sonrası çok daha önemli ve acı izler bıraktı. IŞID vahşeti belki çok uzun bir dönem, gelecekte dahi korkunç etkisini, travmalarını hissettirecek. Fakat, Ezdi-Kürtler açısından kat be kat daha katmerlisidir bu vahşetin bıraktıkları. Ortadoğu’da kendi halinde, etrafıyla barışçıl biçimde yaşamayı esas alan Ezdi Kürtler tarih boyunca katliamlara, soykırımlara maruz kaldılar. Kendilerini koruma adına da olsa daha çok kendi içine dönük, kendilerini daha güvenli tutabilecekleri dışa kapalı bir hayatı tercih etmek zorunda bırakıldılar. Çünkü, çevreyle iletişim onlara her zaman bir soykırım olarak geri dönüyordu. Kendi halinde, oldukça barışsever bu halk, tarihsel gelişim içinde 72 fermanla yüz yüze bırakılmış buna rağmen bugüne kadar gelebilmişti. Tarih ne yazık ki her zaman bir tekrarlar dizisiyle, güncel olarak da karşımıza çıkabiliyor. IŞİD ve Şengal gerçeği de ne yazık ki budur.

“IŞİD cephesinden sadece birkaç kilometre uzakta, IŞİD’in eline esir düşen binden fazla kadın ve kızı tedavi ettim. Failler kendilerini güvenle sunarken, kurbanları gergin ve endişeliydiler. Çoğunlukla büyük çadır kentlere sığındılar; ama geceleri gözlerini kapatır kapatmaz, IŞİD esaretinde yaşadıklarını yeniden yaşıyor, tekrardan işkence, tecavüz, çaresizlik, kaçış ve endişeye katlanmak zorunda kalacakları duygusunu yaşıyorlardı. Anne-babaları ve kardeşleri çoğunlukla ya hala teröristlerin elindeydi veya IŞİD buldozerleri tarafından toprakla kapatılan çok sayıda toplu mezardan birinde yatıyordu. Bütün bu olaylar beni bazen çaresiz ama aynı zamanda öfkelendiriyordu. Mağdurlar için dayanışma ve şefkat önemlidir. Ancak bu trajediler ve kaderler tekrarlanacağı için yeterli değildir. Yas ve keder retoriği, teröre eşlik eden bir ritüel haline gelmemeli. Ancak bunun nedenlerini analiz etmekte zayıf kalındığı için hatalar kendisini tekrarlıyor…”

Profesor Dr. İlhan Kızılhan’ı, 3 Ağustos 2014’te IŞID vahşetine maruz bırakılmış kadın ve çocukların enkaz durumuna el atan bir bilim insanı olarak tanıdık. Almanya’da psikiyatri uzmanı olan Prof. Doktor Kızılhan, sadece Ezdilerin bu korkunç travmasını sağaltan bir bilim insanı değil, insanlık için de güzel hizmetler geliştiren bir idealist olarak kuşkusuz yerini alacak değerli çalışmalara imza attı. Alman Federal Devleti bünyesinde Baden Würtemberg Eyaleti Hükümeti’nin de desteği ile katliam ve soykırım girdabında, cinsel şiddetin her türüne maruz bırakılmış Ezdi genç kadın ve Çocukların da sağaltım umudu oldu.

Prof. Doktor Kızılhan bir dizi projeler ve çalışmaları için Kürdistan Bölgesi’nin Duhok kentinde güzel hizmetlere imza attı. Kızılhan ile Son Ezdi Soykırımı dahilinde, özellikle kadın ve çocukların yaşadığı bu vahşetin bıraktıkları, sağaltım süreçlerini, dünyadaki örnekleri ile karşılaştırmalı bir biçimde, projelerini konuştuk.

Studie zum 5. Jahrestag des Genozids an den Yeziden

IŞİD’in 3 Ağustos 2014’te Şengal’e saldırısından sonra Ezdilerin soykırıma uğradığına dair Alman ‘Bild’ gazetesine önemli bir makale yazdınız. Alman siyasetçilerin dikkatini Şengal’e çekmeyi başardınız. Makaleyi hangi atmosferde, nasıl bir duyguyla yazdınız?

Bild gazetesine makaleyi yazdığımda, IŞİD terörünün, infazları sonucu, özellikle insanların umutsuzca, şuursuz bir şekilde dağlara doğru kaçıp sığınma görüntülerinden çok etkilenmiştim. Onların gözlerindeki dehşeti, korkuyu, çaresizliği, ölümü görüyor ve hissedebiliyordum. Bu görüntüler beni çok etkiliyordu. İnsanların yaşadıkları bu dehşet karşısında bir şeylerin yapılması gerektiği açıktı. 3 Ağustos 2014’te İŞİD terörünün çok saldırgan ve insanlık dışı bir yaklaşımı olduğunu görebiliyorduk. Bu yüzden IŞİD’in bir soykırım yaptığı kanaatine vardım ve yazdım. IŞİD’in ortaya çıkış nedenleri, asıl amaçları o süreçte henüz net olarak bilinmiyordu. Yazdığım makalemde acil önlemlerin alınması gerektiğini, NATO ile uluslararası güçlerin ve ülkelerin İŞİD ile mücadele etmesi gerektiğini de önerdim.

SBS Language | The lost children, not accepted by either side ...

Baden-Württemberg programı kapsamında binden fazla hayatta kalan kadın ve kız çocuklarını tedavi ettiniz. Bu programı kimlerle ve nasıl oluşturdunuz? Öncelikli olarak programa kimleri dahil ettiniz. Programınıza katılım kıstasları nelerdi?

IŞİD terörünün eline esir düşen, korunmaya muhtaç kadın ve çocukları kapsayan Baden-Württemberg projesi, eyalet hükümeti tarafından başlatıldı. Projeden önce hükümete danışmanlık yaptım. IŞİD’in elinden kurtarılan kadınları tedavi için Almanya’ya getirme kararının onayından sonra, bir ekiple Federe Irak-Kürdistan Bölgesi’ne gitmekle görevlendirildim. İlk olarak Erbil hükümeti ile Kürdistan Bölgesi’nde çalışarak, İŞİD’in elinden kurtulan kadınları Almanya’ya getirmemizi kapsayan sözleşmeler yaptık. Daha sonra Duhok’ta bir ofis açtık ve burada 1400 kadını tedavi ettim. Çalışma ekibimizle birlikte durumu ağır ve travmatik olanları Almanya’ya getirmeye karar verdik.  Aslında daha fazla sayıda kişiyi Almanya’ya getirebilme olanakları vardı. Ancak, siyasi karar gereği sadece 1000 kadın ve çocuğun getirilmesine müsaade edildi. Bu nedenle kimlerin bu proje kapsamında Almanya’ya getirileceği kararını vermek çok kolay olmadı. Projede sadece Ezdiler değil, aynı zamanda bazı Şii kadınlar ve küçük bir Kakai grubu da vardı. Ancak, Ezdiler en çok etkilenen, daha büyük gruptu ve bu nedenle çoğunluğu Ezdi kadınların oluşturduğu bu grubu Almanya’ya getirdik. Kürdistan bölgesi ve Ezdi kamplarının bulunduğu Duhok kentinde temel psikolojik bakım yetersizdi. Federe Irak Kürdistan Bölgesi’nde toplamda 26 psikolog vardı. Maalesef bunlarda travma tedavisi konusunda yeterince eğitimli değillerdi.

2014 ve 2015 yıllarında sadece Ezdilerin değil, aynı zamanda Kürt toplumunun, tecavüze uğrayan kadınları nasıl karşılayacaklarını, onlara nasıl davranacaklarını bilmiyorduk. Ayrıca kadınların dışlanmalarından ve kendi toplumunda yeniden kabul görememelerinden de endişe ediyorduk. Bu nedenle bu kadınları ve çocukları Almanya’ya sadece tedavi için getirdik. Kürdistan’daki çalışmalarımıza paralel olarak, Almanya’da 21 kent idari yönetimine, belediye başkanlarına, hastanelere, doktorlara, psikologlara, sosyal hizmet uzmanlarına ve çevirmenlere eğitim verdik. IŞİD esaretinden kurtulmuş ya da kurtarılmış kadınlar ve çocuklar Almanya’ya özel uçuşlarla geldiklerinde, her şey zaten önceden organize edilmişti.

İŞİD esaretinden kaçıp kurtulan veya kurtarılmış Ezdi kadınları, önce Baba Şeyh kabul etti, sonra Ezdi topluluklarına kabul ettirdi ve onları kutsadı. Baba Şeyh ile bu konuya ilişkin çok sık görüşmelerim oldu. Baba Şeyh bu kararı verdiği için bireysel olarak çok mutlu oldum.

IŞİD tarafından zorla alıkonulan Ezdi kadınlar IŞİD’in esaretinde çok ağır şeyler yaşadılar, en ağır insanlık dışı uygulamalara katlanmak zorunda kaldılar. Bir psikoterapist ve bu alanda uzman biri olarak, bu yaşananları bize nasıl anlatırsınız?

2015’ten itibaren çok sık olarak Kürdistan bölgesini ziyaret ediyorum, bu konuda yerinde çalışmalar yapıyorum. IŞİD cephesinden sadece birkaç kilometre uzakta, IŞİD’in eline esir düşen binden fazla kadın ve kızı tedavi ettim. Failler kendilerini güvenle sunarken, kurbanları gergin ve endişeliydiler. Çoğunlukla büyük çadır kentlere sığındılar; ama geceleri gözlerini kapatır kapatmaz, IŞİD esaretinde yaşadıklarını yeniden yaşıyor, tekrardan işkence, tecavüz, çaresizlik, kaçış ve endişeye katlanmak zorunda kalacakları duygusunu yaşıyorlardı. Anne-babaları ve kardeşleri çoğunlukla ya hala teröristlerin elindeydi veya IŞİD buldozerleri tarafından toprakla kapatılan çok sayıda toplu mezardan birinde yatıyordu. Bütün bu olaylar beni bazen çaresiz ama aynı zamanda öfkelendiriyordu. Mağdurlar için dayanışma ve şefkat önemlidir. Ancak bu trajediler ve kaderler tekrarlanacağı için yeterli değildir. Yas ve keder retoriği, teröre eşlik eden bir ritüel haline gelmemeli. Ancak bunun nedenlerini analiz etmekte zayıf kalındığı için hatalar kendisini tekrarlıyor. İnsanlar neden bu terör örgütlerine katılıyor? Totaliteristliğin özellikle soykırımların, katliamların ve toplama kamplarının ağır yaşandığı 20’inci yüzyıldan sonra halen IŞİD gibi totaliter faşist-İslamlaştırılmış grupların bir rönesans yaşayabilmeleri ve soykırım yapmaya devam etmeleri nasıl mümkün olabilir? Sorularına gerçekçi cevaplar bulunması gerekiyor.

IŞİD’in bu kadınlara uyguladığı zulmü, yaşadıkları kabus, dehşet anlarını, korkularını, acılarını, keder ve endişe duyguları ile nasıl başa çıktıklarını anlamaya çalıştım. Çünkü, tümüyle travma geçirmişlerdi. Aynı zamanda, onların dirayetli duruşları, umutları bana çok fazla güç verdi. Biraz destekle hayatta kalmak için savaşmaya devam ettiklerini, bir gelecek kurmak istediklerini hemen hemen hepsinde gördüm. Bu stres, yoğun çalışma sürecinde bu güçlü duruşları benim için de büyük bir motivasyon oldu.

Wie ein Psychologe aus Villingen-Schwenningen Gutachten über ...

“Biz de Ezdî hastalarımızdan bilim anlamında çok şey öğrendik. Bu proje kapsamında çok sayıda yeni konsept uyguladık.” dediniz. Onların tedavi süreçlerinde yeni   psikoterapi yöntemlerini açığa çıkartarak Dünya psikoterapi sağlık literatürüne nasıl bir katkınız oldu? Bu sonuçlara nasıl ulaştınız?

Ezdiler ve Kürtler üzerine yürüttüğüm önceki çalışmalarımdan, atalarının birçok katliam ve soykırım yaşadığını biliyordum. Burada, bir nesilden diğerine geçen transgenerasyonel travmadan bahsediyoruz. Aynı zamanda, Halepçe, Enfal, Efrin ve Şengal gibi tüm toplumun etkilendiği kolektif travmalar var. Buna ek olarak, elbette, herkesin kendi bireysel travması var. Bu üç travma şekli şu ana kadar hiç araştırılmamıştı. Yeni tedavi yöntemleri geliştirmek için, yıllardır veriler ve genetik incelemeler yoluyla bilimsel olarak bunu kanıtlamaya çalışıyorum. Bu nedenle, son 5 yılda 20’den fazla çalışma yaptım ve bunları uluslararası görünürlükte yayınladım. Bu yeni araştırma yaklaşımı ile ilgili olarak ABD, Kanada, İsrail ve Almanya’daki üniversitelerle iş birliği yapıyorum. Duhok Üniversitesinde, bu alanda daha fazla araştırma yapmak ve soykırımlardan sonra psiktraumatolojinin derin yönleri hakkında daha fazla bilgi edinmek istiyoruz ve buna yönelik çalışmalarımızı geliştiriyoruz.

Baden-Württemberg programı çerçevesinde gerçekleştirdiğiniz mağdurlarla görüşmelerden sizi en çok etkileyenler hangileri oldu?

Çocukların ve genç kadınların çektiği acılar beni çok etkiledi. 9 yaşındaki bir küçük kız çocuğu, 10 ay boyunca IŞİD´in esaretinde kaldığında, defalarca satılıp, tecavüze uğradıysa, insanlara ve insanlığa olan inancınızı kaybedebilirsiniz. Örneğin bir insan nasıl olurda 1 buçuk yaşındaki bir kız çocuğunu bir kutuya koyar ve 7 gün boyunca ölene kadar kızgın güneşin altında bekletir.  Çocuğun ölmesi ardından annenin kızını gömmesine bile izin vermez? Bu örnekteki çocuğun annesi bugün diğer iki çocuğuyla birlikte Almanya’da yaşamına devam ediyor. Bir hafta boyunca çocuğuna yapılan eziyetleri izlemek zorunda bırakılmasını ve bebeğinin acı içinde ölümünün görüntüleri halen gözlerinin önünden gitmiyor. Bu acı her aklına geldikçe tekrar tekrar aynı anları yaşıyor.  Aynı anne yaşadıklarıyla birlikte diğer iki çocuğunu da korumak zorunda kaldı. IŞİD´li teröristler diğer çocuklarını da öldürmekle tehdit ediyordu. Onların yaşadıklarını dinlemek bile insana dehşet verirken, anne ve kardeşlerin bunu canlı canlı yaşamış olmalarını tasavvur bile etmek içten değil. Kolay değil. Fakat şiddet üzerine yaptığım araştırmalar sayesinde, maalesef insanların kötülük için çok fazla potansiyellerinin olduğunu, kültür, din ve bilime rağmen çok acımasız olabileceklerini ne yazık ki biliyorum.

Jan Ilhan Kizilhan (personal account) on Twitter: "Good stories ...

Hayatta kalanların, aileleriyle birlikte yabancı ülkelere mülteci olarak yerleştirilmesi, acil çözüm olarak kabul gördü. Uzun vadede hayatta kalanlar için nasıl bir projelendirmeye gidilmeli sizce?

Yerel halka yardım etmeye çalışmalıyız. Bu, Irak’ta siyasi bir karar gerektiriyor. Ezdiler Şengal’e geri dönmek zorundalar. Ancak bunun için, oranın yeniden inşa edilmesi ve yeterli güvenlik sağlanması en önemli durum. Orada hala IŞİD ve diğer terör örgütleri insanları tehdit ediyor.

Duhok Üniversitesi’nde ve bölgede terapistleri eğitmeye çalışıyoruz. Böylelikle Kürdistan’da uzun süreli Kürt psikoterapistler olacak ve insanları kendileri tedavi edecek duruma gelecekler. Bununla birlikte, şu an Orta Doğu’da zor görünse de prensip olarak, demokratik yapılar oluşturulmalı ve bu ülkelerdeki tüm azınlıkların haklarının tanınması gerekiyor.

Bir röportajınızda Ruanda ve Bosna’daki soykırımlardan hayatta kalanlarla da çalıştığınızı ancak, Ezdilerin karşılaştığı vahşet gibisini hiçbir yerde görmediğinizi söylüyorsunuz. ‘IŞİD’in Psikolojisi’ adlı kitabınızda, IŞİD üyelerinin işledikleri korkunç suçların ardındaki psikolojik nedenleri irdelediniz. IŞİD’in vahşetini diğerlerinden ayıran nedir?

Bosna ve Ruanda’da uygulanan baskılar sonucu toplumsal düzen geriledi, insani özellikler bastırıldı ve bir saldırganlığa dönüştü. Soykırım için daha önce ideolojik bir birikim yoktu. ISİD, Selefiliğe, Vahabiliğe ve diğer radikal gruplara dayanarak, maalesef Kur’an ve İslam’ı ustalıkla kullandı. Böylelikle sadece Umma’ya mensup kişilerin bu dünyayı yönetme ve yaşama hakkına sahip olduğunu söyledi ve buna dayalı yeni bir faşist ideoloji yarattı. IŞİD’e göre bunun dışında kalanların köle olmaları veya öldürülmeleri gerekiyor. Bu ideoloji kadınlara düşmanca davranıyor ve toleransa asla izin vermiyor. İslam tarihine dayandığını iddia ediyor ve böylece şiddetini meşrulaştırıyor. Kadınlara ve genç kızlara, sadece mensup oldukları toplulukları aşağılamak, onlara hakaret etmek ve onurlarını yok etmek için tecavüz etmiyorlar, aynı zamanda tecavüz yoluyla onların artık Müslüman olacaklarına inandıkları için “ideolojik olarak” Müslüman olmayan kadınlara tecavüz ederek amaçlarına ulaştıklarını düşünüyorlar. Dolayısıyla IŞİD için tecavüz bir dönüştürme (konvertieren) yöntemidir. Başka bir nokta ise, ideolojileri nedeniyle kendilerine ait olmayan herkesi insan olmaktan uzaklaştırıyorlar. Onları insan olarak görmüyorlar. Almanya’daki Nazi rejiminde, Yahudilere karşı olduğu gibi, insanların, insanlıktan çıkarılmaları durumu var. Bunu röportaj yaptığım bazı IŞİD savaşçılarının söylemlerinde de gördüm. Yani bir tavuk keserken bile, Ezdi, Hristiyan ya da Şii bir çocuğu keserken yaşadıkları üzüntüden daha fazla üzüldüklerini söylediler.

Şiddet olayları çalışmalarında görüldüğü üzere, şiddet uygulayanlar, özellikle IŞİD´li teröristlerde olduğu gibi, şiddet aktörleri uzun süre şiddet yöntemini kullandıklarında, bir süre sonra bundan zevk almaya başlıyorlar. Biz buna, iştah açıcı psikoloji, diyoruz. Bunlar, daha sonra daha da acımasız hale gelerek, kurbanlarını öldürene kadar, nasıl daha fazla acı verebileceklerini düşünüyorlar. Bu psikolojinin aynı türevi cezaevlerinde tutsaklar üzerinde uygulayan işkenceciler vakalarında yaşıyoruz.

Eğer IŞİD savaşçıları bu totaliter ideolojiye ikna olmuşlarsa, yaptıkları davranışlarının doğru olduğuna inanırlar ve o zaman psikolojik olarak hasta olmazlar. Ancak vicdanları azda olsa harekete geçerse, suçluluk duygusu gelişirse, Vietnam, Afganistan ve Irak’taki birçok ABD askerinde görüldüğü gibi psikolojik olarak hastalanır ve kurbanlarına yaşattıkları şekilde travma geçirirler.

SBS Language | The lost children, not accepted by either side ...

Tedavi sürecinizdeki mağdur genç kadınlar, anlatımlarıyla uluslararası kamuoyu vicdanında, derin bir etki yarattılar. Şengal jenosidi’nin tanınması mücadelesinin tanınan yüzleri oldular. Küllerinden yeniden doğan bu genç kadınların gelişim seyrini bize kısaca anlatır mısınız?

Özellikle Ezdi ve genel olarak Kürtler’in tarihini analiz edersek, zaten yüzyıllardır katliam, soykırım ve kaçış mağduru olduklarını görürüz. Tarihsel Kürt travma tarihi, Kürt müziğinin, hikayelerinin ve geleneğinin bir parçası haline geldi. Bunun elbette olumsuz sonuçları da var. Mağdur kimlik kültürü, kendi halkına güvensizlik, Araplar, Persler ya da Türkler gibi faillerin yüceltilmesi gibi. Benzer birçok örnek var. Buna karşın oluşan direnç kimliği, pes etmeme ve unutmamanın diğer bir yüzü de var. Ezdi kadınlar bize anlatımlarında, ebeveynlerinin onlara sürekli olarak anlattıkları atalarının katliamlara karşı direniş hikayelerini ve yaşadıklarını bu anlarında anımsadıklarını söylediler. Onlar da atalarının geçmişte yaşadıkları Ezdi Fermanı, IŞİD’in uyguladığı soykırım ile eş anlamlı hale geldi. Bu anlatımlar, direniş kimliği, birçok kadın ve erkeğin hayatta kalma, sorunların üstesinden gelmesinde biyolojik gücünü pekiştirdi. Atalarının deneyimleri dolaylı olarak hayatta kalmalarını ve pes etmemelerini sağladı. Nadia Murad, Dalal, Farida gibi birçok kadın için durum böyledir. Kendilerinin birer kurban değil, soykırımdan sağ kurtulanlar olduklarını ve onlara tecavüz eden IŞİD’lilerin onursuz insanlar oldukları kanaatine vardılar. Bu genç kadınlar, ataerkil olan Ezdi toplumunda, artık kendi halkının sesi oldular ve bu yapıyı gün geçtikçe değiştiriyorlar. Böylece uzun vadede onur-namus, kadınlara karşı baskı vb. gibi eskimiş değerlerin ve normların değişeceğine dair umut veriyorlar.

15 yaşındayken IŞİD tarafından kaçırılan Eşwak Haci Hamid Telo, kendisine cinsel istismarda bulunan Bağdatlı-IŞİD mensübu Ebu Human lakaplı Muhammed Reşit ile yüzleşti. Bu görüşmenin çekimleri medya gündemine oturdu. Bu tarzda yüzleşmelerin,  genç kızın yaşadığı acıların bu şekilde servis edilmesini, bir uzmanı olarak nasıl görüyor ve değerlendiriyorsunuz?

Eşwak, işkencecisiyle karşılaşmadan kısa bir süre öncesine kadar tedavi görüyordu. O yüzden ben bu yüzleşmeye karşıydım çünkü; Eşwak hala stabil değildi ve durumunun daha da kötüleşmesi, hatta kendisine zarar vermesi riski bulunuyordu. Şayet insanlar yeterince stabil değilse, travma ile yüzleşmelerini önermeyiz. Çünkü; sonuç yıkıcı olabilir. Yeterince stabil olmaları durumunda ve kendileri de bu travma ile başa çıkmak istiyorlarsa, hazırlık, destek ve sonrasında bakım süreçleri önemlidir. Eşwak için durum ne yazık ki böyle değildi.

Jan Ilhan Kizilhan (personal account) on Twitter: "Ashwaq is ...

Siz proje kapsamında birçok kez Kürdistan Bölgesi’ndeki alanlarda, incelemelerde bulundunuz. Bölgedeki Ezdi kadın ve çocukların durumlarını ele aldığınızda nasıl değerlendirirsiniz? Yapılanlar ve yapılması gereken şeyler nelerdir?

Irak, Ezdilerin bin yıllardır yaşadıkları topraklarında ve yerleşim alanlarında kalmalarını sağlamak için, o coğrafyayı yeniden inşa etmek zorundadır.Uzlaşma ve barış içinde bir arada yaşamak için, IŞİD terörünün ve tüm tarafların (örneğin Irak ve Kürt hükümeti, Ezdi örgütleri, Peşmerge güçleri ve PKK´ye yakın organizasyonların) rollerinin açıkça yeniden ele alınması ve değerlendirilmesi gereklidir. Bu, tutuklanan IŞİD’li teröristlerin Kürdistan Bölgesi ve Bağdat’ta yargılanmasını da içeriyor. Soykırımın tanınması, mağdurların tazminatlarla tazmin edilmesi ve yerleşim alanlarının Irak ve / veya uluslararası mahkemeler tarafından yeniden inşası gereklidir. Ulusal ve uluslararası düzeyde siyasi tartışma ve diyaloğu ilerletmek için, mevcut aşamada Birleşmiş Milletler himayesinde ve Kürt bölgesel yönetiminin ve Ezdi temsilcilerinin liderliğinde, çok uluslu bir Task Force yani görev gücü gereklidir. Bu bağlamda, Irak’ta Ezdi ve diğer azınlıkları koruyabilecek yeni yapılara ihtiyaç vardır.

IŞİD tarafından kaçırılan kadınların birçoğu yaşadıkları tecavüzler sonucu hamile kaldı. Çocukları doğurmak zorunda bırakıldılar. Esaret sonrası birçok nedenden dolayı bu çocuklar yuvalara verildi. Siz bu durumu nasıl değerlendirirsiniz?

Esaret altında tecavüze uğrayan ve bu nedenle çocuk sahibi olan Ezdi kadınların acilen yardıma ve desteğe ihtiyacı var. 2018 yılı sonundan beri, birçoğu IŞİD esaretinden kaçtı. Daha uzun süre esaret altında oldukları için diğerlerinden çok daha az stabil görünüyorlar. Bu kadınların çocuklarının da acil desteğe ihtiyacları var. Ne yazık ki, birçok nedenden dolayı Ezdi toplumu bu çocukları kabul etmiyor. Irak anayasası çocukları Müslüman olarak kaydetmek istiyor ve eğer Ezdi anneleriyle kalırlarsa, anneler de Müslüman olmalı, çünkü; Müslüman çocuklar sadece Müslümanlar tarafından yetiştirilebilir. Ne Kürdistan´daki, ne Irak’taki hükümetin ve ne de Ezdi toplumunun, IŞİD’den sonra kendi hükümeti ve cemaati tarafından cezalandırılan bu kadınlar ve çocukları koruyabilmek için maalesef bir konsepti yok. Uluslararası bazı kurum ve hükümetlere, bu kadın ve çocukların korunması ve topluma entegrasyonlarının sağlanmasını içeren bazı proje önerileri sundum ve bunlardan en kısa zamanda olumlu bir cevap umud ediyorum.

... Bu yazımız ile ilgili görüşünüz? ...

Loading spinner

Yorum Yazın

E-posta hesabınızı yayınlanmıyoruz

twenty + 11 =

Kullanıcı deneyiminizi artırmak için çerezler kullanıyoruz. Sorun yok, rahat olun. Size özel herhangi bir bilgiyi yayınlamıyor ya da paylaşmıyoruz. Anladım, sorun yok Daha Fazla